Biz pek spor yazısı yazmayız. Lakin amatörce de olsa epeyce bir zaman futbol topunun peşinden koşmuş biri olarak bu yazıyı yazmaya zorunluluk hissettik. Çünkü sözkonusu olan Türk Milli Takımı idi ve formanın göğsündeki o ay yıldız bizim hem onurumuz hem de gururumuzdur. 24 yıl sonra katıldığımız 2026 Dünya Kupası finallerine büyük umutlarla gittik. Tüm ülke adeta turnuvaya kilitlendi.

Türk Milli Takımı uzunca bir süredir birlikte oynayarak bir turnuva takımı niteliğini kazanmıştı. Kupanın kuraları çekildiğinde iyi bir grupta olduğumuzu düşündük. Sonuçta ABD, Avustralya ve Paraguay ile aynı gruptaydık. Hem ABD hem de Avustralya futbol topunu 25- 30 senedir tanıyan ülkelerdi. Bizim ise yüz yıldan fazla bir futbol geçmişimiz ile üstüne de 2002 de gelen bir dünya 3ncülüğü apoletimiz vardı. Grubu lider bitirmemiz sürpriz olmazdı. Üstelik son iki hazırlık maçımızda finalleri kıl payı kaçıran Makedonya'yı 4-1, Paraguay benzeri bir takım olan Venezuela'yı da 2-1 galibiyetle geçmiştik. Dolayısıyla takımdan beklentimiz büyüktü.

Nihayetinde pazar sabahı D grubunda Avustralya ile Kanada'nın Vancouver kentinde ilk maçımıza çıktık. İlk dakikadan itibaren oyun üstünlüğünü ele aldık ve topa sahip olma oranımız yüzde 72 idi. Zaten temel hataya da burada başladık. Avustralya takımı özellikle topu bize bıraktı ve ne yazık ki Montella da bu tuzağa düştü. Maalesef Montella ve ekibi Avustralya'yı hiç incelememiş, hiç analiz etmemiş. Eğer biraz inceleseydiler Avustralya'nın grubundan tıpkı bize oynadığı gibi oynayarak çıktığını ve dünya kupasına geldiklerini görürdü. Üstelik Avustralya'nın oynadığı son hazırlık maçı olan İsviçre maçında da yine bize oynadıkları oyunun kopyasını oynadıklarını görürlerdi. Avustralya 5-4-1 taktiği ile oynadı, çok ama çok katı bir savunma yaptı. Top bizde ve biz hücumdayken kaptıkları topları bizim savunmamızın arkasına uzun top atarak gol bulmaya çalıştılar ve bunda da başarılı oldular.

İlk yediğimiz golde uzun topu kapan Irankunda bir anda bizim defansımızı arkasında bıraktı ve golü kaydetti. Golde Merih'in büyük hatası vardı. Irankunda'nın arkasında kaldı ve müdahale edemedi. Sol taraftan Abdülkerim de çapraza gelip Irakunda'nın önünü kesemedi ve sert düzgün bir vuruş kalemizde golü görmemize neden oldu. Uğurcan da rakibi yanıltıcı biçimde hareketlenip, rakibin önünü kesici bir refleks gösteremedi.

İkinci golde ise orta sahada topu kapan Metcalfe ceza sahamıza kadar topu sürerek geldi, sert vurdu ve topu ağlarımızda gördük. İyi de kardeşim orta sahada topu kaptırdığınız adamın neden o kadar rahat ceza alanımıza kadar gelmesine izin verdiniz? Neden önünü kesmediniz, en azından bir faul ile neden durdurmadınız?

Bütün bunlara rağmen bizim çocuklar iyi mücadele ettiler, ellerinden geleni yaptılar ama asıl sorun oyun planında ve kadro seçiminde olduğu için ancak bu kadar yapabildiler. Çünkü maça doğru adamlar ile ve bu adamları doğru yerde oynatarak çıkmadık.

Montella'ya sormak lazım Kerem gibi kısa 1.70 lik oyuncuyu santrafor olarak iki 1.98 lik stoperin arasına koymak hangi aklın ürünüdür? İki “kule” stoper arasında sıkışıp kalan 1.70 lik Kerem'e yan ortalar atarak gol aramak hangi aklın ürünüdür, hangi futbol konseptidir? Kerem 3-4 metre zıplayıp da mı gol atacak? Yahu bu hatayı arasıra bizim mahallenin takımına hocalık yapan bakkal Hasan usta bile yapmazdı. Ama Montella yapar. Kerem'i orada oynatmak Kerem'e de yapılan büyük haksızlıktı.

Montella efendi senin elinde Deniz Gül ve Can Uzun gibi iki uzun santraforun var. Biri Porto'da oyunuyor diğeri Eintracht Frankfurt'da oynuyor. İkisi de genç ve yetenekli santraforlar. Neden onlardan birini koyarak ilk onbirde başlamazsın? Kerem iyi topçu ve çok hızlı ama Kerem'in en etkili olduğu durum sağ tarafta çizgi üstünde durup defanstan önündeki koridora atılacak toplar ile hızını kullanarak rakiplerini geride bırakıp son çizgiye inmek ve içeriye top çıkartmak. Neden Kerem'i bu görevde kullanmadın Montella? Sanrtaforda bir Deniz Gül olsaydı Avustralya defansı çok daha fazla zor durumda kalırdı ve biz pozisyon bulup goller üretebilirdik. Denzi Gül senin santraforun ama adamı 85nci dakikada oyuna almayı aklına getiriyorsun Montella efendi. O saatten sonra adama günaydın derler.

Adamlar özellikle topu bize bıraktılar. Biz neden biraz onlara bırakmadık? Çünkü adamlar biliyorlardı ki top onlarda kalsa bizim kadar teknik kapasiteleri olmadığından hatalar yapacaklar ve biz çok daha rahat gol bulabilecektik. Bunun için topu sürekli bize bıraktılar ve duvar savunması yaptılar.

Barış Alper hiç gününde değildi. Juventus'un yıldızı olan Kenan Yıldız, Barış Alper'den çok daha yetenekli bir ounucu. Montella neden sol açıkta Kenan ile maça başlamadın da hiçbir faydası olmayan Barış Alper'i 45 dakika sahada tuttun? Orta sahada üç oyuncuya ne gerek vardı? Avusturalya, İsviçre maçında oynadığı oyunun aynısını oynadığından Montella'nın bunu görmesi ve orta sahayı iki oyuncu ile tutması yeterli olmaz mıydı? Üstelik de Avustralya'nın tam bir kilit takımı olduğunu düşünürsek bu kilidi açmak için Hakan'ın yanına Yunus Akgün'ün çok daha önce girmesi gerekmez miydi? Çünkü bu tür kilitleri açabilecek olanın Yunus olduğunu herkes bilir.Takım kuşkusuz iyi niyetli idi ama iyi futbol oynayamadı, kreatif oyuncuların hiçbirisi yeteneklerini sergileyemediler. Çünkü takım kurgusu ve oyun stratejisi çok ama çok yanlıştı. Bu da hocanın hatası idi.

Hatta öyle yanlış bir kurgu vardı ki, gerçek bir dünya yıldızı olan süper yıldız Arda bile gerçek yeteneklerini ortaya koyamadı. Her maçın ayrı bir kadro kurgusu, oyun stratejisi ve hikayesi vardır. Hele böyle dünya şampiyonalarında her maç çok farklıdır ve ona göre planlama gerektirir. Sonuçta daha önce iki defa yendiğimiz Avustralya'ya mağlup olduk. Bu maç geride kaldı.

Daha hiçbir şey bitmiş değil. ABD ve Paraguay maçları var. Bizim takım doğru kurgu, doğru kadro ve doğru oyun planı ile sahaya çıkarsa bu iki takımı da yener. Ancak özellikle teknik kapasitesi daha az olan ABD takımının bize karşı ev sahibi olmanın da verdiği avantajı kullanarak çok sert oynayacaklarını ve yıldırmaya çalışacaklarını söyleyelim. Her iki maçta da hızlı adamlarımız kanatları iyi kullanarak topu sürüp çizgiye inmeye kalkarlarsa rakip takımdan oyuncu attırabilirler.

Bunu da söyleyelim. Biz ay yıldızlılarımızın, iki maçı da kazanıp üst tura çıkacağına yürekten inanıyoruz ve milli takımımıza başarılar diliyoruz.

İspanya 2010 da ilk maçını kaybetmişti ama sonunda şampiyon olup kupayı kaldırmıştı.

Arjantin 2022 de ilk maçını kaybetmişti ama sonuçta kupayı kaptan Messi havaya kaldırmıştı.

Tabii ki biz bir İspanya, bir Arjantin değiliz ama biz de en azından yarı final oynamış bir ülkeyiz. Yine neden olmasın? Haydi çocuklar, 86 milyonun kalbi sizlerle...

Başarılar dileriz.