Sevgili okurlarım, size bu yazımda tüm dünyanın konuştuğu NATO'yu kaleme almak istedim...
NATO’da bildiğiniz gibi, Ankara’da diğer ülkelerin cumhurbaşkanlarını karşıladık ve mehter marşları çaldık. Bu duruş tarihte bir benzeri olmayan köklü ve büyük bir anıydı. Bu duruş sadece bir protokol anı değildi. Türkiye’nin uluslararası alandaki önemini ve tarihinden gelen gücü misafirlerine hatırlatan bir simgeydi. Bu an bir hatıra değil, bir mesajdı. Modern diplomasiyle geleneksel ezgileri birleştirmek, yani, ittifak içinde Türkiye’nin yerinin ne kadar farklı ve önemli olduğunu tekrar gösterdi.
NATO, Soğuk Savaş'taki o meşhur demir perdeden günümüzün dijital ve hibrit saldırılarına kadar uzanan süreçte sadece bir askeri birlik değil. Bu giderek belirsizleşen dünyada bir denge unsuru ve caydırıcı bir güç olarak öne çıkıyor. Artık sınırlar sadece kara parçalarıyla belirlenmiyor, siber uzay ve yanlış bilgiler de sınırları yeniden çiziyor. İttifakın, bu birbirinden farklı tehditlerin kol gezdiği bu çağda ortak aklını ve savunma yeteneğini her zaman canlı tutması gerekiyor. Sonuçta güvenlik, sadece masada konuşulanlarla değil, sahada atılan somut ve kararlı adımlarla ölçülür. Ülkemizde Bu somut adımın en güzelini attı. Tarihe adını büyük harflerle yazdırdı.