Ülkemizde son yıllarda sürekli konuştuğumuz ve tartıştığımız konu başlıklarından birisi “Suça sürüklenen çocuklar” … Bu konu günümüz Türkiye’sinin en önemli konularından.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta ki okul saldırıları hepimizi derinden sarstı. Yeterince kötülüğe maruz kaldığımız günlerde yaşanan bu trajik acı olaylar da hepimizi üzdü. Hayatını kaybeden yavrularımıza ve öğretmenimize Allah’tan rahmet diliyorum. Hepsi melek oldular. Yaralılara acil şifalar diliyorum. Ülkece başımız sağ olsun. Çocuk seslerinin yükselmesi gereken okullarımızda silah sesleri yükseldi. Acılı ailelere sabırlar diliyorum.
Çocukları suça sürükleyen nedenlere baktığımızda tek bir nedenden bahsetmemiz mümkün değildir. Ancak; başta ailevi olduğunu söyleyerek başlayabiliriz. Bir çocuğun karakteri %70 gibi büyük bir oranda 0 -7 yaş arasında şekilleniyor. Bu yüzden ailenin önemi burada çok büyük. Sonrasında bireysel, çevresel ve toplumsal birçok nedenden bahsedebiliriz.
Aile içinde sevgisiz ve ilgisiz büyüyen çocuk, ihmal ve istismarlar. Evde madde kullanımı ve suç davranışlarının normalleşmesi, şiddetin olduğu bir evde büyümek… Hepsi nedenler arasındadır. Bunun dışında yoksulluk ce çocuk yaşta çalışmak zorunda kalma ya da gelir elde edebilmek için yasa dışı yollara yönelme ve sosyal dışlanmada yine çocuklarımızı suca sürükleyen nedenler arasında sayılabilir.
Bu nedenler ile birlikte arkadaş çevresi de çok önemlidir. Suça eğilimli arkadaş grupları ve kabul görmek, bir yere ait olma hissi için de yanlış gruplara katılma çocuklarımızı suça sürükleyebilir.
Peki çocuklarımızı ne kadar iyi yetiştiriyoruz? Onlarla ne kadar ilgiliyiz? Suçlu kim?
Uzmanlara göre bu olaylar bir anda gelişip gerçekleşmiyor. Aslında çocuklar bunun sinyallerini çok önceden veriyor ama anne babalar belki de öğretmenler bunu görmüyor. Çocukların içinde bulunduğu dijital dünyada aslında bu mesajlar alınabiliyor ama yine bu dünyada da anne babaların ve öğretmenlerin gözünden kaçabiliyor. Davranış şekilleri takip edilmeyen çocukların bir zaman sonra yalnız ve içine kapanık, sosyalleşmekten uzak ve öfkeli olduğunu görebiliriz. Uzmanlara göre yalnız ve içine kapanık dönemlerde çocuk kendini gerçek dünyadan soyutlayıp, yaşadığı dünyayı, dijital dünyada ki gibi görüp şekillendirebiliyor.
Yaptığım radyo yayınlarında dinleyiciden aldığım geri dönüşlere baktığımda öfke büyüktü. Elbette hiçbir anne ve baba evladını kötü yetiştirmek için uğraşmaz. Herkes en iyi şartlarda çocuğunu yetiştirmek ister. Ancak bilimsel araştırmalar ışığında nerede hata yapıyoruz diye sorduğumuzda herkes suçlu aramakta. Suçlu kim sorusunu sorduğumuzda kimse suçu kendinde bulmuyor.
Evet tek bir suçlu yok. Hepimiz suçluyuz. Anne ve babalar, aile; sistem, medya, gazeteciler, medya içerik üreticileri, okul ve yönetimler… Çoğaltabiliriz.
Anne baba olarak ne kadar sevgi ve ilgi ile büyüttük çocuklarımızı, onları ne kadar talip ettik? Kiminle konuşuyor ne konuşuyor ne oynuyor ne kadar farkındayız? İzlediği içeriklere biz ne kadar hakimiz?
Gazeteciler olarak bu konuyu ne kadar gündemde tuttuk ne kadar farkındalık yarattık? Sebep sonuç ilişkisini ne kadar gündemde sıcak tuttuk? Yoksa sadece konu popüler olduğunda mı gündemde tuttuk?
Medya olarak içerik üretirken ne kadar dikkatli olduk? Bugün yemek kültürümüzü bile ayaklar altına alıp kavga ettiğimiz televizyon programlarından, kimin kiminle olduğunun belli olmadığı kadın programlarından; öfkenin, şiddetin normalleştiği, mafyanın özendirildiği, çarpık insan ve akraba ilişkilerinin bile neredeyse normalleştirildiği içeriklerin olduğu günlerdeyiz.
Bilinçli yetişkin bireyler bu programlardan uzak dururken dijital dünyada ki içeriklerden çocuklarını ne kadar koruyabiliyor sorusunu da sıcak tutmalıyız.
Biz de dizi film izledik, müzikler dinledik ama böyle olmadık diyen Y ve önce ki kuşakları bu durumdan ayırmamız gerek diye düşünüyorum. Bugün 90lı yılların müziklerini hala dinlerken mutlu oluyoruz. Eskiden izlediğimiz dizileri gördüğümüzde işte biz bunlarla büyüdük diyoruz. Aile ve insan ilişkilerinin üzerine kurulan dizileri izledik, büyüdük. Kalbimize dokunan şarkıları dinledik. Dijital dünya yoktu. Teknoloji bu kadar ileri değildi. Teknolojinin gelişmesiyle evet dünya değişti, dünya kolaylaştı. Ancak teknoloji doğru kullanılmadığında ne kadar tehlikeli olduğunu da gördük. Bugün çocuklarımızın sığındığı ve dinlediği rap müziklere baktığımızda çoğunda küfür, hakaret var. Sorduğumuzda dünya değişti bu normal deniyor. Hayır normal değil!
Dünyada birçok ülke artık çocuklarımızı korumak için radikal kararlar alıyorlar. Sosyal medya yasaklanıyor. Çok yakın bir zamanda ülkemizde de 15 yaşından küçüklere sosyal medya yasaklanacak. Yine örneğin İsveç’te okullarda tabletlere veda ediliyor, kâğıt kalem geri geliyor. Yapılan araştırmalarda okuma oranlarının düştüğü, bu yüzden önümüzde ki iki yıl da sistemin tamamen değişeceği kararları alınıyor.
Bilinçli kullanmadığımız dijital dünya bir beka sorunudur. Uzmanlar suça sürüklenen çocuklar için dijital dünyanın önemli rol oynadığını sürekli belirtiyorlar. Özellikle şiddeti normal gösteren videolar, kapalı sohbet kanalları çocukları içine çekebiliyor. Aslında çok pasif ve sessiz olan çocuk, dijital dünyada çok agresif, sert ve tehditkâr olabiliyor.
Peki tehlike öncesi belirtiler nelerdir?
Eğer çocuk şiddet içeriklerine duyarsızsa, ölmek öldürmek gibi cümleleri şaka olarak sık sık kullanıyorsa, telefonunu gizliyor ve telefonunda ki bazı uygulamaları saklıyorsa, sosyal medya hesabında yalnızlık içerikli paylaşımlar yapıyorsa, trajik olaylara hiçbir şey olmamış gibi tepki veriyorsa, aileden kopuk daha çok dijital dünyada yaşıyorsa, siz odasına girdiğinizde hemen ilgilendiği sayfaları kapatıyorsa dikkatli olunmalıdır.
Aileler olarak çocuğun öğretmenleri ile iletişimde olmak, gerekirse psikolojik destek almak çok önemli. Telegram ve Discort gibi uygulamalarda çocuğun kimlerle iletişimde olduğunu bilmemiz gerekiyor. Çocukla yasaklamak yerine dijital dünya hakkında konuşmak yine ailelerin atabileceği adımlar arasında. Şiddet içeriklerinin yasak değil, neden yanlış olduğunu anlatmak ve böyle bir iletişim kurmak yine doğru bir iletişim. Ancak hepsinden önce yetişkin olarak anne babaların kendi dijital dünyalarını yönetebilmesi. Önce kendimizi düzeltmeliyiz ki çocuğumuza doğru yaklaşımı gerçekleştirebilelim. Unutmayın çocuk görerek öğrenir. Şunu kabul etmemiz gerekir. Bu meselede suçlu bir kişi değil, İhmaller zincirinde mutlaka bizim de yerimiz var. Çözüm; sevmek, dinlemek, izlemek, harekete geçmek ve gereğini yapmak. Akran zorbalığını küçümsüyoruz. Ama bıçakla mekân basan, ev basan kız çocuklarını izliyoruz. Dijitali normalleştiriyoruz, sonuçlarını düşünmüyoruz. Çocuklarımız ile yeterince ilgilenmiyoruz, onların ruh hallerini görmezden geliyoruz ve sonra bu olanlara, yaşananlara şaşırıyoruz.
Unutmayın çocuk evde öğrenir, öğretmeni ile güçlenir. Yarınlarımız için bunu unutmamak gerekir. Ateş artık hiçbir anne baba, ailenin yüreğine düşmesin.