Telefon çalıyor.
Tok bir ses, kendinden emin bir ton:
“Polis memuruyum…”

Arka planda telsiz sesleri.
Cümleler ezberden dökülüyor:
“Hakkınızda ihbar var.”
“Yasa dışı bir örgüt dosyasında adınız geçiyor.”
“Bankadaki paranız terör finansmanında kullanılmış.”
İnsan o anda düşünmeyi bırakıyor.
Korku devreye giriyor.
Devletle muhatap olma hissi, panik, telaş…

Ve birkaç dakika içinde yılların emeği buharlaşıyor.

En acı olan şu:
Aileden biri 3–5 bin lira istese bin dereden su getiren insanlar,
telefondaki sahte polise
yüz binleri, milyonları gözünü kırpmadan teslim edebiliyor.
Çünkü bu dolandırıcılık türü parayı değil, korkuyu hedef alıyor.

*

Son günlerde bu yöntemle işlenen dolandırıcılık vakaları hızla artıyor.
Son örneklerden biri Afyonkarahisar Emniyet Müdürlüğü kayıtlarına yansıdı. V. D. isimli vatandaş,
kendisini polis olarak tanıtan kişilerce aranıyor. Adına sahte GSM hattı açıldığı yalanıyla korkutuluyor.
Sonuç, 490 bin lira dolandırılıyor.

Şüpheliler yakalanıyor, adliyeye sevk ediliyor.
İyi.
Ama yetmez.
Çünkü yakalananlar, buzdağının sadece görünen kısmı.

*

Bu çeteler çok iyi hazırlanıyor. Devletin dilini taklit ediyorlar.
Yetki hissi yaratıyorlar.
“Şimdi kapatırsanız suçlu olursunuz” diyerek paniği büyütüyorlar.
Ve biliyorlar ki korkan insan sorgulamaz. Korkan insan mantığını askıya alır.

Oysa gerçek çok net; Polis telefonda para istemez, savcı kart şifresi sormaz, devlet vatandaşını telsiz sesiyle korkutmaz.

Bunların tamamı bir tiyatrodur.
Ve sahnedeki oyuncular dolandırıcıdır.

Bu mesele bireysel dikkatsizlikle açıklanamaz.
Bu, örgütlü bir suç ve kamusal bir güvenlik sorunudur.

Nitekim mağdurlar sadece “sıradan vatandaşlar” değildir.

Telefon dolandırıcılarına yarım milyon nakit para ve yüklü miktarda ziynet eşyasını kaptıran, özel bir üniversitenin Sosyoloji Bölümü Başkanı 65 yaşındaki Prof. Dr. Ayşe Nilüfer Narlı, ifadesinde kendisini “Vatana hizmet ediyorsun” sözleriyle kandırdıklarını anlatıyor.

Son kurbanlardan biri de 80 yaşındaki emekli ODTÜ’lü profesör Nihad Peynircioğlu. Kendilerini MİT personeli olarak tanıtan dolandırıcılara 35 milyon lirasını teslim etti.

Liste uzun.

Eski bakanlar, milletvekilleri, emekli askerler, akademisyenler, yazarlar, futbolcular, sanatçılar…
İsimleri ve unvanları sayfalarca uzatmak mümkün.

Son örneklerden biri Foça’da yaşayan eski bakan Azimet Köylüoğlu. Kendisini “Antalya Cumhuriyet Başsavcısı” olarak tanıtan dolandırıcılar, bütün mal varlığını ele geçirdi. Hatta oğluna ait İstanbul’daki evi satmaya kalkıştıklarında olay ortaya çıktı.

Peki soru şu:
Bu kadar eğitimli, kariyer sahibi insanlar, telefonda hiç tanımadıkları kişilere nasıl bu kadar kolay inanabiliyor?

Cevap basit ama ürkütücü:
Bu suç, cehaletten değil psikolojiden besleniyor. Devlet korkusundan, suçlanma endişesinden, panikten…

Son söz:
Devlet telefonda tehdit etmez.
Devlet şifre istemez.
Devlet acele ettirmez.
Ama dolandırıcılar eder.
Telefonu kapatın.
Korkuyu değil, aklı devreye sokun.
Yoksa mahvolursunuz.