Siyasetimizin en büyük yapısal sorunlarından biri, kendi evindeki meseleyi milletin hakemliğinde çözmek yerine, kapı kapı dolaşıp dış dünyadan medet umma hastalığıdır.

Bunun son örneğini, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Ankara Zirvesi ve kritik NATO görüşmeleri öncesinde Financial Times’a gönderdiği yazıda bir kez daha gördük.

​Özel, Batı dünyasının en etkili ekonomi ve siyaset yayınlarından birine adeta bir "ihbar mektubu" kaleme almış. Satırlara bakıyorsunuz; "Erdoğan artık eski gücünde değil," "Türkiye güvenilir ortak olamaz," "Bugün Washington’a, yarın Moskova’ya döner," "Otoriter yönetime meşruiyet kazandırmayın..."

​İnsan okurken sormadan edemiyor: Sayın Özel, siz Türkiye Cumhuriyeti’nin ana muhalefet lideri misiniz, yoksa NATO ülkelerinin liderlerine brifing veren bir dış politika danışmanı mı?

​Uluslararası ilişkilerin o soğuk, pragmatik ve tamamen "çıkar" üzerine kurulu dünyasından o kadar bihabersiniz ki, Washington’daki, Londra’daki veya Paris’teki liderlerin bu satırları okuyunca demokrasi aşkıyla yanıp tutuşacağını falan sanıyorsunuz. Gerçek dünya böyle dönmüyor. Realpolitik denen o acımasız çarkın içinde, NATO liderleri bu çocukça mızmızlanmayı, bu zayıf şikayet tonunu ancak istihza ile, yani bıyık altından gülerek izlerler.

​Çünkü o masada oturan her lider bilir ki, devlet yönetmek bir mektup yazarak yabancı başkentlerden adalet ya da meşruiyet talep etme işi değildir. Muhtemelen o mektubu okuyan Batılı bir devlet başkanı içinden şu cümleyi geçirmiştir: "Yahu Özgür Bey, madem durum bu kadar vahim, bunları bize niye anlatıyorsun? Biz senin ülkenin seçmeni miyiz? Eğer haklıysan, git bu anlattıklarına Türk milletini ikna et, sandıkta hesabını gör."

​Bir siyasetçinin kendi ülkesinin liderini, kendi ülkesinin yönetim sistemini yabancı liderlere şikayet ederek iktidar alternatifi olmaya çalışması tam bir vizyonsuzluk faciasıdır. Batı’ya "Erdoğan’ı meşrulaştırmayın" diye yalvarmak, aslında "Biz içeride onu kendi gücümüzle, halkın desteğiyle tasfiye edemiyoruz, ne olur bize dışarıdan yardım edin" demektir. Bu, Türk siyasi tarihinin en büyük eziklik psikolojilerinden biridir.

​Demokrasi mücadelesi Financial Times sayfalarında, NATO kulislerinde verilmez. Bu aziz millet, kendi kaderini tayin edecek basirete de güce de sahiptir. Eğer ana muhalefet partisi iktidar olmak istiyorsa, yüzünü Washington'ın ya da Moskova'nın koridorlarına değil; Anadolu’nun, Trakya’nın meydanlarına dönmelidir.

​Yabancı liderlerin kapısında şikayet sırasına girenler, ancak o liderlerin istihzalı gülüşlerine malzeme olurlar; bu milletin geleceğine yön veren birer aktör asla olamazlar.