Rakamlar yalan söylemez.
Ama bazen rakamların söylediği gerçeği duymak istemeyenler olur.
Kör olur, görmez.
Sağır olur, duymaz.
Bu iktidar yoksullar karşısında üç maymunu oynuyor, görmüyor, duymuyor ve konuşmuyor.

Sözcü Gazetesi’nde ekonomi sayfasında yayınlandı.
2024 yılında bireysel kredi borcunu ödeyemeyenlerin sayısı 1 milyon 39 bin 54’tü.
2025’te bu sayı 1 milyon 179 bin 748’e çıktı.
Artış yüzde 13,5.

Kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerin sayısı ise çok daha çarpıcı:
1 milyon 236 binden 1 milyon 491 bin 954’e…
Yüzde 20,6’lık bir artış.

Bugün bankalara borcunu ödeyemeyen toplam kişi sayısı 1 milyon 946 bin 384.
Vatandaşların bankalara olan borcu yaklaşık 10 milyar 649 milyon lira.

Bu tabloya bakıp hala “ekonomi iyiye gidiyor” diyebilen varsa, ya rakamlarla arası yoktur ya da halkla.

Çünkü bu rakamlar bize açık bir şey söylüyor; Vatandaş borcunu keyfinden yapmıyor. Vatandaş borcunu lüks için değil, yaşama tutunmak için yapıyor.

Kredi kartı artık tatilin, arabanın, beyaz eşyanın, lüksün değil;
pazara çıkmanın, faturayı ödemenin, ayın sonunu görmenin aracı.

İktidar ne yapıyor?
Halkın gelirini artıracak kalıcı politikalar üretmek yerine, borçları yapılandırıyor, vadeleri uzatıyor, taksitleri çoğaltıyor. Yani borcu çözmüyor, erteleyerek makyajlıyor.

Ama gerçek şu;
Borç erteleniyor, yoksulluk ertelenmiyor. Faiz öteleniyor, çaresizlik ötelenmiyor.

Bir ülkede milyonlarca insan kredi kartıyla ekmek alıyorsa, mesele bireysel değil, sistemiktir.
Bir ülkede borcunu ödeyemeyenlerin sayısı her yıl artıyorsa, sorun vatandaşta değil, ekonomi yönetimindedir.

“Sabredin” deniliyor.
Ama sabırla market kasası arasındaki mesafe her geçen gün açılıyor.
“Biraz daha dişinizi sıkın” deniliyor.
Ama artık sıkacak diş kalmadı.

Ekonomi tablolarla değil, sofralarla ölçülür.
Ve bu ülkede sofralar küçülüyor.

Borcu borçla çevirmek çözüm değil.
Yoksulluğu erteleyerek refah gelmez.

Bu düzen değişmeden, rakamlar da, hayatlar da düzelmez.