Ya arkadaş…
Bir Allah’ın kulu çıksın da desin ki:
“Eyy Tunç Soyer, sen şu kadar parayı cebine koydun. Elin de, adın da yolsuzluğa karıştı.”
Diyemezler…
Diyenin alnını karışlarım.
Çünkü ortada iddia var gibi yapılıyor…
Ama iddianın içi yok.
Suçlama var deniliyor…
Ama suçun tarifi yok.
İnsan gerçekten anlamakta zorlanıyor.
Daha doğrusu…
Anlamamak için özel çaba harcamak gerekiyor.
+++
Gece yarısı…
Bir insan savcılığa çağrılıyor.
Ama neden çağrıldığını bilmiyor.
Daha doğrusu…
Bilen var mı, o da belli değil.
Çünkü ortada suç var deniliyor…
Ama suçun adı yok.
+++
Tunç Soyer…
Bir dönem İzmir’i yöneten büyükşehir belediye başkanı…
Dosyalar açılıyor…
Kapanıyor…
Tekrar açılıyor…
Tutuklanıyor…
Tahliye ediliyor…
Yeniden tutuklanıyor…
Ama hala kimse çıkıp açık açık şunu diyemiyor:
“Senin suçun bu.”
Diyemiyorlar.
Çünkü ortada suçtan çok,
suç üretme telaşı var.
+++
Bakın mesele artık bir kişi meselesi değildir.
Mesele şudur:
Bir insan…
Neyle suçlandığını bilmeden
nasıl savunma yapar?
Savunma dediğiniz şey,
bir isnada karşı yapılır.
Ortada somut isnat yoksa…
Savunma da olmaz.
Soyer’in dediği gibi:
“Bilmiyorum ki neyle suçlandığımı…”
Daha açık ne söylenebilir?
+++
Dosyalar bölünüyor…
Kooperatif ayrı…
İZBETON ayrı…
Etap etap…
Parça parça…
Ama iddia yok.
Delil yok.
Para hareketi yok.
MASAK raporu geliyor…
Ve ne diyor?
“Şüpheli bir işlem yok.”
Yani…
Paranın izi yok.
Ama suç var deniliyor.
Şimdi soralım:
Paranın olmadığı yerde
zimmet nasıl olur?
İmzanın olmadığı yerde
sorumluluk nasıl doğar?
Bağlantının olmadığı yerde
suç nasıl kurulur?
Savcı anlatsın.
Hakim anlatsın.
Nerede suç?
Ne suçu?
Biz de bilelim.
+++
Daha da vahimi ne biliyor musunuz?
Hakim karşısına çıkan insan,
önce kendi suçunu öğrenmeye çalışıyor.
“Ne ile suçlanıyorum?” diye soruyor.
Ama cevap yok.
Düşünün…
Bir insan hakim huzurunda,
kendi hakkında kurulan iddiayı öğrenmeye çalışıyor.
Ama anlatan yok.
Sonra dönüp “savunma yap” deniliyor.
Neye karşı?
Kime karşı?
Hangi delile karşı?
Hangi isnada karşı?
+++
Türkiye’de “yedek tutuklama” denilen garabeti zaten konuşuyorduk.
Şimdi yeni bir aşamaya geçtik:
Yedek tutuklamanın yedeği…
Yani tahliye ihtimali mi doğdu?
Yeni dosya hazır.
Suçlama mı zayıf kaldı?
Yeni başlık hazır.
Delil mi çıkmadı?
Dosyayı böl, yeniden dene.
Vallahi yedek tutuklamanın yedeğini de gördük ya…
Ölsek de gam yemeyiz.
Çünkü hukuk adına böylesi bir garabeti görmek de bu memlekete nasip oldu.
+++
Adalet dediğimiz şey…
Bir gün herkese lazım olacak olan şeydir.
Ama bugün geldiğimiz noktada,
adalet şuna dönüştürülmüş durumda:
Önce tutukla…
Sonra suç ara…
Bulursan ne ala!
Bulamazsan biraz daha ara…
Ama içeride yatan bir insan be kardeşim,
insan…
Dışarıda acıyı çeken aile be kardeşim,
aile…
Can bu…
Hayat bu…
Onur bu…
Kimsenin elinde oyuncak değil.
+++
Ve en acısı ne biliyor musunuz?
Bu tabloya alışmamız…
Gece yarısı ifadelerine…
Suçsuz dosyalara…
Cevapsız sorulara…
İzahsız tutuklamalara…
Alışmamız.
Asıl tehlike budur.
Çünkü hukuksuzluk kadar korkunç olan bir şey varsa,
o da hukuksuzluğun sıradanlaşmasıdır.
+++
Kızgınlar…
Haklılar…
Ama yılgın değiller.
Çünkü bu ülkede hala şu söze inanan insanlar var:
“Adalet mülkün temelidir.”
Ama unutulan bir şey var:
Temel çürürse,
bina ayakta kalmaz.
Önce sallanır…
Sonra çatlar…
Sonra çöker.
Ve çöken binanın enkazını kaldırmak,
onu çökertmekten daha zordur.