Yaşamım boyunca eğitimi her şeyin önünde tutan bir uzman tarihçi olarak şunu biliyorum: Bir milletin geleceği, çocuklarının girdiği sınavların adaletinde saklıdır. Bugün sınavların zorluğunu ve adaletsizliğini yazmaya çalıştım.
Değerli dostlarım,
Başlığı okuduğunuzda içinizde bir merak uyandıysa ne mutlu bana. Çünkü bu yazı, bir siyasi tartışma değil; bu ülkenin yarınını omuzlarında taşıyacak çocukların hakkının savunmasıdır.
13 Haziran 2026 tarihinde bir milyondan fazla çocuğumuz LGS sınavına girdi. 2020’den bu yana yapılan sınavlar arasında en zorlarından biriydi. Bu çocuklar, ergenliğin eşiğinde, çocuklukla gençlik arasında sıkışmış bir yaşta; arkadaşlarından, oyunlarından, sosyal medyadan, hatta aile sofrasındaki gülüşmeden bile vazgeçerek gece gündüz çalıştılar. Ter topuktan çıktı deyimi, bu sene bu çocuklar için gerçek anlamını buldu. Kitapların arasında uyuyakaldılar, deneme kağıtlarının üstünde ağladılar, “yapamazsam” korkusuyla sabahlara kadar döndüler yataklarında.
Ve şimdi soruyorum: Beyler, bu çocuklara bunu yapmayın.
13 yaşında bir çocuk, hayatının yönünü belirleyecek bir sınavın adil olacağına inanmak ister. Çünkü o çocuk, Cumhuriyet’in okulunda büyüyor. “Hak eden kazansın” ilkesini ezberlemiyor, yaşayarak öğreniyor. Siz o ilkeyi çiğnerseniz, çocuğun kalbine atılan ilk kara leke olur. O leke silinmez. Çünkü adaletsizliğe uğramış bir çocuğun göz yaşının ahı, en yüksek makamı da, en kalın duvarı da deler.
Geçen yıl 700 birinci çıkarıldığında kamuoyu sorguladı. “Nasıl olur?” diye sordu. Bu yıl aynı sorunun tekrar edilmemesi için yalvarıyoruz. Haksızlıklarla dolu bir düzenin, yandaşa, adamına, partiline soruların, cevapların fısıldanmadığı bir sınav diliyoruz. Umut etmek istiyoruz. Çünkü aksi hâlde, bu çocukların döktüğü göz yaşları sadece onları değil, o adaletsizliğe göz yuman herkesi boğar. Boğar da, nefes almak için döndüğünüzde, aynada kendi vicdanınızla karşılaşırsınız.
2026 LGS’si ve bundan sonra yapılacak tüm sınavlarda tek bir talep var: Ülke genelinde adil bir uygulama. Adalet, büyük laf değildir. Adalet, soruların sızdırılmamasıdır. Adalet, sınav salonunda her çocuğa aynı kalemi, aynı süreyi, aynı şartı sunmaktır. Adalet, puan hesaplanırken “kim kimin yakını” diye bakmamaktır.
Bizler, Cumhuriyet’in yolunu şiar edinmiş, ahlaklı, vatansever insanlarız. Bizim için başarı, hak ederek kazanılandır. Kopyayla gelen diploma, torpille girilen okul, iltimasla alınan koltuk, başarı değildir. O, çalınmış bir gelecek demektir. Ve hırsızlık sadece para çalmak değildir. Bir çocuğun umudunu çalmak, emeğini çalmak, geleceğini çalmak da en büyük hırsızlıktır.
Eğer gerçekten Yüce Allah’a ve O’nun gönderdiği Kur’an-ı Kerim’e inanıyorsanız, bilin ki adalet, inancın özüdür. “Zulmetmeyin, zulme uğramayın” emri boşuna değildir. Ettiğiniz her haksızlık yanınızda kalmaz. “Allah’ın acelesi yoktur” derler. Doğrudur. Ama o adalet günü geldiğinde, 13 Haziran’da ter döken, gözyaşı döken çocuğun ahı, sizi boğar. O gün açıklayacak bir mazeretiniz kalmaz.
Bu çocuklar, dershane parası ödeyemeyip kütüphanede sabahlayan çocuklar. Köyden gelip yurtta kalan, annesine “anneciğim kazanamazsam üzülme” diye mesaj atan çocuklar. Tablet ekranında soru çözerken elektrikler kesilen, mum ışığında devam eden çocuklar. Onlara “senin emeğin boş” demeye hiç kimsenin hakkı yok.
Adil sınav, sadece çocukların hakkı değil, devletin de borcudur. Devlet, vatandaşına eşit mesafede durmak zorundadır. Bir çocuğun babasının makamı, annesinin partisi, dayısının tanıdığı, o çocuğun puanına eklenemez. Eklendiği anda, devlet güvenini kaybeder. Güvenini kaybeden devlet, çocuklarının gözünde küçülür. Küçülen devletin geleceği olmaz.
Bu yüzden sesleniyoruz: LGS, bir eleme aracı değil, fırsat eşitliğinin sınavıdır. Zor olabilir, seçici olabilir, ama adil olmak zorundadır. Soruların hazırlanmasından güvenliğin sağlanmasına, optik okumasından sonuçların açıklanmasına kadar her adım, şeffaf ve denetlenebilir olmalıdır. Şaibe varsa, cevap verilmeli. Şüphe varsa, giderilmeli. Çünkü şüphe, çocuğun aklında kalır. O şüphe, yarın “devlet zaten torpil yapıyor” diyen bir gence dönüşür.
Ey karar vericiler, ey sınavın sorumluluğunu taşıyanlar: Bu güzel vatanın güzel çocuklarına bunu yapmayın. Onların hayallerini, gece lambasının altında biten uykusunu, annesinin duasını, babasının fedakârlığını hiçe saymayın. Bir çocuğun göz yaşından daha ağır bir yük yoktur bu dünyada. O yükü sırtlanırsanız, ne koltuğunuz taşır, ne makamınız korur.
Biz, Cumhuriyet’in çocukları olarak istiyoruz ki; 2026 LGS’si ve bundan sonraki tüm sınavlar, alnı açık, başı dik bir sınav olsun. Kazanan çocuk, “ben çalıştım, hak ettim” diyebilsin. Kaybeden çocuk da, “adil bir yarıştı, seneye daha çok çalışacağım” diyebilsin. İşte o zaman bu ülke büyür. Çünkü emeğe saygısı olan bir ülke, yarınlarına güvenle bakar.
Son söz: Bu çocukların gözyaşları, sadece tuzlu su değildir. O gözyaşlarında bu vatanın umudu var. O umudu kirletmeyin. Adaleti sağlayın. Çünkü adaletin olmadığı yerde, ne bayrak dalgalanır, ne marş coşturur. Adaletin olduğu yerde ise, 13 yaşındaki bir çocuk bile dağları devir.