Haftalardır konuşulan, üzerinde muhtelif senaryolar üretilen hadise en nihayetinde vuku buldu ve gerçekleşti. ABD ve İsrail Cumayı Cumaretesiye bağlayan gece İran'ı füze saldırıları ile vurdu. Cin şişeden macun tüpten çıktı. İsrail ve ABD füze taarruzları gerçekleştiriken İran “Mozaik savunma” dediğimiz savunma ve yıpratma stratrejisini tercih etti. Aslında bunun için ileri savunma yani asimetrik savunma konsepti uygulayacaktı ama Ortadoğu'daki vekil güçleri ABD ve İsrail tarafından oldukça zayıflatıldı.

CIA'nın verdiği istihbarat sonucunda İsrail daha taarruzun ilk gününde İran'ın tek lideri Ali Hamaney'i, Gnkur. Bşk. Tümg. Abdurrahim Musevi, Savunma Bakanı Aziz Nasırzade, Devrim Muhafızları Komutanı Muhammet Pakpur, Hamaney'in danışmanı Ali Şemhani, Askeri Ofis Başkanı Muhammet Şirazi, Savunma Araştırma Başkanı Hüseyin Amilyan ve İsithbarat Başkanı Salah Esadi'yi de birlikte Hamaney'in evindeki toplantıda öldürdü. Bu askeri anlamda stratejik bir hatanın sonucudur. Bir anlamda İran savaş karagahı sayılabilecek üst komuta heyetinin savaş koşullarında hedef olması en muhtemel bir evde toplantı yapması akılalmaz bir yanlıştır. Hiç mi sığınak olabilecek bir karargahları yoktu.

Bu bile İran'ın askeri zihniyetinin ne kadar eksik, bilgisiz ve stratejik düşünme yetisinden yoksun olduğunun açık göstergesidir. Devlet aklından ve Stratejik Düşunme kabiliyetinden yoksun böyle bir askeri yapının böyle bir savaşı kazanması çok zayıf bir olasılıktır. Buna karşın şunu da not düşmek gerekir. Harp Okulunda bize öğretilen temel argümanlardan biri de şu idi; “Harp öyle bir süreçtir ki yaptığınız bütün harekat planları ilk tetik çekilene kadar geçerlidir. İlk tetik çekildikten sonra bu planlar anlık değişir. Çünkü ilk kurşun atıldıktan sonra harbin sonunu kimse kestiremez.” Her savaşta olabileceği gibi bu savaşta da önceden kestirilemeyen gelişmelerle karşılaşmak mümkündür. Lider kadrolarının etkisiz hale getirilmesi sonucu İran ülkesi ve silahlı güçleri başı kesilmiş bir tavuk gibi sağa sola yalpalayarak tüm tuşlara basmış ve rastgele ateş açmaya başlamıştır. Bunlardan en çarpıcısı İran'ın Dubai'deki sivil havalimanını vurmasıdır. Sivilleri vurmak çok büyük bir stratejik hata olup dünya kamuoyunda kullanılmak üzere ABD – İsrail'e verilen tam bir aleyhte propoganda kozudur. Bu savaşı askeri literatürdeki bir formatla analiz edelim. 1) ABD – İSRAİL NE YAPABİLİR? ABD ve İsrail'in imkan ve kabiliyetlerine baktığımızda şunları görürüz. ABD bölgede muazzam bir askeri güç yığınaklanması yapmıştır.

İtalya'dan Hint Okyanusuna kadar pek çok yerde kuvvet yapısı mevcuttur. Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Ürdün, Irak, Suriye, GKRK ve Girit'de askeri üsleri mevcuttur. ABD donanmasının üçte biri bölgededir. USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford uçak gemileri, onlarca muhrip, fırkateyn, denizaltı, mayın tarama gemisi, ikmal gemisi, yüzlerce uçak, saldırı helikopteri ve binlerce personel bu muazzam armadanın içindedirler. Yine İsrail de pekçok uçak ve füze ile bu kuvvet yapısı içindedir. Kuvvet çarpanına bakılınca ABD- İsrail askeri gücü İran askeri gücü ile mukayese edilmeyecek ölçüdedir. ABD- İsrail kuvveti belkide 1e 5 oranında daha İran'a üstünlük sağlamaktadır. Bu durumda ABD- İsrail İran'a taarruzlarına devam ederek İran Silahlı Kuvvetlerinin temel yapılarını imhaya gidebilir. İran'ın ekonomik tesislerini vurarak İran'ı ekonomik olarak çökertebilir. ABD'nin hedefi İran rejimini değiştirerek kendine müzahir bir kadroyu başa getirmek ve İran'ın doğal kaynaklarını kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak istediği için İran içinde kendine müzahir unsurlarla ve CIA – Mossad ajanları ile, drijanlar ile halkı tahrik ederek bir halk ayaklanması çıkartabilir ve bu ayaklanma sonucu rejimi devirebilir. Bu ayaklanma sürecinde rejimi devirmek isteyen halk kesimi ile rejim yanlısı halk kesimi karşık karşıya gelebilirler ve bir iç savaş çıkabilir. Bu durmda uzun sürecek bir iç savaş sonucu İran coğrafyası küçük devletçiklere bölünebilir.

ABD ve İsrail böyle bir halk ayaklanmasını çıkaramadıkları sürece İran rejimini deviremezler. Mevcut hava ve deniz kuvvetleri ile istedikleri kadar İran'ı ateş altına alsınlar en fazla İran'da rakım değişikliği yaparlar. İran'a ancak Kara Kuvvetleri ile bir askeri harekat yaparlarsa ve uzun süreli bir savaşı göze alırlarsa o zaman muhtemelen rejimi değiştirebilirler. Çünkü Piyadenin postalının basmadığı kara parçasında savaş kazanıldı denilemez. Ama halk bu sürekli bombardımanlardan bıkarsa ve İran ekonomisi tamamen çökerse o takdirde yine halk rejimi devirmek isteyebilir.2) İRAN NE YAPABİLİR? İran'ın imkan ve kabiliyetleri nedir? İran'ın mevcut hava ve deniz kuvvet yapısı ABD- İsrail kuvvet yapısı karşısında çok zayıf durumdadır.

O nedenle ne Akdeniz'deki ABD kuvvetlerine ne de Umman Körfezindeki ABD kuvvetlerine karşı bir hava ve deniz harekatında bulunamaz. Bulunduğu takdirde kuvvetlerinin imhasına sebep olur. İran'ın elindeki en büyük gücü mevcut füze stoklarıdır. İran'ın elindeki füzelerin menzili İtalya'dan Hint Okyanusuna kadar bir etki alanını kapsamaktadır. Bu füzeler Zülfikar, Fettah 1, Hayberşekan, Emad, Pahev, Seccil, Şahap 1, Şahap 2, Fettah 110, Fettah 313, Raad 500, Qiam 1, Ghadr 110, Srjjil, Kheibarshekan, Khorramshahr, Soumar, Ya Ali. Quds 1 füzeleridir. İran bu füzelerin stok seviyesi ölçüsünde Körfez ülkelerindeki, Irak, Suriye, Ürdün, Suudi Arabistan gibi ülkelerdeki ABD üslerini, İsrail'deki hedefleri, ABD donanmasındaki gemileri vurabilir, zaiyat verdirebilir.

Yine İran hernekadar etki güçleri azalmış olsa da vekil güçleri ile muhtelif ulkelerdeki ABD- İsrail hedeflerine karşı sabotajlar, suikastler, intihar saldırılarında bulunabilir bufaaliyetlerini kendi bünyesinden çıkan Şii miltanlarca destekleyebilir. 3) RUSYA VE ÇİN NASIL BİR YOL İZLEYEBİLİRLER? Burada Rusya için şunu hemen söyleyebiliriz; ABD ve Rusya tarihte hiç savaşmamışlardır ama hep paylaşmışlardır. Rusya Ukrayna savaşına angaje olduğundan bu savaşta İran'a doğrudan ve fiilen askeri bir destekte bulunmaz. Buna karşın gayriresmi olarak İran askeri güçlerini teknolojik, lojistik ve elektronik harp vasıtaları ile destekleyebilir. Çin ise bu savaşa doğrudan katılmaz, fiili askeri bir destekte bulunmaz. Ancak Çin de gayriresmi olarak teknolojik, lojistik ve elektronik harp vasıtaları desteğinde bulunabilir. Çin gerek petrolünü gerekse nadir toprak elementlerini İran'dan temin ettiğinden bu akışın kesilmemesi için bu destekleri sağlayabilir. Ancak Çin kendisini 2035 yılı gibi bir sürece hazırladığından , 2035 de Pasifikte ABD ile karşlılaşması muhtemel gözüktüğünden 2035 e kadar askeri gücünü en azından ABD seviyesine getirmeyi planlamaktadır. Bu sebeple sözkonusu savaşta ABD ile karşı karşıya gelip askeri gücünü riske atmaz.

O nedenle de çin sütre gerisinde olanları izlemekle yetinecektir. 4) TÜRKİYE NE YAPMALI? İşte bizi ilgilendiren en önemli soru da budur. Öncelikle şunu tespit etmek gerekir; ABD- İsrail ile İran arasındaki savaştan birçok ülke ekonomik açıdan olumsuz etkilenecektir. Petrolde her 10 $ lık bir artış enflasyonda 1 puanlık artışı da beraberinde getirir. Petrol fiyatı artınca enerji maliyetleri de artar. Bu ise üretim maliyetlerini arttırır, üretim maliyetleri artınca fiyatlar genel düzeyi yükselir. Bu da pahalılığın artması demektir. Türkiye bu pahalılığa karşı gerekli önlemleri almalıdır. İkinci önemli konu; Türkiye büyük kitlesel göçler ile karşı karşıya kalabilir. 3-5 milyon kişilik büyük göçler Türkiye'nin milli güvenliği açısından çok ciddi bir tehtid içerir. O nedenle Türkiye bu tür göçleri sınırda karşılamalı, sınır dışındaki toplama kamplarında sığınmacıları iskan etmelidir. Bütün bunlara ilaveten Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerini tüm imkanları seferber ederek hızla güçlendirmeli, eksiklerini tamamlamalı, mühimmat stoklarını arttırarak , seferi stoklarını tamamlamalı, her türlü tehtide karşı hazır hale getirmelidir.

Zira İsrail Eski Başbakanı Naftali Bennet'in şu sözü çok manidar belki de açık bir tehtiddir; “Yeni İran artık Türkiye'dir.” Tabii bu sözün uyarıcı olmaktan öte bir kıymeti harbiyesi yoktur. Zira Türkiye ne İran'a ne de dünyadaki başka bir devlete benzemez. İsrail de ABD de şunu hiç unutmamalıdır; Türkiye yutmaya kalkanın boğazında kalır ve boğazını yırtar, midesine oturusa midesini parçalar. Sonuçta olan yutmaya kalkana olur. Türkiye ne kadar sürerse sürsün çocukların katledildiği bu kirli savaşa asla dahil olmamalıdır, olmaz da. Türkiye bu günkü tutumunu sonuna kadar devam ettirmeli, diplomatik kanalları tüm gayreti ile zorlayarak tarafları masaya oturtmaya çalışmalı, bu kirli savaşın tüm bölgeye yayılmadan sonlanması için elinden geleni yapmalıdır. Çünkü savaş ancak bir ulusun kendi varlığını ve kendi vatanını korumak için yapıldığında meşrudur. Aksi halde harp bir cinayettir.

Türkiye dış politik ilkesi olan “Yurtta sulh, cihanda sulh.” ilkesinden de asla ayrılmamalıdır. Ancak bu suretle ülkemizi ve milletimizi savaş denilen felaketten koruyabiliriz. Görünürde uzun sürecek gibi olan bu savaşın askeri gelişmelerini önümüzdeki yazılarımızda değerlendirmeye devam edeceğiz.