Ortadoğu yine kaynıyor.
Libya, Irak, Suriye derken sıra İran’a geldi. Saldırılar ve Ortadoğu’nun yeniden parçalanması için ABD düğmeye bastı.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonları yeni bir savaşın kapısını aralıyor. Gerekçe tanıdık; güvenlik tehdidi, nükleer kapasite, bölgesel istikrar…

Bu filmi daha önce gördük.
Acı bir biçimde yaşadık.

2003’te Irak’ta da aynı cümleler kuruluyordu. “Kitle imha silahları var” denildi. “Diktatörlük yıkılacak, demokrasi gelecek” denildi. Sonuç ne oldu?

Bir milyon insanın hayatı altüst oldu. Milyonlar göç etti. Irak parçalandı. Terör örgütleri serpildi. Bölge daha güvensiz hale geldi.

Şimdi benzer bir söylem İran için devrede.

*

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yaptığı açıklama önemli bir çizgi çekiyor. İran’ın insan hakları sicili tartışmasız sorunlu. Kadın hakları ihlalleri ortada. Baskı politikaları ortada. Jina Mahsa Amini’nin ölümü hala hafızalarda.

Ama mesele şu;

Bir ülkenin yönetimi ne kadar sorunlu olursa olsun, o ülkeye dışarıdan bomba yağdırmak hangi hukuka sığar?

Uluslararası hukuk ne zaman güçlülerin yorumuna göre esnetilen bir metne dönüştü?

Rejim değiştirme operasyonları artık küresel siyasetin sıradan enstrümanı haline getiriliyor. Afganistan, Irak, Libya, Suriye… Liste uzayıp gidiyor. Demokrasi vaadiyle girilen ülkelerde geriye çoğu zaman yıkım kalıyor.

CHP İstanbul Milletvekili Zeynel Emre’nin hatırlattığı gibi dış müdahale demokrasi getirmiyor. Getirmedi. Getirmeyecek.

*

DEM Parti de benzer bir noktaya işaret ediyor. Çözüm dış müdahale değil, halkların iradesi.

Bu cümle önemli.

Çünkü demokrasi ithal edilemez. Tankla taşınamaz. Füze ile kurulamaz. Toplumların kendi iç dinamikleriyle, kendi mücadeleleriyle inşa edilir.

Dış müdahale çoğu zaman o mücadeleyi de boğar.

*

Türkiye açısından tablo daha da hassas.

İran bizim komşumuz. Sınırımız var. Ticaretimiz var. Enerji bağımız var. Ortadoğu’daki her yangının dumanı ilk bizim semalarımıza yükseliyor.

Bölgesel bir savaşın ekonomik yükünü de güvenlik riskini de ilk biz hissederiz.

Bu nedenle “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi bir nostalji cümlesi değil, hayati bir stratejidir.

*

Özgür Özel’in 1 Mart tezkeresini hatırlatması da boşuna değil. 2003’te Meclis “hayır” diyerek Türkiye’yi büyük bir girdaptan uzak tutmuştu. Parlamentonun dış politikada söz sahibi olması gerektiği vurgusu bu yüzden anlamlı.

Bugün de benzer bir eşikteyiz.

Soru net:

Güçlü olanın istediği yere müdahale ettiği bir dünya düzenini mi kabul edeceğiz, yoksa hukuka dayalı bir düzeni mi savunacağız?

İran rejimini eleştirmek başka şeydir.

Dış askeri müdahaleyi meşrulaştırmak başka.

İkisini birbirine karıştırmak bilinçli bir tercihtir.

Ortadoğu’ya bir kez daha demokrasi adı altında ateş düşürmek kimseye kazanç sağlamaz.

Çünkü tarih bize şunu öğretti:

Bombayla demokrasi gelmez.

Yıkım gelir.

Ve o yıkımın altında sadece rejimler değil, halklar kalır.