Tire ovasının ismi olan Asia çayırları, Homeros'un İlayda’sında şöyle geçer:

Kanatlı kuşlar, kazlar, turnalar,

Uzun boyunlu kuğular nasıl sürü sürü

Asya çayırlarında,

Kaystros’un (Küçük Menderes) iki yakasında…

TARİHTE TİRE

Kâtip Çelebi, (1608-1656) Tire için “Eski Taht Şehri” derken, l908 Aydın Vilayeti Salnamesinde “Ulemalar Yatağı” diye bahseder. Kentin ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmemekle beraber M.Ö. 2 bin yıllarında adının geçtiği ve Hititler dönemine uzanan kaynaklarda adının hisar-kale anlamına gelen Tyrha, Thyra, Thira, Thyroıon, Apateira, Teira ve Roma döneminde şehir anlamına gelen Arkadiapolis adıyla geçtiği görülür.

Tire, Küçük Menderes Havzası’nda yer alan hem tarihi hem ekolojik zenginliği ile dikkati çeken bir yerleşim yeri. Bir kara ticaret şehrinin bünyesinde barındırdığı çok sesli ve renkli havadan nasibini almış bir kent. Kozmopolit bir toplum, inşa edilmiş pek çok külliye, han, kervansaray, cami, kilise, sinagog, mezarlıklar ile tam bir İmparatorluk şehri. 

Seyyahların İzinde Tire’de Dün ve Bugün yazısında Ali Özkan; 1608-1619 arasında Kudüs’e hac ziyareti için yola koyularak Tire’ye uğramış olan Polonyalı Simeon’un notlarından bahseder:

“İzmir’den çıktıktan sonra iki günlük bir yolculukla Tire’ye vardık. Burası da ender ve mamur büyük bir şehirdi; her gün yükler bağlanır ve bir kervan yola çıkardı. Tire halkı, çok misafirperver insanlardı. Sekiz gün orada kaldık…”. 

Tarihçi Pachmeres’in “Keşişler Yöresi”, Şerafeddin’in Zafer Name’sinde “Rum’un Meşhur Kenti” Tire. Ege’nin başka yerde kolay bulunamayacak ruhunu yansıtan nadir ilçelerden.

Artemis’in kutsal topraklarını doyuran bu verimli ova Strabon’dan İbn Battuta’ya, aradan geçen onca asra rağmen, Anadolu tanrıçası gibi doğurganlığını hiç kaybetmemiş. 

Öyle ki, Evliya Çelebi’nin anlatısına göre vaktinde Mısır’da kıtlık olur, bu şehirden Mısır’a tahıl gönderilir. Mısırlıların Tire’ye hayır dualarıyla da bu şehir günden güne gelişir, mamur olur.

Tire, Evliya Çelebi’nin tabiriyle Şehri Muazzam. Yüce dağların arasında uzanan Menderes’te bir efe misali bölgenin hakimiydi asırlar boyu. 18. yüzyılda şehre uğrayan Fransız seyyah Paul Lucas’ın tarifi ile devam edelim programımıza: Yolumuza ovalık bir memleketten devam ettik, çok iyi ekilmiş ve bir sürü köyle karşılaştığımız, bu güzel ovanın ucunda tüm Anadolu’nun en büyük ve en kalabalık şehirlerinden birisi olan Tire bulunur. 

Farklı medeniyet ve kültürlerden izler taşıyan bu tarihi bölge hem merkezi hem de köylerinde gezilecek ve keşfedilecek yerler ile doludur. Roma ve Bizans dönemlerinden izler taşıyan tarihi yapıları, yerleşim alanları ve arkeolojik bölgeleri ile Tire’de görülmeye değer pek çok köy de bulunur. 

TİRE KENT ÇARŞISI

Tire Kent Çarşısı, Bizans Döneminde Bedesten semtidir. Fetihle birlikte Aydınoğlularının da bu çarşıyı merkez olarak ele almış. Bedesten çevresi 14. yüzyılda “Çarşı” konumu özelliğini taşır. Bizans bedesteninin çevresinden kuzeye doğru oluşan bu çarşı ve pazaryeri, Osmanlılar tarafından da kullanılmış. Sekiz kubbeli bedesten, dört yöne açılan kapıları ile kentin yüzyıllar boyu ana çarşısı olmuş. Bedesten ’de toplam 28 dükkânı bulunur.

Tire Kent Çarşısı çevresindeki oluşum, Beylikler Dönemi’nden itibaren, kuzeye sarkar. İlginçtir ki, Uzun Çarşı’nın doğu ve batısını oluşturan caddeler de mükemmel plân ölçülerine sahiptir. İlk Osmanlı çarşı plânı, Halil Yahşi Bey tarafından yapılan, 600 yıldır yaşamakta olan Tahtakale Çarşısı’dır.

Tire’nin Batı Anadolu’nun en eski yerleşim birimlerinden biri olması nedeniyle zengin bir kültürel birikimi var. Kentin ana yollar üzerinde bulunmayışı, Türk kültürünün değişik alanlarını kapsayan özelliklerin korunmasında da etkili olmuş. Kentin ilk dönemlerindeki zengin aşiret ve oba yerleşimi de buna eklenince, el sanatlarında Türk kültürünün kendine özgü yapısı özünü kaybetmeden günümüze dek ulaşabilmiş.

Tire çarşısına girdiğinizde her köşe başında sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen, hatta bazıları Türkiye’de ve dünyada tek sayılan el sanatları ustalarıyla karşılaşırsınız. Urgancılık, semercilik, keçecilik, yorgancılık, hasırcılık, nalıncılık, saraççılık, beledi dokumacılığı ve oyacılık, Türk kültürünün eskimeyen, ancak bugün ne yazık ki pek de fazla rastlayamadığımız kültürel birikiminin birer öğeleri olarak sıralanır.

BELEDİ DOKUMASI

Dünyadaki tek beledi dokuması da Tire ile özdeşleşmiş bir ürün. Tire halkının yorgan, yastık ve minder kılıfı olarak yüzyıllar boyu kullandığı bu dokuma, aynı zamanda perde ve yatak örtüsü olarak da üretilir. Kent ve ova köylerindeki kadınların kullandığı “peştamal”, dağ köylerindeki kadınların ise “önbezi” dedikleri dokuma türünün kullanımı, Tire tarihindeki tezgâh yaygınlığının bir diğer göstergesi. Ev ve hamam havlularından peşkirlere, feracelere kadar, dokumanın zenginliği, 15. yüzyıldan beri, Tire’ye damgasını vurmuş… Özellikle “Tire Peşkiri” olarak bilinen dokuma, Osmanlıda literatürde de kendine yer bulmuş.

TİRE SALI PAZARI

Bütün çarşı pazarlar şenliklidir. Ama bazıları büyüklüğüyle, tazeliğiyle, çeşitliliğiyle daha şöhretlidir. Tire pazarı da onlardan; yeşile doyma vahalarından.

600 yıldır Tire kasabasında kurulan, Türkiye’nin en büyük bu açık hava pazarı, sadece Türkiye çapında değil yurt dışında da ünlü. Tire halkı, civar köylerden, kasabalardan ve şehirlerden gelenleri, turistleri, restoran ve otel sahiplerinin yanı sıra Japon, İngiliz, Alman misafirleri de ağırlıyor.

Tire ve civarındaki 64 köyden gelen yaklaşık 1600 yerel üreticinin kurduğu pazarda, lokal yetiştirilen taze hasat edilmiş çeşit çeşit otlar, sebze, meyveler, yöresel üretilen peynirler, çökelekler, yoğurtlar, tereyağları, zeytinler, zeytin yağları, dağ köylerinden gelen Türkiye’nin en lezzetli incirleri, sabunlar, çiçekler, ve el işi danteller, iğne oyalar, örtüler, kanaviçeler, yemeniler, basma kumaşlar, keçeler, nalınlar, urganlar ile hem mis kokular yayan, en taze lezzetleri sunan hem de çok renkli bir pazar deneyimi yaşarsınız.

Sadece Ege’nin değil, belki de Türkiye’nin en keyifli pazarı Tire Pazarı. Salı günleri kurulan ve sokaklara yayılan pazarda binlerce esnaf tezgâh kurar. Yüzlerce ürünün yanında, her yerde bulma imkânınız olmayan veya ismini bile daha önce duymadığınız birçok bitki, ota rastlarsınız. Ballık, Zilcan, Turp otu, Tilkicek, İğnelik, Deniz börülcesi, Çoban Düdüğü, Şıngıldak bunlardan sadece birkaçı.

Hardalotunun, turpotunun, ısırganın, kuzukulağının yeni koparılmışı... Tezgâhlarda nergislerle, sümbüllerle süslenmişi... Hele ki ısparıça, sarmaşık, tatlı filiz gibi pek çok ismi olan yabani kuşkonmaz...

Pazarda ayrıca yine yöresel olarak hazırlanmış salça, tarhana, karadut pekmezi gibi ürünler de hem doğal hem de temiz bir şekilde satışa sunulur.

Hangi sokaktan girdiğinizin bir önemi yok, birbirine paralel ve dik kesen sokakları mandalina, portakal, elma kokuları eşliğinde bir aşağı bir yukarı yürüdükçe, yörenin ünlü tulum, çökelek, beyaz peynirlerini ve yoğurdunu tattıkça, sebze meyvenin canlı renklerini ve de çintar veya istiridye mantarının en güzelini gördükçe, yanlış bir yola sapmanız mümkün değil zaten.

Tüm bunların yanında “kadınlar pazarı” ismi verilen kısımda iğne oyaları, örtüler, danteller ve çok dahası ele emeği göz nuru ile yine Tire’nin bu ünlü pazarında çıkar karşımıza.

Pazar, bölgede öylesine ünlü bir hale gelmiş ki, İzmir dahil çevre yerlerden gelenlerin yanında, yakın turistik bölgelerdeki ziyaretçilere satılan ekstra bir tur olarak gezi programlarında yer almaya başlamış.

Tire’nin tarihsel birikimi, mutfağında da kendini gösterir. Salı günleri kurulan ilçe pazarının iştah kabartan görselliği de bu zenginliğin bir göstergesi. Ot yemekleri, Tire mutfağının başrolünde yer alır elbette tüm Ege’de olduğu gibi. İsimleri yüzünüzü, lezzetleri midenizi güldüren bu otlar, salata ve kavurma olarak ya da hiçbir işlem görmeden en leziz halleriyle sofranıza geliyor. Ege’nin sevimli ilçesinin mutfağının bir diğer simgesi şanı tüm Türkiye’ye yayılan Tire köftesi...