Hayat bazen önüne farklı engeller çıkartır. Her şey çok güzel derken dünyan birden tepe taklak olur. Hayata tutunduğun pamuk ipliği kopabilir. Gölgesinde mutlu olduğum çınar devrilebilir. Sağlığın hayatta en değerli şey olduğunu kavrarsın... Akşam mutlu yattığın yataktan bambaşka kalkabilirsin. İyi düşün kötüye hazırlıklı ol! Aldığın nefesin kıymetini bil...
BAŞIMA GELENLER...
Cuma günü yine rutin bir güne uyandığımı zannediyordum. Ben işe gideceğim Sıcak Bakış programında İzmir Gastronomi Turizmi Derneği Başkanı Sezer Altan ile Gastronomi ve turizm konuşacaktık. Tülin de annemle Dokuz Eylül Üniversitesi'ne gidecek. Prof Dr Aziz Karaoğlu ile görüşecekti. Kullandığı akıllı ilacı yenileyecek. Akşam eve biraz geç geldim. Babamla Foça Dünya Şampiyonası'nı uzun uzun konuşmuştuk. Çocukların coşkusunu anlatmıştım. O da Tülin ve bana gününün çok iyi geçtiğini hatta dışarı çıkıp alışveriş bile yaptığını anlattı. Espriler yaptı. Gülerek yattı. Hatta bak iyiyim merak etme diye dans figürleri ile odasına geçerken, "bana dokunmayın ben kalkınca dışarıda kahvaltımı yaparım. Hava güzel biraz dolaşırım." diyerek yatmıştı. Onun odasına girmeyecektik.
SABAH ŞOKU...
Plan böyleydi ama kader pusuda bekliyordu. Gözümü açınca babamın odasından bir inleme çığlık karışımı sesler duydum. Kapıyı açtığımda koca çınarım devrilmiş yerde yatıyordu. Konuşamıyor, sağ kolunu oynatamıyor. Üstü sırılsıklam... Terlemiş. Tülin hemen yeni kıyafet getirdi. Annemle üstünü değiştirdik. Yatağına yatırdım. Hemen 112'yi arıyoruz.
Panik halde ne yaptığınızı bilmiyorsunuz. Bazen adresinizi bile unutuyorsunuz. Telefonunuzun, bankanızın şifresi aklınızdan uçuyor. Bu bilgileri aile bireylerinin bildiği bir yere not almak lazım. Neyse ki sizden daha zeki bir eşiniz var. Hemen telefonu alıp 14 yıldır oturduğu adresi bir çırpıda söylüyor.
Ambulans geldi. Biraz ağır ama emin adımlarla yukarı çıktılar. Siz telaşlıyken onlar sakin, robot gibi babama bir şeyler soruyorlar ama yanıt yok hemen aşağıya bilgi veriyorlar. O sırada komşumuz Ercan bizi görüyor. Yine Hızır gibi yetişiyor... Merdiven dar sedye olmaz. Sandalye getiriyorlar, oturtuyoruz, sırtımdaki çanta ile yardım etmeye çalışırken duvardaki tablolar ve bibloları düşürüyorum. Kırılanlar, kalp kırıkları olmasın. Babam kurtulsun diye dualar ediyorum. Gözümden damlalar akmasın diye zorluyorum kendimi, ambulansa bindiriyorlar. Ambulansa bizim binmemiz yasak... "Dokuz Eylül Üniversitesi'ne gideceğiz siz arkamızdan gelirsiniz" diyerek babamı alıp gidiyorlar.

TERS KÖŞE...
İçimde bir umut babam tekrar güçlü bir şekilde evimize geri gelecek diye düşünüyorum. Biz annem için korkarken kader ters köşe yapıyor. Babamı götürüyor. Biz de Ercan'ın arabasına atlıyoruz. Tülin ile... Annem balkondan su döküyor.. Gözyaşları sel olmuş. Dualar ederek, "Beni bırakma"...
Kafamdan iyi düşünceler geçiyor. "Toparlar, bir serum bağlarlar, geçer o güçlüdür. Kahramanım o olmazsa ayakta duramam" diyorum. Yayına giderim. Şov devam eder. Ama öyle değil. Hastaneye varınca doktor hemen müdahale ediyor. İnme olabilir. MR, tomografi falan filan... Tüm teşhisler konunca doktor bizi çağırıyor. Başlıyor anlatmaya... İnmelerde 4 saat çok önemliymiş. Hemen 112'yi aramak büyük şansmış. Hayati riski var. Tedavi yöntemi de tehlikeli damarın patlama durumu söz konusu olabilir. Ancak izin verirseniz tedaviye başlanabilir. Doktor'un sözünü kesiyorum "ne gerekirse yapalım. Babam önce Allah'a sonra size emanet..." İlaç verip, tedaviye başlıyor... Kurtulacak!
YAYIN DURMAZ AKAR...
Dualar ediyoruz. Bu arada yayını planlıyorum kafamda... Ya Balamir ile radyoya alırız. Cengiz videoya alır. Ya da Yağmur girer diye düşünüyorum. Yağmur müsaitmiş.
Saat: 09.30'da anjiyo yapılıyor. 45 dakika bekleyiş... Bu sırada yayını izliyorum. Yağmur günlerdir bu programa hazırlanmış gibi... Süper gidiyor. İstanbul'da yaşayan kardeşim Tuna'yı ve Halama bilgi versin diye kuzenim Serdar'ı arıyorum. Şimdilik amcama haber vermiyorum. Biraz bekleyelim. O da kötü olmasın...

BAŞARILI OPERASYON...
Anjiyo başarılı geçiyor. Kasıktan girip beyinde tıkalı damarı açıyorlar. Her şey yolunda gibi... Tomografi sonrası yine acilin yoğun bakım kısmına geçiyor. İnme servisinin yoğun bakımı dolu, orası boşalınca alacaklar. Bu sırada Son Mühür ve Radyo Ege ailem sürekli dakika ve skor alıyorlar. Duaları babamla birlikte...
Tuna geliyor. Babam iyiye gidiyor. Arada gidip bakıyoruz. Bize derdini anlatmaya çalışıyor. Gülüyor sanki... Ancak ağrısı var bağırma, inleme sesleri, konuşamıyor. Sesler biraz daha anlaşılır olmaya başlıyor.

DOSTLAR YANIMIZDA...
Dostlar geliyor. Canan, Ömer, Ercan, İlknur hep yanımızda... Mesai bitimi Tuncam ve Murat geliyor. O sırada yoğun bakımda yer açıldığı haberi geliyor. Arda ve Nuran annem, annemin başında... İlknur'un yaptığı yemekleri yiyorlar. İlknur da eşi Ercan gibi seçilmiş aile... Hızır eşi olmak kolay değil tabii ki! Kandemir Medya tüm fertleri dualar ediyor.
YOĞUN BAKIMDA...
Gün sonunda yoğun bakımda yer açılıyor. Rektör hocam da geçmiş olsun diye arıyor. Tüm doktorlar hastalarla yakından ilgili olmalarına teşekkür ediyorum kendisine... Yoğun bakımda ziyaret yok. Cumartesi, Salı, Perşembe yarım saat hem görüp hem de bilgi alınabiliyor. Bir takım malzemelerle Cumartesi geleceğiz. Annem de onu görebilecek...
Sağlık her şeyden daha önemli... Eğer hasta olursan hiçbir iş yapamazsın. Acile öyle vakalar var ki! Hayata tutunmaya çalışan huzurevinden gelen Ahmet ağabeyin yanında gencecik intahar etmeye kalkan Ayşe var. Birkaç günlük asker İrfan'ı minibüsten düşen Fatma teyze takip ediyor. Acilin bölümleri dolunca koridorlar hastalarla doluyor. Trafik kazaları, zehirlenmeler...
Babamı Dokuz Eylül Hastanesi doktorlarına emanet edip eve geçiyoruz. Diğer komşumuz Melek çayı kapıp aşağı iniyor. Evimiz yok ama komşularımız var. İlknur ve Ercan da yanımızda...
**

BU KEZ ANNEM...
Ertesi sabah hastaneye koşuyoruz. Babamda iyi bir haber almak umudumuz... Doktorumuz bilgi veriyor. Akşam yine beyinde kanama olmuş. Durum stabil... Bir süre yoğun bakımda kalacak... Annem onu görünce kötü oluyor. Sabah da iyi uyanmamıştı nefes alırken zorlanıyor gibiydi. Ziyaret saati bitince annemi acile götürüyoruz.
Annemin durumu da çok iyi değil diyor doktorlar... Kandaki oksijen değeri düşmüş. Belki servise alabilirlermiş. Geceyi acilde geçiriyoruz. Sabah oksijen değerleri düzelmiş müjdesi geliyor. Gece babamın Kalp ritmi bozulmuş. Doktorlar müdahale etmiş. Annem babama yakın olmak için rol çaldı anlaşılan... Keyfi yerine geldi. Bir lokma yemek yemek istemeyen kadın gevrek ayran istiyor. Umut her zaman yanımızda... Çölde açan gül, karda açan kardelen gibi ufak mutluluklar bizimle...
CANLARIM SİZE EMANET...
Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof Dr Bayram Yılmaz hocam başta olmak üzere çalışan tüm doktorlara, hemşirelere, hasta bakıcılara çok teşekkür ederim. Özellikle acil çalışanları canla başla çalışıyor. Canlarım size emanet...
KOCA ÇINARIM KALK AYAĞA...
Babam, koca çınarım kalk ayağa... Çocuklar, babaları ölmeden büyümezmiş. Onun gölgesine sığınır. Sorunlarını çözmesini istermiş. Babam ben büyümek istemiyorum. Daha yapacak çok işimiz ve bana anlatacak çok masalın var. Hadi kalk... Dualarım seninle...
AÇIN RADYOMUZUNSESİNİ...
Acilde zaman zaman gözyaşlarımın imza attığı yazım bitiyor..
Radyo Ege'de İrem Derici söylüyor. "Kalbimin Tek Sahibine"
"Dualar eder insan... Yazmasın tek günümü sensiz kadere... Elleriniz bir gönüllerimiz bir vedalar, denizler engeldir sevene... "
YENİDEN GÜLÜMSEYECEĞİM GÜNLERE...