Farkındasınız değil mi?
Bakın takvimlere...
Eskilerin dediği gibi...
Yıllar nasıl da su gibi akıp gidiyor…
Bazı kent yöneticilerinin…
Sırf içimizden bi’kesim(!) vatandaş “mutlu olsun” diye…
İzmir’in geleneği olarak nam salan…
“Güzelim faytonları”…
Tarihten ve dahi İzmiriler’in gönlünden yok etmek(!) için…
“Yasakları” devreye sokmalarının…
Yedinci yılı geride kaldı…
Faytonların bu kadim kente (İzmir) yaşattığı güzellik…
Su içinde “2 bin 500 gün” gibi uzun bir süredir ve…
O keyfi bilenlere…
“Aaaah; ah…” çektiren garabet(*) bir olaydır…
Bi’inat uğruna…
İzmirliler’in keyfi duman edildi…
Unuttuk mu?
Hayır!
Faytonları tarihe gömdük ama...
At yarışlarına ses çıktı mı?
Hayır!
Peki...
Deve güreşine sesimiz çıktı mı?
Hayır!
Neden?
Çünkü...
Hem “at yarışları”nda hem de geleneksel “deve güreşleri”nde...
Ciddi miktarda para dönüyor!
O atlar ve develer de “can” değil mi?
Hayvanseverleri tabii ki alkışlıyoruz ama...
Özellikle develer...
Güreşte birbirlerini sakatlamıyor mu?
Sakatlananların acı akıbeti...
Sonunda “kasabın bıçağı” olmuyor mu?
Diyeceksiniz ki...
Yarış atlarından ve develerden gelen paralar...
Ağırlıklı olarak...
Organizasyon maliyeti, develerin bakımı, ödüller ve özellikle...
Hayırişleri (okul, cami yaptırma, deve derisi satışı vb.) için kullanılıyor!
Ne var ki?
Sakatlanan yarış atlarının ve...
Rakibinin altında son nefesini veren develerin günahı ne?
*
Söz konusu para getiren “bahis” devam ettiği sürece...
Yarış atlarının da...
Güreşçi develerin de...
Akıbeti hiç değişmeyecek...
Ne var ki...
Heyecandan şunu hiç aklımıza getiremiyoruz...
Sadece…
Faytonu çeken (**)“katanalar” mı şefkate layık?
*
Sözüm ona…
“Spor kulubü” adı altında “gizemli adresler”de…
Bahis oynatarak…
Köpekleri birbirine parçalatanlar…
Horozları acımasıca dövüştürenler…
Kedileri, köpekleri ağaç dallarına asıp…
Patilerini kesenler dolaşıyor aramızda…
Kaç tanesini yakalayabildik o vicdansızların?
*
İzmir gibi bir kentte...
Yıllar önce…
Faytonları (atları ile birlikte) tarihe gömenler…
Neredeyse…
“Kapatalım bu konuyu; İzmir’de fayton devri bitti!”
Sözleriyle…
Bi’avuç “sözde hayvansever”in cılız alkışlarına mazhar olurken…
İzmir’in baba ilçelerinde...
Hala aslanlar gibi gibi “deve güreşleri” yapılıyor…
Bu güne kadar aramızdan biri çıkıp da...
“Yazık oluyor bu hayvancıklara!” dedi mi?
*
Mesela, İzmir’in “deve güreşi” başkentleri azalmıyor, artıyor...
Örneğin...
Efes Selçuk... Kemalpaşa... Bayındır... Torbalı... Menemen... Tire...
Deve güreşlerinin "Kırkpınar”ı olarak anılıyor...
Biri çıkıp da, “hayvancıklar telef oluyor!” diyor mu?
İlginç bir yanı da var bu deve güreşlerinin...
Seyirciler hem güreşi seyrediyor…
Hem de…
Deve sucuğu pişirip yiyorlar!
Ha’di…
Elinizi vicdınanıza koyun ve söyleyin:
Şimdi, bunun adı “hayvansever”lik mi?
*
Hatırlayın lütfen…
İzmir’deki Atlı Polis Grup Amirliği’nin fiyakasını…
Ha’di…
Gel, “o yıldız” atlar için de…
“Eziyet ediyorlar” yakıştırması yap da göreyim seni!
Türkiye’nin en güçlü çizgi roman ustası merhum Suat Yalaz’ın…
Şu sözleri unutulmamalıdır:
“İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de… Özellikle statların önlerinde… Kuğu boyunlu, tımarlanmış, kaşağılanmış, kuşamlanmış atların… Dans eder gibi dolaşmalarını gözünüzün önüne bir getirin…”
*
İzmir’in seçimle gelmiş en büyük kamu koltuğunda…
Rekor kırıp…
15 yıl boyunca (1867 / 2024)…
Bu kadim kenti yöneten Aziz Kocaoğlu…
Avusturya’dan getirttiği atlarla…
Parmakla gösterilen bir süreç yaşatmıştı…
İşin garip tarafı…
Allah rızası için bi’tane “sözde hayvansever” çıkıp…
“Bu işten vazgeç Koca Başkan…”
Demedi; belki de diyemedi!..
Laf aramızda…
Türkiye’de ne kadar belediye başkanı varsa imrendi İzmir’e…

Hep beraber merak etmek zorundayız!
Neden?
Öncelikle Deve Güreşleri yasaklanmadı da…
Ortam temizliğine(!) faytondan başlandı?
Onların günahı neydi?
Avusturyalı süslü atların çektiği İzmir faytonlarının…
Şıngır-mıngır yürüyüşünü anılar tüneline atıverdik de n’oldu?
Onlar zararsızdı; güme gitti…
Madem işi “eziyet” boyutlarına getirdik…
Jokey Kulübü’nün himayesindeki at yarışlarını n’apacağız?
“At koşar, baht kazanır” marifetiyle…
Milyarlar Hazine’ye gidiyor…
Eziyet ise…
At Yarışı’nda da belli bi’ölçüde eziyet var…
Yasaklayabilir misin, at yarışını bu güzel memlekette?
*
Şarkısı var arkadaş, şarkısı…
İzmir’in faytonlarını göklere çıkaran…
Hemşehrim…
Kadim dostum Ali Kocatepe’nin…
Usta işi…
İçimizi ferahlattı şu lirik sözleriyle:
“Alsancak'tan çıkacaksın günbatımı Kordon'a… / İmbatla hasret giderip bineceksin faytona… / İzmir'in en güzelleri cilvesiyle nazıyla… / Buzlu badem yiyecekler bakınırken etrafa… / Kordon boyu faytonlar… / Biri gidip biri gelecek… / Körfez vapurlarıyla… / Sanki dans edecek…”
*
Bitiriyoruz…
Belli ki…
Ne kadar kalbimizden geçse de…
Atlı faytonlar bi’daha İzmir’i süsleyemeyecek ama…
Merhum Suat Yalaz’ın tavsiyesiyle…
(İstanbul Adalar’daki vahim araç sorunu alev alev…)
Şu ayrıntı önemlidir ve akıllarda kalmalıdır:
“Bütün belediye başkanlarımıza derim ki; lütfen, size yakışanı yapın, at sevgisini yaşatacak olan “fayton” konusunu ivedilikle ve kesinlikle ele alın… Çok faydalı, milletin teşekkür edeceği, güzel bir iş yapmış olursunuz…”
(*) Garabet: Yadırganacak bir yönü olma durumu…
(**) Katana: İri yapılı bir cins at…
Nokta…
Hamiş 1: Unutmadan hatırlatayım… Fayton sürücüleri…
Hiç bi’zaman ekmeğini sofraya getiren atlarına kırbaç vurmaz…
Kırbaç havada döner; “şaaak” diye ses çıkarır… Ve, o ses…
Faytonu çeken katanaları heyecanlandırır, biraz daha hızlanırlar…
Hepsi budur…
Hamiş 2: İzmir'e ilk faytonlar 1850'li yıllarda geldi... 19. yüzyılın ortalarından itibaren İzmir'de yaygın bir ulaşım aracı olarak kullanılan faytonlar, şehrin kültürel simgelerinden biri haline gelmişti...
Hamiş 3: İspanya’da, İtalya’da, İngiltere’de ve Belçika’da hala faytonlar turizmin gözbebeği...
Sonsöz: “Yazık oldu İzmir’in faytonlarına; gel de özleme…”