Kimse “yargılamayın” demiyor.
Kimse “dokunulmaz olsun” da demiyor.
Aksine…
Yargılayın.
Varsa suçu, delilleriyle ortaya koyun.
Mahkeme önüne çıkarın, kendini savunsun.
Suçu sabitse, mahkûm edin.
Ama bir insanı;
mahkeme yüzü görmeden,
iddianamesi geciktirilerek,
savunma hakkı fiilen askıya alınarak
aylarca cezaevinde tutmayı
hangi vicdanla açıklıyorsunuz?
Bugün bu soruyu, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık için soruyoruz.
İstanbul’un şehir plancısı kökenli ilk belediye başkanı.
Kenti betondan ibaret görmeyen,
ranta değil plana yaslanan bir aklın temsilcisi.
Ama bugün onu böyle anmıyoruz.
Bugün onu;
kanser geçmişi olan,
boynunda yeniden kitle tespit edilen,
biyopsiye götürülürken kelepçelenen
bir hasta tutuklu olarak konuşuyoruz.
Sanki kaçacakmış gibi…
Her hastaneye götürülüşünde kelepçelenen,
cezaevi aracına öyle bindirilen bir insan olarak.
İnsan olan burada durur.
Sesi kısılır.
Boğazı düğümlenir.
Yutkunur.
Ve sormadan edemez:
Bu insanın cezaevinde ölmesini mi istiyorsunuz?
Eğer istemiyorsanız,
bu ısrar, bu inat, bu hoyratlık neden?
Ama en çok can yakan,
en çok iç parçalayan şey ne biliyor musunuz?

Anneler…
Bugün bir anne var: Gülümser Çalık.
Önce hastane bahçesinde.
Sonra her gün aynı umutla gittiği Buca Kırklar Cezaevi avlusunda.
Yüksek güvenlikli cezaevinin avlusunda
her gün gözyaşı döküyor.
Adeta sayıklıyor:
“Ben anneyim, oğlum hasta. Feryadımı duyun.”
Bu bir siyasi çağrı değil.
Bu bir ideolojik itiraz değil.
Bu, anneliğin yalın çığlığıdır.
Gülümser anneyi gördüğümde
benim annem geliyor aklıma.
Polislerin hurdahaş ettiği bedenimin hastaneye kaldırılması için
Eskişehir’de karakol basan,
feryat figan beni kurtarmaya çalışan annem…
Sonradan öğrendim;
gece yarısı valinin kapısına dayanmıştı.
O çaba, benim ve arkadaşım Mehmet Pınar’ın
Tepebaşı SSK Hastanesi’nde tedavi görmesini sağlamıştı.
Buca Cezaevi’nde,
sadece 10 dakikalık görüş için
saatlerce kuyrukta bekleyen annem…
Bugün Gülümser anneye bakıyorum,
annemi yaşıyorum.
Yıllar geçiyor.
Cezaevlerinin adı değişiyor.
Ama annelerin çaresizliği hiç değişmiyor.
Soruyorum şimdi,
yürekten soruyorum,
vicdanlara sesleniyorum:
Bir hasta,
bir şehir plancısı,
bir belediye başkanı
kime tehdit?
Kaçacak öyle mi?
Kaçacak nereye?
Deliller dediğiniz şeyler çoktan toplanmadı mı?
İddianame hazır değil mi?
Karartılacak delil kaldı mı?
Öyleyse niye evine yollamıyorsunuz Murat Çalık’ı?
Eğer tutukluluk istisna olmaktan çıkıp cezaya dönüşüyorsa,
eğer insanlar mahkeme yüzü görmeden aylarca içeride tutuluyorsa,
o zaman “düşman hukuku” diyenleri
haklı çıkarmıyor musunuz?
Hapishane özgürlüğü alır.
Ama umut almamalı.
Devlet güçlü olabilir.
Ama anne yüreğini ezerek güçlü olunmaz.
Bugün takılan kelepçe
sadece bir bedene değil,
bir annenin kalbine,
bir annenin beynine takıldı.
Ve bilin ki:
Bu ülkede bir gün her şey unutulur,
ancak annelerin gözyaşı unutulmaz.
Ah alıyorsunuz.