Dünya genelinde bir dijital kuşatma altında kalan 16 yaşından küçüklere sosyal medya yasakları gündemde, pedegog ve sosyologların da öncelikli konu başlıkları arasında yer alıyor.

Birçok ülke dijital dünyanın kapılarını çocuklara kapatırken ülkemizde de bu konu ile ilgili hazırlıklar tamamlanmak üzere. Avustralya’da bu durum yasalaştı. 16 yaşın altındaki gençlerin hesapları bir bir kapatıldı. Kapatılmasında da sosyal medya platformları ve aileler sorumluluk sahibi. Peki, yıllar sonra neden bu günlerde bu konu daha çok gündemimizde?

Dijital dünyanın içinde doğan bu nesil sürekli parmakları ile kaydırarak hayatı izliyor ama asıl sorun, sosyal medya da görülenin, gençlerin ruhunda açtığı derin yara.

İlgileriniz belirleyici...

Biliyorsunuz ki bizler sosyal medyada gezerken algoritmalar bizi yönlendiriyor. Herhangi bir video da beş altı saniye kaldığımızda hemen algoritmamız ona göre değişiyor. Platform akışında hep aynı içerikli videoları görmeye başlıyoruz. Bu yüzden eğer algoritmayı değiştirmek istediğinizde farklı konularda videoları beğenip ya da izleyebilirsiniz. Sosyal medya doğası gereği dikkat üzerine kuruludur. Bizleri daha çok ekran başında tutmak için de sıradan olmayan, çok etkileşim alan, genellikle şiddet içerikli görselleri öne çıkarır.

Akran zorbalığı...

İşte çocuklarımız tam da burada etkilenmeye başlıyorlar. Sürekli şiddet içerikli görsellere maruz kalan çocuklar, gerçek dünyadaki şiddete karşı da bir empati geliştirememekte ve bunu normalleştirmektedir. İşte bu noktada da akran zorbalıkları ya da kavgalar hatta cinayetleri çok konuşur hale geldik. Çocukların sosyal medyada kullandıkları dil, oynadıkları oyunlar bile artık mercek altına alınmalıdır. Bu oyunlarda da mesajlaşma bölümlerinden çocuklara olumsuz mesajlar verilebilmektedir.

Yetersizlik...

Sanal dünyada izlenen ve aslında olmayan ‘mükemmel hayatlar’ ile gerçek hayat arasındaki uçurum çocuklarda yetersizlik duygusunu körüklemektedir. Beden algısı üzerinden de zorbalıklara yine sosyal medyada maruz kalınabilmektedir. Bu da çocukların erken yaşta daha çok estetik yaptırmasına sebep olmakla birlikte kendini beğenmeme anoreksiya ya da Bulimia Nevroza gibi yeme bozukluklarını tetiklemekte. Üstelik sadece çocuklarda değil, bugün günümüzde birçok yetişkin insanında da en büyük sorunlarından birisi budur. İşte bu dijital kuşatma yüzden toplumun her kesiminde tahammülsüzlük, sürekli öfke patlamaları, kavgalar, şiddet olayları hatta cinayetler yaşanmaktadır. Elbette sadece bu nedenlere bağlayamayız ancak sebebi fazladır diyebiliriz.

Toplumdaki Çocuk Şiddeti Artıyor…

Son yıllarda sıkça duyduğumuz bir şey de çocuk şiddeti, suça sürüklenen çocuklar…

Bunu tek bir nedene bağlayamayız. Ancak denetimsiz dijital alan, çocukların istedikleri her şeye en hızlı şekilde ulaşabilmesi, filtresiz bir internet sonsuzluğu hepsi onların fiziksel ve ruhsal dengesini bozabilmektedir.

Çocuklarda şiddete eğilim aslında çok küçük yaşta karşımıza çıkabilir. Bu durum çoğu zaman ani değil, öngörülebilir bir süreçtir. Evde ki söylem tarzı, arkadaşları ile olan diyaloglar, sokak hayvanlarına verdiği zarar, ani davranış değişiklikleri, konuşma tarzı, küfür ve tehdit içerikli söylemlerin dile yerleşmesi hepsi erken uyarı olabilir.

Böyle durumlarda çocuğu anne baba olarak anlamak çok önemlidir. Direkt ceza yerine önce anlamalı; kimlerle ne konuştuğu, hangi oyunları oynadığı, dijital ayak izi ne? Bunlar takip edilmelidir. Mutlaka psikolojik destek alınmalı ve bu süreç yönetilmelidir.

Avrupa’dan Amerika’ya ve Avustralya’ya kadar artık dijital reşitlik yaşı kavramını daha çok konuşuyoruz. Avustralya’da yasaklara uymayan sosyal medya platformlarına ağır cezalar geliyor. Yani burada devlet sadece ‘ben yasak koydum gerisi siz anne babalarda’ demiyor. Takip ediyor ve ağır yaptırımlar uyguluyor. Elbette ebeveynlerin de sorumlulukları artık daha fazla. Ben de ülkemizde ivedilikle bu yasakların yasalaşmasını savunanlardanım. Buna sansürcü diyenler olabilir, buna özgürlük kısıtlaması diyen olabilir. Hayır, ben buna bir gereklilik diyorum. Gençlerimiz hem uyuşturucu bataklığında hem de sosyal medya bataklığında. Bu bir beka sorunudur. Ben bunların bir sınır değil, onların daha doğru kavramlar üzerinde kendilerini temellendirmesini sağlayacak koruma kalkanı olduğunu düşünüyorum. Artık sosyal medyada geçireceği zamanı başka bir uğraşta harcayacak, belki balık tutacak, belki kitap okuyacak. Belki bir spor dalında kendini bulacak. Belki de bir sanat dalında.

Yasaklar tek başına yeterli olmayacağından, nasıl ki medya okuryazarlığı önemli ise, dijital okuryazarlıkta yine önemli konularımızdan bir tanesi olmalıdır.

Şiddeti bu kadar normalleşmemeli. Sevgi ve güven ortamında büyüyen her çocuk şiddetten uzak bir hayata başlar. Çocuklarımızı sevelim, güvenle büyütelim. Bugünün çocukları yarının Türkiyesi…