Din, insanı küçültmez, yüceltir.

Aklı susturmaz, aydınlatır.
Hukuku çiğnemez, adaleti tesis eder.
İnsanlığı ayrıştırmaz, barışta buluşturur.
Din, bir hakikat ve medeniyet yoludur.

Kur’an bize İbrahim’i hatırlatır.
İbrahim, gökleri ve yeri tefekkür eden, düşünen, akleden, muhakeme eden ve hakikati arayan bir insandır. Kur’an’ın ifadesiyle o, hanif bir müslümandır.

İbrahimîn dininde, anlayışında akıl düşman değil, hakikatin şahididir.
Tefekkür sapma değil, kulluğun bir boyutudur.
Sorgulamak inkâr değil, hakikati aramanın yoludur.
İman, aklın ve vicdanın iptal edilmesi değil; onların hakikatle buluşmasıdır.

Kur’an Musa’yı da uzun uzun anlatır.
Musa, Tevrat’ın, hukuk ve hükümleriyle toplumunu düzene, sorumluluğa ve adalete çağırır.

Din yalnızca hissiyat değildir.
Din, aynı zamanda hukuktur.
Ahlaktır.
Sorumluluktur.
Toplumsal düzendir.
Hak ve adaletin korunmasıdır.

Kur’an İsa’yı da anlatır.
İsa, Allah yolunda kendisine kimlerin yardımcı olacaklarını sorar. Havariler,
“Biz Allah’ın yardımcılarıyız; Allah’a iman ettik, bizim Müslüman olduğumuza şahit ol” diyerek cevap verirler.
İsa’nın mesajında insanı insan yapan sevgi, merhamet, fedakârlık ve ahlak öne çıkar.

Kur’an, Ademle başlayan bütün bu peygamberlik mirasını, birbirinden kopuk parçalar olarak değil, aynı
ilahî rehberliğin farklı tarihsel tecellileri, silsile, bütüncül süreç olarak anlatır:

Nuh… İbrahim… Davud… Süleyman… Eyyub… Yusuf… Musa… Harun… İsa… ve Muhammed Peygamberlerin;
Hepsinin ortak paydası aynıdır:

Hakikat.
Tevhid.
Ahlak.
Adalet.
İyilik. Güzellik,
İnsanlığın Bilinç ve Uygulamalar ile tekamülü.

Kur’an’ın ifadesiyle Allah, onları hidayete erdirmiş ve “muhsinlere”, yani iyilik ve güzellik üretenlere böyle karşılık vermiştir.

DİN, İNSANLIĞIN ORTAK HAFIZASIDIR

Din, bir kavmin, bir ırkın, bir sınıfın veya bir grubun mülkü, İmtiyazlı tasarrufu olarak görülmez.

Hakikat, herhangi bir kavmin tapulu malı değildir.

İbrahim yalnızca İbranilerin değil, insanlığın ortak hafızasıdır.
Musa yalnızca İsrailoğullarının değil, adalet arayan insanlığın rehberlerinden biridir.
İsa yalnızca Havarilerin değil, sevgi ve merhamet arayan insanlığın vicdanına seslenir.
Hz.Muhammed ise Kur’an’ın ifadesiyle âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir.

Bu sebeple İslam da bir kavmin, bir coğrafyanın veya belirli bir tarihsel grubun tekelinde değil;
bütün insanlığa hitap eden evrensel bir çağrıdır.

Kur’an’ın çağrısı;
İnsanlığı Silm’e, İslama; Barışadır.
İmana, Dayanışmaya ve Küresel Güvenliğedir.

Din, insanlığı birbirine düşürmez.
insanı insanla, insanı toplumla, insanı hakikatle ve insanlığı adaletle buluşturmaya davet eder.

AKLIN KÖRLEŞTİRİLDİĞİ YERDE DİN DE KÖRLEŞİR

İbrahimî tefekkürü reddeden, aklı ve muhakemeyi küçümseyen bir zihni ve vicdanı devre dışı bırakan hiçbir din yorumu, sahici bir dindarlık olarak görülmez.

Akılsız dindarlık, kolayca taassuba dönüşür.
Vicdansız dindarlık, kolayca zulme dönüşür.
Hukuksuz dindarlık, kolayca istismara dönüşür.
Ahlaksız dindarlık ise toplumu çürütür.

Din;
Soyut hissiyatı dinin yerine koymayı, insanların korkularını ve tutkularını kutsallaştırmayı, sorgulanamaz otoriteler üretmeyi kabul etmez.
Allah’ın insana verdiği aklı küçümsemek, insanın onurunu küçümsemektir.

DİN BATINİ, GİZLİ UNSURLARA ÜSTÜNLÜK iMTİYAZI TANIMAZ.

Din;
Tevrat’ın hukuk ve sorumluluk çağrısının yerine gizliliği, ezoterizmi, seçilmişlik vehmini, kavmî üstünlüğü ve insanları birbirinden ayıran kapalı iktidar anlayışlarını koyan her türlü yaklaşımı reddeder.

İncil’in sevgi, merhamet ve ahlak çağrısından hareketle hegemonya, sömürgecilik ve kutsallaştırılmış şiddet üreten anlayışları da reddeder.

İslam’ın evrensel adalet ve merhamet çağrısından hareketle terör, cinayet, darbe, ihanet, zulüm ve savaş suçlarına meşruiyet üretmeye çalışan bütün yorumları da aynı kararlılıkla reddeder.

Hiç bir kutsal metin, insanın zulmüne mazeret, meşruiyet üretmez.

Hiçbir din, masumun kanını dökmeyi meşrulaştırmak için kullanılamaz.

Hiçbir mezhep, cemaat, tarikat, örgüt, devlet veya siyasi hareket kendisini Allah’ın yerine koyamaz.

PEYGAMBERLER TARİHİ, İNSANLIĞIN TEKAMÜLÜNÜN HAFIZASIDIR
Peygamberler Tarihi yalnızca geçmişte yaşanmış olayların kronolojisi olarak okunmaz.
insanlığın tevhid, hukuk, ahlak, adalet, merhamet ve medeniyet yolculuğunun büyük hafızası olarak okunur.

İbrahim düşünmeyi,
Musa hukuku,
İsa sevgiyi ve merhameti,
Muhammed A.S.
bütün bunları evrensel bir adalet ve medeniyet ufkunda buluşturmayı hatırlatıyor.

Bu miras birbirinin alternatifi değil; insanlığın hakikat arayışının birbirini tamamlayan halkalarıdır.

İSLAM’IN ÇAĞRISI: DİN, MEDİNE VE MEDENİYET

İslam yalnızca bireyin iç dünyasına yönelik bir inanç sistemi değildir.

O aynı zamanda insanın insanla ilişkisini düzenleyen ahlaki ve hukuki bir medeniyet teklifidir.

Din, medineyi; medine, medeniyeti doğurur.

Medeniyet ise ancak adalet, hukuk, ahlak, merhamet, emanet ve insan onuru üzerine kurulabilir.

Bu nedenle İslam adına şiddeti, terörü, cinayeti, zulmü, darbeyi, ihaneti veya masumların öldürülmesini meşrulaştıran her anlayış, önce İslam’ın temel ahlaki iddiasıyla yüzleşmek zorundadır.

Bir insanın canına kıymak kolaydır; zor olan insanı yaşatmaktır.
Bir toplumu korkutmak kolaydır; zor olan ona adalet ve güven sunmaktır.
İnsanları düşmanlaştırmak kolaydır; zor olan barışı inşa etmektir.

Biz zoru seçiyoruz.

BİZİM MANİFESTOMUZ

Biz;

Akleden bir dini,
Ahlaklı bir imanı,
Adil bir hukuku,
Merhametli bir toplumu,
Özgür bir vicdanı,
Sorumlu bir insanı,
Barış içinde yaşayan bir insanlığı savunuyoruz.

Dinin akılla çatışmadığına,

İmanın ahlakla tamamlandığına,

Hukukun adalet olmadan anlam taşımadığına,

Medeniyetin insan onurunu korumadan kurulamayacağına,

Kutsalın hiçbir zaman zulme kılıf yapılamayacağına inanıyoruz.

Biz, dini korkunun değil umudun;
nefretin değil merhametin;
ayrışmanın değil birlikteliğin;
zulmün değil adaletin;
cehaletin değil hikmetin kaynağı olarak görüyoruz.

Ve bütün insanlığa şunu söylüyoruz:

Din insanı insana düşman etmek için değil, insanı insanlaştırmak için vardır.

Hakikat bir kavmin değil, insanlığındır.

Adalet bir grubun değil, herkesindir.

Merhamet seçilmişlerin değil, bütün insanların hakkıdır.

Ve hiçbir zulüm, hangi kutsal kelimelerle süslenirse süslensin, kutsal değildir.

Gerisini;

akla, vicdana, tarihe, hukuka ve insanlığın ortak hükmüne bırakıyoruz.