Kızıl Sultan mı Ulu Hakan mı? diye tarihçilerin aralarında tartıştığı, imparatorluğun daha fazla ayakta durması için çabalayan 2. Abdülhamit'in İzmir'e armağan ettiği, sembol yapımız bugün 125 yaşına girdi.
İzmir'e gelen ve İzmir'de yaşayan herkesin Saat kiKulemiz ile bir anısı vardır.
Çocukken annemizin elini tutarak, meydana gelip, Saat Kulesinin misafirleri olan kuşlara yem vermişizdir.
Güvercinler ayaklarımızım dibine üşüşür. Komşunun oğlu koşarak gelir kuşlar korkar yüzlerce kuş kanatlanır. Sonra, bizim Ali'den mi korkacaklar, tekrar yere inerek yemi yemeye koyulurlar. Atılan buğdaya tamah etmeyerek, balık peşinde koşan martıların sesi kulaklarınızda çınlar. Çiçekçi kadınlar ve su satan çocukların sesleri martıları bastırır.
Herkes anı ölümsüzleştirmek ister. Cep telefonu ile selfieler çekilir.
İlk Kurşunu atan Hasan Tahsin heykeli saat kulesinin komşusudur. Bir Fatiha da onun ruhu için okunur.

Saat kulesinin gölgesinde biraz dinlendikten sonra Kemeraltı alışverişi başlar. Ben elimdeki dondurmayı yalarken aklım az sonra içeceğim karadut şerbetindedir. Ah çocukluk yıllarım...
SADE AMA İÇTEN KUTLAMA...
Bugün Saat Kulemizin 125. yılı kutlandı. Beş yıl önce kaybettiğimiz İzmir Baba Sancar Maruflu bir avuç İzmirli ile 100. yaşını kutlamış.
Bu kez bayrağı Gazeteci Esat Erçetingöz aldı. İzmir'i sevenler bir araya geldi. Anılar canlandı. Saat Kulemizin yeni yaşı alkışlarla kutlandı. Artık dört tarafında yer alan çeşmelerinden su akmıyor. Yalaklarda çöp tenekesi görevi görse de, saat kulesi İzmir'in vazgeçilmezi... Saatlerin bakımı da Kemeraltı girişindeki saatçiye emanet...

125 yıldır zamanı öğrendiğimiz, iki Palmiye ağacının ortasındaki sembol, İzmir'in tam kalbinde yer alıyor. Hala çocukluğumdaki gibi... Oraya ne zaman gitsem Küçük Mustafa'yı kuşları beslerken görürüm. Benim gibi 7-8 nesil böyle büyümüştür.
Başından büyük felaketler geçse de hala dimdik ayakta... Nice mutlu yıllara amcam...