İnsanoğlu’nun...
Vazgeçilmez tutkusudur...
Doğup, büyüdüğü topraklarda yaşamak...
Hatta...
Derme çatma bir barakada ömür sürdürse de...
Kapının önündeki toprağın kokusu bile...
Yaş aldıkça “en değerli hazine” gibi gelir hepimize...
*
Önceki sabah, yolumu değiştirdim…
Doğduğum sokaktan geçtim…
Şarkılardaki gibi…
“Bir tatlı huzur almaya geldim” dercesine…
60 yıl öncesine gittim…
(Kendimi bildiğim, 8-10 yaşları…)
Tarihi adıyla “Bornova Sokağı” olarak bilinen…
Alsancak Garı'nın çaprazındaki 1469 Sokak'tan girdim…
Denizle vapur iskelesinde kucaklaştım…
*
Çevreye göz atarken...
İçinizden ister istemez neler neler geçiyor...
Mesela...
Yıllar sonra bu kadim şehir İzmir...
Allah ömür verirse...
Size... Bize... Hepimize... Ve dahi bugünün miniklerine...
Acaba nasıl görünecek?
Gökdelenler “Güzel İzmir”i daha fiyakalı yapsa da...
Yıllar öncesini anarak...
“Bir zamanlar İzmir’de yaşamak daha lezzetliydi!”
Demek zorunda kalabilir mi, İzmir halkı?
*
İçimiz kıpır kıpır ise...
Bir bilene sormak faydalı olacak...
Güzel İzmir “çeyrek asır” sonra yani “2050”lerde...
Yarının kuşaklarına nasıl görünecek?
Geride bıraktığımız yılların İzmir Mimarlar Odası Başkanı...
Bugünlerin İzmir Ekonomi Üniversitesi...
Mimarlık Bölümü Dr. Öğr. Üyesi İlker Kahraman’ın...
İzmir’in geleceğine ışık tutan çalışmalarından biraz yararlanalım...
Açılış cümlesi bile şahane...
Diyor ki, İlker Kahraman hoca:
“İzmir, 8 bin 500 yıllık birikimiyle sadece bir coğrafi nokta değil; (Doğunun en batılı, batının ise en doğulu) yüzü olarak tarihin her döneminde bir sentez merkezi olmuştur...”
Zaten bu nedenledir ki, İzmir tartışmasız bir gözbebeğidir!
*
İzmir'in nüfusunun 2050'de 10 milyonu geçmesi mümkün mü?
Acaba o günlerde de…
İzmir “emekliler şehri” olarak anılmaya devam edecek mi?
İlker Kahraman Hoca’nın cevabı…
Bakalım sizi de şaşırtacak mı?
“Sağlam soru; ama İzmir'in bir şansı var… Tüm dünya ile istediğiniz yerden istediğiniz bağlantıyı kurabiliyorsunuz... Biz çalışanlar artık evleri ofise çevirmeye ve zamanımızı daha sağlıklı ortamlarda geçirmeye başladık… Şimdi, ben sorayım size… Evinden çalışabilecek ve ardından da kalan zamanını keyifli geçirmek isteyen insanlar nerede olmak ister? Bildiniz; İzmir!.. İşte, o İzmir bu nedenle bu kadar değerli… İzmir bu nedenle gözde bir şehir...”
Tam da bu sırada “malum” soruyu sormanın vaktidir!
İzmir'i aşkla sevmezseniz…
Bu kadim şehirde yaşayamazsınız…
Ömrünüz elverdiğince…
Doğduğunuz günden itibaren…
Yaş aldığınız her yıl...
O “efsunlu” şehir de…
Sizinle birlikte gelişir; güzelleşir…
İzmir…
Hiç görmeyenler için bile “rüyalara yerleşmiş” bir kent olarak…
Tarihe iz bırakmıştır…
Mesela…
Fransa'nın en güçlü yazarlarından Victor Hugo…
Hiç görmediği İzmir için…
Neden şu satırların sonuna altın değerindeki imzasını bıraksın?
“İzmir, bir prensestir çok güzel küçük şapkasıyla… / Mutlu ilkbaharlar durmaksızın onun çağrısına yanıt verir… / Nasıl vazo içindeki çiçekler gülümserse… / O da denizler arasından ışıldar… / Hatta Arşipel'in yaratılışından çok daha tutkulu...”
*
İmrendirerek anlatmaya çalıştığımız İzmir…
Arkeolojiye ömrünü adayanlara göre…
An itibarıyla 8 bin 500 yaşında…
Sayısız medeniyetlere ev sahipliği yaptı…
Belki de…
Bi'o kadar daha ilk'leri sahiplenecek…
“Bir şarkısın sen ömür boyu sürecek…” dedirtircesine…
Yeni nesillere kucak açmaya çalışacak…
Bunu yaparken de…
İzmir'in görüntüsü şüphesiz böyle kalmayacak…
Hep değişecek!
Hatırlayın…
Bizim kuşağın Amerikan filmlerindeki benzerlerinin dışında…
İzmir'de gördüğü ilk gökdelen Hilton’du…
Son 30 yılda…
Başı bulutlara değen o sanat eserinden farksız gökdelenler…
İzmir'in ve dahi bizim başımızı nasıl da dönüyor?
*
İlker Kahraman Hoca ile...
Sohbet ederken, içimden geldi; sordum:
“Hocam, şimdi 2026 yılındayız… 2050 yılında (yani 24 / 25 yıl sonra) bir sahil kenti olan İzmir, gözümüze nasıl görünecek?
Hiç şaşırmadı İlker Hoca...
Kendi vizyonundan…
İzmir'in “25 yıl sonrası”nı bir masal gibi anlattı…
Sıcak cümleleri “İlker Kahraman Hoca”ya bırakalım...
*
İzmir…
Çok güzel bir ülkenin…
Belki de en güzel şehri…
Ancak…
Bu kentin unutulmaz yarınları için...
Doğru kararlara... Doğru uygulamalara... Doğru dönüşüme…
Ve tabii ki, “ezber bozan” yaklaşımlara da ihtiyacımız var…
Mesela…
Benim çevremde herkes yeşil alan istiyor…
İyi de…
Herkes o “arzular şelale” dedirten yeşil alanını…
Komşusunun parselinden “terk edilerek” yapılmasını istiyor...
Kimse kendi parselinden bir santimetrekareyi bile…
Yeşil alan için harcamak istemiyor!..
*
Bakın, mesala…
Yeni açılacak yollar gelişmişliğin işareti sayılıyor…
Oysa…
Avrupa'nın en iyi planlı kentlerinden biri olan Barcelona'da…
Caddeler araç trafiğine kapatılıyor; yayalaştırılıyor…
*
Aslında…
Biliyor musunuz, İzmir o kadar şanslı bir kent ki…
Mesela, şahane bir Kültürpark'ımız var…
İnciraltı'mız var... Alaçatı'mız var… Kuş Cenneti'miz var…
Sasalı'da Doğal Yaşam Parkı'mız var…
Bence bu tablo başka bir şey söylüyor bize…
Diyor ki, o tablo:
Bu güzellikleri şehrin içine katalım…
İzmir'i, bu güzelliklerle turizm cennetine çevirelim…
“İzmir, Akdeniz'in yıldızı olsun diye çaba gösterelim…”
İçinde yaşadığımız yüzyılda…
Yapan değil, yıkan ve kente, kentliye yaşanacak alan yaratan…
Yaklaşımlar baş tacı ediliyor...
İzmir'e değer katmak için yeni yeşil alanlar kazanalım…
Bu sözlerim…
Tüp geçit yapmaktan daha ütopik değil…
Tamam; tüp geçit de yapalım ve Karşıyaka'dan…
Çok çok hızlı bir şekilde İnciraltı'na geçelim…
İnciraltı'ndan da Çeşme'ye otoyolla devam edelim…
Cennet Çeşme'ye onlarca golf sahası yapalım…
300 bin kamyon toprak getirelim…
200 bin kamyon taşı Çeşme turizm bölgesinden çıkartalım…
Bana göre…
İşte asıl bu yaklaşım hayal, işte bu yaklaşım ütopik…
*
Avrupa’nın yaşlanan nüfusu İzmir için şanstır... İklimi, termal kaynakları ve yüksek sağlık teknolojisiyle dünyanın bir numaralı geriatri (yaşlı sağlığı) destinasyonu haline gelme potansiyeline sahiptir...
Yılda en az “100 bin” yüksek nitelikli sağlık turisti kent ekonomisine ciddi katkılar sağlanacaktır... Şunu bi’kenara yazın; İzmir, 2050 yılında karbon nötr bir şehir olma yolunda ve Avrupa'nın en başarılı örneklerinden biri olarak kabul ediliyor...
Rüzgar ve güneş enerjisinde...
Türkiye'nin lokomotifi olan bu kadim kent, 2050’de kendi enerjisini %100 temiz kaynaklardan sağlayan ve bu teknolojiyi ihraç eden bir merkez olabilir... Yeter ki, isteyelim... İzmir Limanı, sadece yük taşımacılığı değil, sürdürülebilir denizcilik ve "mavi enerji" (dalga enerjisi vb.) araştırmalarının yapıldığı bir merkez olacaktır...
*
Şimdi okuyacaklarınız…
Kehanet değil…
Dr. İlker Kahraman Hoca...
“2050”de İzmir'i neler bekliyor?” derken…
Çok anlamlı ve bi’o kadar da değerli bir önlemden söz ediyor:
“Unutulmaması gereken en önemli nokta küresel ısınma nedeniyle deniz seviyesinin yükselmesi… 2050 yılında Menemen Ovası'na ve Bayraklı'ya doğru deniz alanının büyüdüğüne tanık olacağız… 2100'de ise Mavişehir, Sasalı gibi yerleşim alanlarının sular altında kalacağını simülasyonlar ortaya koyuyor… An itibarıyla ne yapacaksak bilimin ışığında yapmamız gerekiyor…”

*
Sohbete nokta koyarken, sormadan edemiyorum:
“İzmir'in altında sürekli homurdanan 13 tane fay hattı var... Bu kent 2050’de ayakta kalır değil mi?”
Dr. İlker Kahraman, azıcık da olsa yüreklere su serpiyor:
“Bu yüzyılın farkı ise teknolojide ve bilimde gelinen nokta eskiye nazaran çok daha detaylı bilgiye sahip olmamız... Zemin ile ilgili çok şey biliyoruz, çok daha hafif ve dayanıklı bir malzeme olan ahşap ile 10 katlı binaları yapabileceğimizi ve ahşap yapılar yönetmeliğinin hazır olduğunu biliyoruz.... Kötü zeminleri ve bu kötü zeminler üzerindeki riskli yapıları biliyoruz…”
Şehirlerin öncü rolü olur mu?
Hay Allah, bu da nereden aklımıza geldi, derken…
Dr. İlker Kahraman noktayı koyuyor:
“Geçici süreler ile de olsa hemşerilerimizi sağlam binalara taşıyarak şehrin hak ettiği yeşil alanları da sağlayarak dönüşümü gerçekleştirebiliriz... Bu kent 8 bin 500 yıldır ayakta ve daha çok uzun yıllar da ayakta kalmaya devam edecek… Tek yapmamız gereken kentin öncü rolünü ortaya koyacak, ezber bozacak yaklaşımları cesur ve kararlı bir biçimde uygulamak… Dönüşüm bende, dönüşüm sizde, dönüşüm okuyucunun zihninde başlar… İçselleştirilmiş çözümü ortaya koyduktan sonra başka bir şey yapmaya zaten gerek yok…”
*
Bazen gelecekle ilgili, kimilerine göre “ütopik” senaryoların…
Hayatımızda…
Nasıl bir rol oynayacağını öğrenmeye çalışmak…
Yarınlarını merak etmek…
Bu yaşlı ama kadim kent İzmir'in geleceğinin…
Nelere gebe olduğunu / olacağını bilmek…
Ya da…
Tahmin etmeye çalışmak…
Bence “yaşam sevincimizi” artıracaktır…
Kaldı ki...
İzmir, 8 bin 500 yıllık birikimiyle...
Sadece bir coğrafi nokta değil; “Doğunun en batılı, batının ise en doğulu” yüzü olarak tarihin her döneminde bir sentez merkezi olmuştur... Selam olsun Güzel İzmir’e...
*
Bitiriyoruz...
Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerinin ardından Osmanlı ve Cumhuriyet dönemini yaşamış olan kadim kent İzmir, 2028 yılında Unesco Kalıcı listesine girer ise Havralar Bölgesi, camiler ve kiliselerin iç içe olduğu bu dokuyu "bir arada yaşama kültürü" olarak dünyaya sunacaktır... Bu durum, İzmir'i kutuplaşan dünyada barışçı bir model olarak tescilleyecektir... Aslında, günümüzde insanların asıl ihtiyacı anlaşılmak ve bir arada olabilmektir... İzmirli olmak bu hoşgörü ailesinin bir ferdi olmak demek değil midir zaten? Özetle, İzmirli’ye iyi gelen kentimiz 2050 yılında da dünyaya iyi gelecektir...
Nokta...
Hamiş: “Günümüzde insanların asıl ihtiyacı anlaşılmak ve bir arada olabilmektir... İzmirli olmak bu hoşgörü ailesinin bir ferdi olmak demek değil midir zaten? İzmirli’ye iyi gelen kentimiz 2050 yılında da dünyaya iyi gelecektir... / Anonim...”
Sonsöz: “İzmir, dünyaya açılan bir liman… Arkasında da bu ülkenin bereketli toprakları uzanıyor… Böyle bir kentten vazgeçilir mi?” / Lucian Arkas – Arkas Holding'in Yönetim Kurulu Başkanı (Ailesi 300 yıldır İzmir'de yaşıyor…)