Bazı kelimeler vardır; durumu anlatmaya yetmez, gerçeği saklar.
“Harç” da onlardan biri oldu artık.
Çünkü son yapılan düzenlemenin adı harç değil, düpedüz haraçtır.

17 Ekim 2025’te sarayda hazırlanan AKP milletvekillerinin imzasıyla Meclis’e sunulan torba yasa teklifi, vergi ve harç adı altında yeni bir tahsilat düzenini hayata geçirdi. Bütçenin giderek büyüyen açığını kapatmak için her türlü vergiyi deneyen saray rejimi şimdi de sağlık kesiminde hizmet verenlere yeni bir harç getirdi. Adını da “Ruhsat Harcı” koydu.
Sağlık meslek örgütleri günler öncesinden uyardı. İzmir Tabip Odası, Diş Hekimleri Odası, İzmir Barosu, psikiyatri derneği… Hepsi aynı noktaya işaret etti:

“Bu düzenleme Anayasa’ya aykırıdır. Vergide adalet ilkesini ihlal etmektedir. Sağlık hizmetini ticari faaliyet gibi görmektedir.”

Ama kim dinledi?

19 Aralık 2025’te Resmî Gazete’de yayımlandı ve yürürlüğe girdi. Artık hekimler, diş hekimleri, poliklinikler, tıp merkezleri her yıl, hiçbir somut hizmet karşılığı olmaksızın “ruhsat harcı” ödemek zorunda.

Üstelik az buz değil.

Muayenehane: 20 bin TL
Poliklinik: 30 bin TL
Merkez ve hastane: 40–50 bin TL.
Ruhsat harcı büyükşehirlerde iki katı.

Bir de müşterek muayenehanelerde her hekime ayrı ayrı.

Soruyorum:
Bu neyin karşılığı?

Zaten açılışta ruhsat harcı alınmıyor mu? Zaten her belge, her izin için ayrı ayrı ücret ödenmiyor mu? Vergi, stopaj, SGK primi, kira, personel, enerji giderleri yetmiyor mu?

Yetmiyor belli ki.

Çünkü sorun sağlık değil.
Sorun ekonomi de değil.
Sorun yönetememenin faturasını kime keseceğiz, beşli çete müteahhitlerine ödediğimiz paraları kimlerden çıkaracağız sorunu.

Bu ülkede ekonomi kötüye gittiğinde çözüm hep aynı:
İsrafı kesmek yerine vatandaşa yüklen. Yanlış politikaların bedelini emeğiyle ayakta duranlara ödet.

Hekim muayenehanesi bu anlayışta bir “dükkan”.
Poliklinik bir “ticarethane”.
Toplum sağlığı ise tali bir ayrıntı.

Oysa hekimlik kamusal bir faaliyettir.
Muayenehaneler, poliklinikler kamu yararına hizmet eder.
İstihdam sağlar, vergi öder, sigorta primi yatırır.

Devletin görevi bu yapıları desteklemekken, yapılan tam tersidir:
Cezalandırmak.

İzmir Baro Başkanı’nın sözleri çok netti:
“Biz kanun devleti değil, hukuk devleti istiyoruz.”

Ama bugün yaşadığımız şey şudur:
Kanun var, hukuk yok.

Aynı hizmet için mükerrer para almak;
eşitlik ilkesine aykırı, vergide adalet ilkesine aykırı, çalışma hakkına aykırıdır.

Bu bir maliye politikası değil, bir çaresizlik belgesidir.

Adı “harç” olabilir.
Ama halkın vicdanında adı çoktan konmuştur:

Bu bir haraçtır.

Ve unutulmamalıdır:
Haraç düzeni, devleti güçlendirmez.
Sadece adaletsizliği büyütür.