40’larda ‘ben’olmak zor mu? Kafamızda deli sorular oysa her şey bizde bitiyor. Geçmişin sorunlarını sırtımıza yükleyip kambur etmektense geleceği omuzlamalıyız...
40’lı yaşlara geldiğimizde insan artık başka düşünüyor. Bu yıl yayıncılık hayatımın 25. yılı içindeyim. Bu süre içinde sayısını benim dahi unuttuğum uzman konuk ile konuştum, söyleşi yaptım. Yeri geldi sağlık alanında, yeri geldi insan ilişkileri hakkında, yeri geldi gündem, siyaset konuştuk. Hepsinden öğrendiğim ve duyduğum, ancak o yaşlarda tam kafamda bir yere koyamadığım 40’lı yaşlar… Evet, 40’lı yaşlarda insan ilişkileri değişiyordu, 40’lı yaşlarda sağlığımız belki alarm veriyordu, belki de daha dikkat ediyorduk. Yine 40’lı yaşlarda dünyaya bakışımız bile değişiyordu. Zamanında söylediklerinde anlamadığım ama şimdi içinde olduğum yıllar tek tek anlatıyor aslında.
Hayat hepimizin önüne farklı farklı birçok yol çıkarıyor. Bu yollar kimi zaman kum, çakıl, kimisi toprak, kimisi asfalt… Kimisi çok zorluyor, kimi yol ise çok uzun. Bazı yollar ise dümdüz. Yol gaza bas basabildiğin kadar diyor adeta size.
Bazen çok mutlu olabiliyoruz – ki dileğim herkes hep mutlu olsun - , kimi zaman beklemediğimiz, hazır olmadığımız bir kayıpla dizlerimizin bağı çözülüyor. Belki göğsümüz sıkışıyor. Bu anlarda biriktirdiğimiz doğru insanlar çok önemli. Kiminle yol aldığınız ve kime sığınacağınız çok önemli. İş hayatımız, sağlık hayatımız, yeni başlangıçlarımız, hastalıklarımız, ihanetler, dostluklar, ayrılıklar ve iyi dilekler, umutlar… Hepsi hayatın bir parçası.
Tüm bunların sonucunda bizi biz yapan, yani insanı insan yapan ise yaşadıklarımızdan sonra seçtiğimiz yol.
Hayatımızda ne zaman olumsuz bir şey yaşasak hep sorarız: ‘Neden ben böyle bir şey yaşadım, neden bu benim başıma geldi?’ Bundan sonra kurduğum ya da alıştığım bu düzen nasıl yeniden inşa edilecek? Unutmamalıyız ki geçmişi değiştiremeyiz. Ama yarına umutla uyanıp, yarınımızı bir yola, yeniden bize iyi gelecek bir yola sokabiliriz.
Yaşadıklarımızdan aldığımız dersler ile kendimizi doğru yönettiğimizde olgunlaşabiliriz. İşte bunu da 40’lı yaşlarda daha iyi öğreniyor insan. Sanki bu yaşların öncesi ve sonrası bir boyut var gibi. Belki bu yaşa kadar yaşananlar hep bir ders niteliğindeyken, 40’lı yaşlara geldiğimizde sınavlarımızı veriyoruz ve yolumuzu daha doğru şekilde çiziyoruz.
Acılar bizi olgunlaştırır. İhanetler ve kırgınlıklar, kime nasıl güveneceğimizi öğretir. Başarısızlıklarımız ise, yeniden çalışıp başarabileceğimizi gösterir. Bu dürüst bir yansımadır.
Hayatımızda hiç mi başarı yok? Elbette var. Başarılarımız da bizi sınayan bir imtihandır adeta. Karakterimizi sınayan başarılardır. Zirveye yürürken, başarı üstüne başarı alırken, alkışlar sizin için olduğunda siz ne yapıyorsunuz? Mütevazılığı kaybetmemek, daha iyisi için çalışmak, merdivenleri ikişer üçer çıkarken herkse selam vermek… Hepsi başarının büyüsünde görülmeyebilir. Bunu görebilmek ve koruyabilmek ise daha büyük bir başarıdır. Olur da bir gün rüzgar ters eser, çıktığımız basamakları inmek zorunda kalırsak; çıkarken selam verdiklerimiz inerken de yanımızda olacaktır.
Artık 40’lı yaşlarda geçmişin yükünü değil de geleceği görüp omuzlamalıyız. Bir ihanet bizim başkasına olan güvenimizi sarsmamalı, bir ayrılık bizi sevgisiz yapmamalı, bir başarısızlık bizim hayallerimizi elimizden çalmamalı... Unutmamalıyız ki yaşadığımız her ‘iyi’ ya da ‘kötü’ olay bizi biz yapan bir harçtır. Biz bu harç ile bir köprü de yapabiliriz, kendimize yüksek duvarlar da örebiliriz. Hepimiz bazen gittiğimiz yolda keskin virajlarda savrulabiliriz. Bir anda birkaç saniyede, bir telefon görüşmesinde her şeyimiz, tüm dünyamız değişebilir. Unutmayalım ki acı misafirdir. Onu ev içine alıp kalıcı yapan biziz. Sırtımızda yük taşımak bizim tercihimizdir.
Ben insanların frekanslarının uyum içinde çalıştığında mutlu olduklarına inanlardanım. Denklik ve denge çok önemli. Çocukluk travmaları olan birini biz iyileştiremeyiz. Evet belki çalışırız. Ama başarılı olamayız. Sizden başka frekansta olan biriyle anlaşamayız. Evet çalışırız ama başarılı olamayız. İnat ettiğimizde ise kendimizi kaybederiz.
Bir pusula seçeceksek eğer; bunlar başımıza gelenler olmamalıdır. Bunlar verdiğimiz kararlar olmalıdır. Yollarımız bazen sisli, bazen çakıl taşlı, bazen engebeli, bazen güneşli olabilir. Ama yönümüzü biz belirleriz. Direksiyonu nereye çevirirsek onu yaşarız.
Biz kim olmayı seçelim ve iyi olalım. Gidenlere teşekkürler, gelenlere ise hoş geldiniz. İyi ki 40’lı yaşlar... Hayatı yavaşlattığımız, yarışmadığımız ve sakinlikle var olabildiğimiz günlere…
* * *
FİLENİN SULTANLARI YANILTMADI
Yazıyı yazarken, final maçımız başlıyor. Filenin Sultanları VNL’de final maçlarını Brezilya ile oynuyorlar. Sosyal medyada Türkiye ve Brezilya taraftarları arasında hep bir rekabet var. Bu sefer de yine maç öncesi taraftarlar arasında atışmalar devam etti. Kızlara güveniyoruz. Bizi hep mutlu ediyorlar. Özlediğimiz duyguları bize yaşatıyorlar. Dualarımız sizinle... Ve maç bitti. 3 – 1 Türkiye setleri kazandı. Şampiyon Filenin Sultanları oldu. Milli bir bilinç ile oynadıkları maçlarda bizleri onurlandırdılar, duygulandırdılar. Teşekkürler Sultanlar. 41 kere maşallah diyelim...