Geniş açıyla bakmaya bile gerek yok...
Sadece “kendi kendine yürüyen” gelişmelere bi’göz atmak yeter...
Mesela...
Eskişehir'deki bir maden ocağında çalışan ve...
Beş aydır maaşlarını alamayan maden işçilerine...
Polis “Bana mısın?” demiyor ama...
Madenin sahibi kral gibi işçinin parasını vermiyor...
Belli ki, etkili ve yetkili bi’Allah’ın kulu...
Madenciye “babalık” yapmıyor...
Sanki o maden işçileri...
Eskilerin ifadesi ile “Yunan Gavuru”...
Madeniciler hakkını almak için çıplak yollara dökülüyor...
Yine “Bana mısın?” diyen yok...
Dertlerini anlatmak için Ankara’ya geliyorlar...
Yine “şefkat” yok...
Polis copu ve biber gazı O’nları bekliyor...
Yazık, günah değil mi bu vatanın işçilerine...
En acıklı durum şu:
Neredeyse iki aydır...
O maden sahibine...
“Kardeşim neden vermiyorsun işçinin alın terinin parasını?”
Diyebilecek bir “Baba Ses” neden yok?
Zaten öyle biri(!) olsa...
O maaşlar çoktan işçinin cebine girerdi...
Kilometrelerce çıplak yol yürümezlerdi...
Evdeki çocuklar açlıkla boğuşmazdı...
Yalan mı?
Demek ki...
“Vicdanımızın sesini dinlemeyi bile unutmuşuz...”
*
En acıklı olay şudur:
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi...
Madenin işletmecisinin patronunu aramış telefonla...
“İşçilerin alacaklarını ödeyin, bu eylem bitsin!” demiş...
Şükürler olsun ki...
İçişleri Bakanı’nın ricası karşılık bulmuş.
Madenin patronu da “Tamam!” demiş...
İyi hoş da...
Bu patron aylardır emekçisine maaş vermemiş...
Çalışanlarına kulaklarını kapatmış; kimseyi dinlememiş...
İçişleri Bakanımız gibi...
Etkili ve yetkili biri çıkıp da...
“Arkadaş aylardır çalışanlarının parasını neden ödemiyorsun; yazık günah değil mi?”
Diyen tek kişi yok!
Biz milletçe nasıl bu kadar umarsız olduk?
Hiç mi hiç birimizin vicdanı sızlamadı?

*
Madencilerin alacaklarının bir kısmı ödeniyor...
N’oldu?
Neden zamanında verilmedi o paralar da...
O madenciler...
Eskişehir'den Ankara'ya haklarını alabilmek için...
190 kilometre yürümek zorunda kaldılar?
Günah değil mi bu insanlara?
Bakınız işte!
O patron, bir telefonla...
Nasıl da vermek zorunda kalıverdi beklettiği alın teri maaşları?
Vicdanları ağlatan olay budur...
Daha acıklısı şudur:
Sayın İçişleri Bakanı, “Ödeyin işçilerin parasını!” deyince mi?
Bu çark dönecek?
Hiç mi vicdanlar sızlamıyor?
Kafasına estiği gibi maaş veren patronlar için...
İlle de hükümetin bir “sayın bakanı” mı devreye girmek zorunda kalacak?
*
Bitiriyoruz...
Ankara’dan esen rüzgarın getirdiği bir “ayrıntı” var!
Üstünde durmalıyız!
Dikkat!
Bir patron...
Böylesi bir “olaylar zinciri”ni iyi bilir...
Şöyle ki...
Aylardır çalışanların maaşlarını vermiyor...
Üstelik...
Devlet Baba’nın kendisine cezalandıracağını...
Adı gibi biliyor...
Buna rağmen...
Göstere göstere...
İşçinin alın terinin karşılığını vermiyor!
O madenin çalışanları...
“Onurlu” bi’şekilde(!) kazan kaldırıyor...
Evine para gönderemiyor...
Anneler, çocuklara ekmek alamıyor; çünkü paraları yok!..
Tüm bu yaşananlara karşın...
Madenin patronu...
Maaşları beş aydır vermiyor!
Üstelik...
“23.5 milyon lira” idari para cezası yiyeceğini adı gibi biliyor!
Yine de bildiğini yapıyor; pes, vallahi...
Nokta...
Hamiş 1: O çileli maden işçilerinin Ankara’daki eylem sırasında açtıkları bir pankart vardı ve çok anlamlıydı: “Devlet karar versin; ya bizi köle ilan etsin ya da hakkımızı versin!”
Hamiş 2: Hatırlayın! Ankara’da hakları için “aç / çıplak” direnen madencilere polis biber gazı sıktı; gazdan etkilenen işçiler bayıldı... Hakkını isteyene bu yapılır mı?
Sonsöz: “Sabret ki, her şey hissettiğin kаdаr derin ve sonsuz olsun... Sabret ki her şey gönlünce olsun... / Hz. Mevlana...”