Alman milletvekili Tomasz Froelich'in şu sözleri aslında son yılların en önemli siyasi tespitlerinden biridir:

"Türkiye'nin artık Avrupa Birliği'ne ihtiyacı yok. Bunun sorumlusu da Avrupa."

Ve ardından gelen ikinci cümle:

"Türkiye'nin sizin ahlak derslerinize ihtiyacı yok."

Bazı sözler vardır; uzun analizlerin, kalın raporların ve yıllarca süren tartışmaların özeti gibidir. İşte bu iki cümle de tam olarak böyledir.

Türkiye, yaklaşık yarım asır boyunca Avrupa Birliği kapısında bekletildi. Sürekli yeni şartlar öne sürüldü, yeni kriterler icat edildi, yeni bahaneler üretildi. Bir gün ekonomi denildi, ertesi gün demokrasi; bir gün insan hakları denildi, ertesi gün kültürel meseleler. Türkiye ne yaparsa yapsın, hedef çizgisi sürekli ileri taşındı.

Çünkü mesele hiçbir zaman kriterler değildi. Mesele, güçlü ve bağımsız bir Türkiye'nin Avrupa'nın bazı çevrelerinde oluşturduğu rahatsızlıktı.

Bugün ise tarih farklı bir noktaya gelmiştir.

Savunma sanayiinde kendi teknolojisini üreten, enerji koridorlarının merkezinde yer alan, Afrika'dan Orta Asya'ya kadar etkisini artıran, bölgesel krizlerde masaya oturmadan çözüm üretilemeyen bir Türkiye vardır. Artık eski Türkiye yoktur.

Daha önemlisi, Avrupa Birliği de eski Avrupa Birliği değildir. Kendi içinde ekonomik, demografik ve siyasi krizlerle mücadele eden bir yapı haline gelmiştir. Bir zamanlar cazibe merkezi olarak görülen birlik, bugün birçok konuda kendi geleceğini tartışmaktadır.

Bu nedenle Froelich'in sözleri yalnızca bir milletvekilinin görüşü değildir. Bu sözler, Avrupa'da giderek daha fazla insanın kabul etmek zorunda kaldığı bir gerçeğin ifadesidir.

Türkiye'nin geleceği, Brüksel koridorlarında onay beklemek değildir. Türkiye'nin geleceği; üretmek, güçlenmek, teknoloji geliştirmek, milli kapasitesini artırmak ve çok kutuplu dünyanın yükselen aktörlerinden biri olmaktır.

Asıl dikkat çekici olan ise ikinci cümledir:

"Türkiye'nin sizin ahlak derslerinize ihtiyacı yok."

Yıllardır Türkiye'ye demokrasi, hukuk ve insan hakları dersi vermeye çalışan bazı Avrupa çevreleri; kendi ülkelerinde yükselen yabancı düşmanlığını, İslam karşıtlığını, çifte standartlarını ve sömürge geçmişlerini görmezden geldi. Gazze'de yaşanan insanlık dramı karşısında sergilenen tutum ise bu ahlakî üstünlük iddiasının ne kadar tartışmalı olduğunu bütün dünyaya gösterdi.

Artık Türkiye'nin ihtiyacı olan şey dışarıdan gelecek nasihatler değildir. Türkiye'nin ihtiyacı olan şey; kendi potansiyeline güvenmek, kendi yol haritasını çizmek ve kendi medeniyet birikiminden güç almaktır.

Belki de Alman milletvekili farkında olmadan büyük Türk milletine bir gerçeği hatırlatmıştır:

Bir millet, kendi gücünü keşfettiği gün başkalarının kapısında beklemeyi bırakır.

Türkiye'nin kurtuluş reçetesi de tam olarak budur.

Kendi ayakları üzerinde duran, kendi kararlarını veren, kendi geleceğini kendi iradesiyle inşa eden güçlü Türkiye.