33 yıldır hayatını paylaştığı üçüncü eşi Sönmez Köksal...
Yeşilçam’ın Avrupai yüzü, kolejli kızı, sarışın yıldızı o ünlü eşini...
Bir cümlede şöyle anlatmıştı:

“Orkideye benzer o, beyaz orkideye… Zarif, güzel ve dayanıklı... Ama özen ister, ayrı bir ilgi ister…”

Sahi...
Günümüzde kaç erkek?
Hayat arkadaşı için böylesi muhteşem bir “zarif” tanımı yapar?

*

Daha dün gibi hatırlıyorum...
On yıl önceydi...
Güzelliği ve zarafetiyle...
İzmir’e gelmiş; “İleri Yaş Sempozyumu”na katılmıştı...
(*)Nazofarenks kanserini nasıl yendiğini anlatıyordu...
Bi’ara durdu; konuşmasına ara verdi...
Salonu dolduran davetlilerin...
Neredeyse...
Tek tek gözlerine baktı ve...
Titreyen sesiyle şöyle dedi:

“Yaşayacaksam kaliteli yaşayayım, eğer bağımlı olacaksam...
Ve dahi bitkisel hayata gireceksem öleyim... Eşimle birbirimize vasiyet ettik... Eğer öyle bir durum doğar ve ötenazi hakkı tanınırsa... Bunu kullanma sözü verdik...”

Durdu; konuşmaya ara verdi...
Salon adeta buz kesmişti...
Ve o güzel kadın (**)metanetli bir şekilde...
Sözlerine devam etmeye çalışsa da...
Bi’anda duygu seline kapılmıştı...
Nitekim...
Konuşmanın sonunda...
Alkışların eşliğinde...
Ve dahi...
Nemlenen gözlerini İzmirli hanımefendilerden kaçırarak...
Son bir kez salona el salladı; teşekkür etti...
Kim bilebilirdi ki?
O rüya gibi yıldızın...

Size... Bize... Hepimize...

Ama, en çok da...
İzmir’e “son kez el sallayışı” olacağını...

*

“Yeşilçam” olarak anılan Türk Sineması...
An itibarıyla “112 yaşında”...
Eskilerin dediği gibi...

“Kimler geldiiii, kimleeer geçti...”

Ama, o gelip - geçenlerden “biri” çok farkıydı...
Yeşilçam’da ilk kez...
Dünyalar güzeli bir “gerçek sarışın(!)” ...
Beyaz perdede kalpleri fethetmeye başladı...
O sırada takvimler “60’lı yıllar”ın ilk basamaklarını gösteriyordu...
Bir bebek kadar sevimliydi...
Gören, dönüp bi’daha bakıyordu...
Sinemanın en güzel yüzlerinden biri oldu...
Binlerce hayranının gözünde “şahane” bir yıldızdı...
Türk Sineması’nın en gözde aktörleri ile “ikili” oldu...
Kalpleri fethetti...
Yapımcılar, O’nun sayesinde yıllarca gişe rekorları kırdı...
Şaka gibi gelecek ama...
Oğullarına gelin(!) arayan annelerin daima menzilinde kaldı...

*

...Ve, “zaman tüneli”nden geçerek...
Gidiyoruz birkaç dakikalığına yıllar öncesine...

*

Gözlerini dünyaya Türkiye'nin başkentinde açan…
Ender şöhretlerden biri…

Anne kadın terzisi, baba adalet dağıtan hakim…

Türkiye’nin parmakla gösterdiği meşhur Ankara Koleji mezunu…
O tarihlerde...
Allah vergisi, muazzam taklit yapma yeteneğine sahipti…
Koleji birincilikle bitirdi…
Ana dili gibi İngilizce konuşuyordu…
Bir Amerikan seyahat şirketi…
Taş bebek gibi o sarışın kızı havada kaptı…
Hem okudu, hem çalıştı…
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'ne başlamıştı...

*

O sırada “Artist Dergisi” sinema yıldızı yarışması açmıştı…
Birinci olduğunda takvimler 1962’yi gösteriyordu...
Aynı yıl, geçti kameraların karşısına…

Doğuştan oyuncuydu sanki…

Hayret edilecek bi'ayrıntı daha:
Yunanistan’ın 30 yıl önce hayatını kaybeden...
Dünyaca ünlü sinema yıldızı Aliki Vuyuklaki'ye...
Ne kadar da benziyordu…
Beyaz perdeye “Akasyalar Açarken” filmiyle giriş yaptı...
Şu sırada 90 yaşında olan...

Göksel Arsoy'la oynadı; gişeler patladı…

Türk Sineması'nda ilk kez…
Esas oğlan ile esas kız “sarışın”dı; ilgi müthiş oldu…

*

Cüneyt Arkın'la oynadığı “Gurbet Kuşları” ise gerçek bir klasikti…
Bi'daha öylesi bir “Göç Filmi” yapılamadı… 10 yılda (1962-1972) 120'ye yakın filmin başrolüne imza attı; bu arada anne oldu… İlk eşi, yönetmen, yapımcı ve senarist Türker İnanoğlu'ndan doğan biricik oğlu İlker İnanoğlu, bugün 60 yaşında ve “Arka Sokaklar” dizisinin kahramanı...

*

Türker İnanoğlu'ndan boşandığında…
Takvimler 1974'ü gösteriyordu…
Son olarak…
“Babaların Babası” filmini çekti; Yeşilçam'a veda etti…
Kasım 1975 - Mayıs 1981 arasında…
Şarkıcı olarak karşımıza çıktı...
Sonra…
Aniden sevenlerini şaşırttı; müthiş bir sürpriz yaptı…
Ermeni asıllı Türk işadamı Leon Bubi Rubinstein'la…
İkinci evliliği için nikah masasına oturdu…
Evlilikleri…
Türkiye'den uzak Fransa'nın başkenti Paris'te 11 yıl sürdü…
Boşandılar…
14 yıl aradan sonra…
“Geçmiş Bahar Mimozaları” dizisi için...
Yeniden kamera karşısına geçti…
Bir de kitap yazdı; adı “Güzelliklere Merhaba”…

*

Sonrası…
Adeta “alın yazısı”nın en ilginç satırlarını oluşturuyordu…
1994'te dönemin MİT müsteşarı Sönmez Köksal ile evlendi…
2002 yılı gelip çattığında…
Nazofarenks (üst yutak) kanserine yakalandığını öğrendi…
Gördüğü ağır kemoterapi ses tellerine zarar verdiği için…
Sesi değişmişti; yılmadı…
Ayrıca kulağında işitme kaybı da başlamıştı...
O melun hastalığı...
Sevenlerinin duasıyla yendiğine...
Kalpten inanıyordu...

*

15 yıl önce…
“Gün Akşam Oldu” dizisi için son kez…
O da bir bölümlüğüne, kamera karşısına geçti…
Tadını çıkardı; “Bu kadar yeter!” dedi…

*

Oyunculuk kariyerinin ilk yıllarında…
Şımarık zengin kız rollerini oynayan…
Sonraki filmlerinde daha çok masum, kırılgan ve…

Fedakar kadınları canlandıran…

Yeşilçam’da “siyah saçlılar”ın saltanatını yıkmakla kalmayıp...
Sarışın “esas kadın” sayfasını açan Filiz Akın…
Söyleşi türündeki kitapta…
Gazeteci Bircan Usallı Silan'ın sorularına yanıt veriyor ve…
Yıllarca unutulmayacak…
Bir hayat akışının nasıl “yolcusu” olduğunu anlatırken...
Şöyle diyordu:

“Hiç bir duyguyu (hakkını vererek) yaşadığımı söyleyemem!”

Üç cümle daha:

“Ah keşke bu hayatın bir (provası) olsaydı, dediğim anlar oldu… Hayatın provasının olmadığını ise belli bir yaşa gelince öğrenmiş oluyorsun... Ne yazık ki, artık her şey için geç kalınmış oluyor…”

O kitapta…

“Ballanmış, demlenmiş bir Filiz Akın” var; okumalısınız…

*

Türk Sineması...
Tam bir yıl önce dün (21 Mart Cuma / 2025)

Usta oyuncusu Filiz Akın’ı kaybetti...

Bir süredir İstanbul'da tedavi görüyordu...

82 yaşında melek oldu, aramızdan ayrıldı...

Vasiyeti üzerine...
Sessiz sedasız...
İstanbul Aşiyan Mezarlığı’nda toprağa verildi...
Ondan geriye ise...
Yüreklere dokunan birbirinden güzel filmleri kaldı...
Hep birlikte...
“Yeşilçam'ın Dört Yapraklı Yoncası”ndan...
Fatma Girik’ten sonra...
Bir yaprağı daha sonsuza uğurladık...
Yoncanın diğer iki yaprağı...
Türkan Şoray ile Hülya Koçyiğit’e...
Sağlıklı, mutlulukla...
Uzun ömürler diliyorum...

Whatsapp Image 2026 03 22 At 07.14.16

*

32 yıldır aynı hayatı paylaştığı üçüncü eşi Sönmez Köksal…
Yeşilçam'ın…
Avrupai yüzü, kolejli kızı, sarışın yıldızı ünlü eşini…
Üç cümlede o kadar güzel anlatıyor ki:

“Orkideye benzer o, beyaz orkideye… Zarif, güzel ve dayanıklı... Ama özen ister, ayrı bir ilgi ister…”

Hayat arkadaşı yerden göğe haklı…
Filiz Akın...
Rüyaların yıldızıydı...
Dört ayrıcalığı vardı:

Çok özel… Çok güzel… Çok sevgi dolu… Çok klas…

Ha'ni, ne derler bilirsiniz…
Tanrı’nın “tatil günü”nde yarattığı kullarındandı Filiz Akın...

Eğitim… Zarafet… Yetenek… Şöhret…

O'nun alın çizgisinin değişmez dört temel özelliğiydi...

*

Bitiriyoruz…
Geride kalan dünyaya iki satırlık rica ile:

“Kendisi de bir meşale olan Filiz Akın’ın anısını yaşatmak isteyenler Türkiye Eğitim Derneği’ne (TED) bağış yapabilirler...”

(*)nazofarenks: boğazın üst kısmındaki bir kanser türü...
(**)metanet: dayanaklı olmak...

Nokta…

Hamiş 1: Yeşilçam'ın "Dört Yapraklı Yonca"sından biri olan Filiz Akın, 1962-1975 arasında 116 filmde rol aldı... 1962'de “Akasyalar Açarken” filmiyle başlayan kariyerini, 1975'te “Babaların Babası” filmiyle noktalayarak beyaz perdeye veda etti...

Hamiş 2: Cenazede sadece aile fertleri vardı; başkaları davet edilmedi... Eşi Sönmez Köksal’ın sosyal medyadaki mesajı şöyleydi: “Sevgili eşim, hayat arkadaşım Filiz’i uzun süren bir hastalık sonucu 21 Mart gecesi kaybettim... Vasiyeti uyarınca her türlü dini vecibeler yerine getirilerek en yakın aile mensupları tarafından Aşiyan’da toprağa verildi... Başımız sağ olsun…”

Sonsöz: “Her yerde olmak gibi bir duan varsa, gönüllere gir; çünkü sevenler, sevdiklerini gönüllerinde taşırlar… / Hz. Mevlana…”