Bu yazı yazılırken savaşın 23ncü günü idi. Eski bir Subay olarak izliyoruz ve hayret ettiğimiz pek çok şeyi görebiliyoruz. Trump gibi tipler savaşı oyun sanıyorlar. Bu çok üzücü ve gayriciddi. Savaşı meslekleri gereği en iyi askerler bilirler ve tüm dünyada savaşı en çok istemeyen, karşı olan kişiler askerlerdir. Çünkü savaşın herkes için bir yıkım olduğunu çok iyi bilirler. O nedenle bir asker olan Büyük Atatürk “Savaş bir ulusun vatan topraklarını ve ulusun kendisini korumak için yapılmadıkça cinayettir.” demiştir. Yani savaş ancak meşru müdafaa halinde yapılır. Savaşın büyük bir yıkım olduğunu çok iyi bilen Atatürk o nedenle “Yurtta sulh, cihanda sulh.” ilkesini ortaya koymuştur. Bu gün ne yazık ki Ortadoğu yanıyor ve binlerce insan ölüyor, şehirler yıkılıyor. Neden? Netenyahu denen bir cani tutmuş Trump denen bir adamın ensesinden, önündeki Epstein dosyasını sallıyor ve ona her dediğini yaptırıyor. ABD'deki çok güçlü konumdaki siyonist evangelistler de Trump'u “doldurarak” İran ile savaştırıyorlar.

Zavallı Amerikan halkı da giden milyarlarca doların arkasından öylece bakıyor. Devam eden savaşı birkaç başlıkta analiz edelim. 1) ABD- İsrail açısından baktığımızda an itibariyle şunları görmek mümkündür. Her savaş bir ülkeye bir siyasi hedefi kabul ettirmek için başlatılır. Barışçıl yollar ile çözülmeyen sorunlar savaşlara neden olurlar. Savaş kararı alan parlamentolar bu kararı hükümete gönderirler. Hükümetler bu karar gereği bir “siyasi direktif” hazırlarlar ve bu direktifi Genelkurmay Başkanlığına gönderirler. Genelkurmay Başkanlığı da bu direktife istinaden kendi “Harekat Direktifini” hazırlar ve Kuvvetlere gönderir. Kuvvetler de kendi “Harekat Emrini” hazırlayarak ana ast birliklere gönderirler. Bu savaşta ABD Başkanı Trump Kongre'den bile karar çıkmadan Netenyahu'nun kendisine gönderdiği “harekat direktifi ile ( kanaatimizce Epstein dosyası)” İran'a savaş açtı. Trump çok gayriciddi bir kişilik. ABD'ye başkan olabilecek en küçük bir nitelikte değil, sıradan bir emlak zengini. Hepsi bu kadar. Böyle olunca da abuk subuk söylemlerde bulunabiliyor, ipe sapa gelmez işler yapabiliyor. Çünkü “devlet adamı nosyonu yok.” Hayatı boyunca “devlet” kavramının yanından geçmemiş. Öyle olıunca da ilk harekat başladığında “Savaş bir iki güne biter.” dedi, 23ncü güne geldik.

Bize göre daha çok 23 günler sürer bu gidişle. Trump 12 günlük savaşta “Natanz'ı vurduk yok oldu, haritadan sildik.” dedi. Aynı Trump bu gün yine “Natanz'ı vuruyoruz.” dedi. E hani Natanz'ı haritadan silmiştin? İran'ı eğlence için birkaç gün vurabiliriz dedi adam yahu. Bu nasıl söylenebilir, savaş eğlence mi? İnsanların ölmesi eğlence mi? Hürmüz Boğazı konusunda NATO'ya çağrı yaptı, kimse gelmeyince kızdı. “Biz yeteriz. Gelmezseniz gelmeyin.” dedi. Şimdi yine NATO'yu çağırıyor, NATO üyelerine “Korkaklar, bunun hesabını verirsiniz.” diye tehtid ediyor. (Bu arada söyleyelim; NATO bir savunma teşkilatıdır. Taarruz teşkilatı değildir. (North Atlantic Treaty Organization) NATO üyesi olmayan bir ülke bir NATO üyesi ülkeye saldırısa saldırıya uğrayan ülke derhal NATO Güvenlik Konseyini toplantıya çağırır. Buradan çıkan kararla oylama yapılır ve 32 üye ülkenin oy birliği ile 5nci madde yürürlüğe girer. Bir üye ülke bile red verse 5nci madde yürürlüğe giermez. Yani İspanya, İtalya veya Almanya red dese 5nci madde işletilemez.) Trump'ın bırakın bir gün önce söylediğini bir sonraki gün yalanlamasını, bir cümlesinin başı o cümlenin sonu ile 180 derece ters olabiliyor. Bazı aklı evvel arkadaşlar da bunu taktik zannediyorlar.Bu nitelikteki bir adamdan ne başkan olur ne de başkomutan.

Yazık, olan ABD halkına ve tüm dünyaya oluyor. ABD bu savaşta açıkça İran'dan dayak yiyor ve tüm karizması çizildi. İran milyar dolarlık yüzen kale denilen USS Abraham Lincoln uçak gemisini, USS Gerald Ford uçak gemisini birkaç bin dolarlık füzelerle vurdu mu? Vurdu. Savaşın dışına itti mi? İtti. F- 35 hayalet uçak diye ABD'nin o kadar övündüğü uçağını vurdu mu? Vurdu. F-15 leri Vurdu mu? Vurdu. Trump çıkmış hala diyor ki “Dünyanın en güçlü ordusuna sahibiz. En büyük biziz.” falan filan. Trump'a çok Hollywood filmi seyrettiriyorlar sanırız. Savaş o Rambo filmlerindeki gibi algı operasyonları ile yapılmıyor. ABD Ordusu genellikle “paralı askerlerden” oluşur. Altını çizerek söyleyelim ki; askerlik para için yapılmaz, yürekteki vatan sevgisi ve millet aşkı için yapılır. Yani Kahraman Türk Ordusunda olan Mehmetçik ruhu ile yapılır. ABD'nin en iyi askerleri, şimdi İran'a çıkartmayı düşündükleri özel kuvvetleri olan “2300” muharipten müteşekkil “Delta Force” denen askerleri. İyi de madem dünyanın en iyisi idiler neden o zaman yıllarca aralıksız üst üste bizim “Bordo Berelilere” birinciliği kaptırınca “Dünya Özel Kuvvetler Yarışmaları”nı iptal ettirerek kaldırdılar? Zaten Pentagon'daki generalllerin önemli bir kısmının da bu savaşı asla istemediklerini biliyoruz. Bir Epstein nelere kadir değil mi? Gelelim İsrail'e. Netenyahu denen ruh hastası cani kasap önce Gazze 'de Filistinli'leri katletti şimdi de hem Lübnan'da hem de İran'da insanları katlediyor.

Neymiş, Arz-ı Mevud'muş. Böyle zırva bir saplantı ile dünyayı kirletiyor. Netenyahu İran'da rejimi devirmek isterken şimdi İsrail'de halk kendisine isyan ediyor. İsrail halkı artık sığınaklarda yaşamaktan bıkmış. Her an kafalarına düşecek bir İran füzesiile yaşamak istemiyor. Çünkü İsrail halkının bu savaşta bir hedefi yok. Vatanlarını savunan taraf değiller. Saldıran taraf İsrail. Netenyahu halkını kandırdı. Demir kubbemiz var size bir şey olmaz dedi. Demir kubbe oldu pamuk kubbe. İran füzeleri nokta atışı ile vuruyorlar. En son İsrail'in nükleer tesislerinin olduğu Dimona bölgesi ile Arad bölgesini vurdu. Tabii burada İran'ın Rusya'dan aldığı “elektronik hedef kestirme sistemlerinin” ve Çin'den aldığı teknolojik desteğini de unutmamak lazım. 2) İran açısından meseleye bakarsak durum şöyledir. ABD ve İsrail'in bir kara harekatı yapacağı haberleri alıyoruz. Bir savaşta kara harekatı olmadan savaşı kazanan ya da kaybeden taraf belli olmaz. (Nükleer silah kullanımı hariç) İstediğiniz kadar Havan, Topçu, Hava Kuvvetleri, Deniz Topçusu tüm mevcut ateş destek vasıtaları ile bir araziyi dövün en fazla rakımını 50 metre indirir, yerleşim bölgelerindeki binaları yıkar, insanları öldürürsünüz o kadar. Ama savaşı kazanamazsınız. Savaşı kazanmak için o toprak parçasına “Piyadenin postalının basması şarttır.”

Lakin savaşta yalnız silah ve asker gücü değil bir çok savaş faktörü yani “milli güç unsurları” vardır. Bunlardan bazıları Ekonomik güç, Coğrafi güç, Siyasi güç, Demografik güç, Tarihsel güç, Moral motivasyon güç gibi unsurlardır. ABD ve İsrail İran topraklarına asker çıkartırlarsa bu askerleri doğrudan ölüme göndermiş olurlar. Çünkü İran cografyası 1.5 milyon km2 dir. İran'ın batı tarafı Elbruz dağları ve uzantılarından oluşur. Karaya çıkan askerler önce bu dağ silsilesi duvarına toslarlar. Bu dağlar aşılması çok zor ve birlikleri yutan dağlardır. Savunan tarafa muazzam bir üstünlük ve arazi hakimiyeti sağlarlar. Yani savunan taraf hakim arzide , taarruz eden taraf mahküm arazide olur. Ayrıca büyük kuvvetler ile girmeye kalksalar doğusu büyük bir çöl olan muazzam İran coğrafyası 1 milyonluk bir orduyu bile yutar. Çünkü derinlikte savunma imkanınına sahiptirler. ABD'nin bu kuvvetlere lojistik destek vermesi de imkansızdır. ABD- İsrail belli nokralara 58nci Hava İndirme Tümenini indirseler bile 96 milyonluk İran halkı tarihsel Pers savaşçılığının verdiği azimle bu tümeni orada yok eder. Yani karaya asker çıkartmak intahardan başka bir şey olmaz. İran'ın bu savaşta görülen en büyük sorunu “iki ordusunun olmasıdır.” Bir ülkenin iki ordusu olmaz, bir tek ordusu olur o da milli ordusudur. İran devrimi olduğunda mollalar sözde devrimi ama aslında kendilerini korumak için “Devrim Muhafızları” diye bir ordu ile “Besiç” denilen bir paramiliter yapı kurdu.

Bu yapılar ile halkına çok zulmetti. Onbinlerce İran'lıyı öldürdüler. Bir ara rejim devrilseydi Ali Hamaney Rusya'ya kaçacaktı ve yanında tam 92 milyar dolarlık servetini de götürecekti. Nasıl yaptı bu serveti bu molla acaba? İşte bu devrim muhafızları Humeyni zamanında toplama adamlar ile kuruldu. Yani bir askeri geçmişleri yoktu. Hiçbirisi bir Askeri Liseyi sonra da bir Harp Okulunu, Harp Akademisini okuyup askerlik sanatını ve bilimini öğrenmemişlerdi. Rastgele toplama adamlardı. Kendilerine rütbeler verdiler, komutan olduk dediler. İşte öyle komutan olursa, öyle ordu olursa içine CIA ve Mossad ajanları da çok rahatça girer ve “sahte bayrak” operasyonlerı yaparak dost ülkelere füze parçaları düşürürler. Üstelik bir komutanları da Mossad ajanı çıktı. İran'ın gerçek devlet ordusu nerede? Ortada yok. Çünkü molla rejimi onlara güvenmiyor. Ancak Devrim Muhafızları Ordusu da Pers savaşçılığından gelen yapıları ile ellerindeki imkanları iyi kullanıyorlar. İran'ın elinde 300 km.den 4000 km.ye kadar menzile sahip balistik ve hipersonik füzeler var. Stokları da öyle hemen bitecek gibi değil. Hernekadar Trump “attık, yok ettik, dümdüz ettik, hepsini vurduk” filan dese de iş öyle değil. İran çok iyi direniyor ve bize göre bu savaşı da kazanacak gibi görünüyor. (Tabii cani Netenyahu son kertede bir nükleer silah kullanma çılgınlığı yapmazsa)

Çünkü savaşta askerin asli hedefi bir kara parçasını ele geçirmek, bir birliği imha etmek filan değildir. Askerin temel hedefi “Düşmanın savaşma azim ve kararlılığını yok etmektir.” Bunu yok ettiğinizde savaşı kazandınız demektir. Düşman teslim olur. Bu savaşın böyle devam etmesi durumunda ABD Başkanı Trump “biz hedeflerimize ulaştık, kazandık.” deyip çekip gidebilir. Barış istemiyorum diyor ama İran çağırsa koşa koşa gelecek. İsrail'de de halk Netenyahu'yu devirebilir. İran savaşı kazanmış oluır. ABD aslında karadan PYD/PKK ile Barzani ve Talabani güçlerini PJAK ile birlikte İran içine sokup onları kara gücü gibi kullanıp İran'da kaos çıkartarak parçalamak istedi. İran'ın parçalanması Türkiye için ciddi bir güvenlik sorunu olurdu. Türk Devlet Aklı bu tuzağı hemen farketti ve hem Sayın Cumhurbaşkanının hem de Dışişleri ve Milli Savunma Bakanlarının çok ciddi gayretleri ile Türkiye Kürtlerin bu savaşa girmesini engelleyerek oyunu bozdu. Ne dedi Tom Barrack “Bölgede ulus devlet istemiyoruz. Bu Amerikanın çıkarlarına aykırıdır.” İran'dan sonra sıranın Türkiye'de olduğunu bir çok küstah da söyleme cesaretinde bulundu. 3) Gelelim savaşın Türkiye açısından durumuna. Bir defa kabul edilmelidir ki Türkiye çok güçlü bir devlettir. Ordusu çok güçlüdür.

Ama çok daha önemlisi Soros'un dediği gibi “Türkler en iyi vatanları için ölmesini bilirler.” sözünü de doğruladığı vatanları için her an ölmeye hazır 86 milyonluk bir nüfus gücü vardır. Bu herkesi korkutan bir güçtür. Son günlerde Yunanistan'ın sesi fazla çıkmaya başladı. Neymiş Türkiye'yi İran savaşına dahil ederlerse Yunanistan da hemen karasularını 12 mile çıkartackmış, çünkü Türkiye ik cephede birden savaşamazmış. O nedenle “Gayri Askeri Statü” deki adaları tüm anlaşmaları bozarak silahlandırıyor. Türkiye, sırf Yunanistan bu anlaşmaları tek taraflı olarak bozdu diye adalara asker çıkartıp geri alabilir. Çünkü anlaşmada Yunanistan anlaşma aleyhine hareket ederse adaların tekrar Türkiye'ye geri verilmesi hükmü var. Yunanistan son yıllarda bizden çöktüğü adalara bile yığınak yapıyor. Semadirek adasına bile patriot koydu, kime karşı? Tabii ki bize karşı.

Yunanistan hem Kıbrıs'ta hem Ege'de hem de Doğu Akdeniz'de Mavi Vatan'da bir oldubitti peşinde. Ama boyundan büyük işlere kalkışıyor, sonuçta yine bir sopa yiyebilir. Tabii ABD'yi arkasına almak için de Girit Suda üssü, Dedeağaç üssü gibi ABD'ye topraklarında pek çok üs verdi. (ABD'nin pek çok üs ile Türkiye'yi tamamen kuşattığını da unutmamak lazım.) Yahu kardeşim adamlar hiç akıllanmıyorlar. ABD yavrusu İsrail'i kurtarabiliyor mu seni kurtarsın? Trump yarın ben oynamıyorum der, İsrail'i bırakır gider. Yunanistan'ın bu düşmanca tutumuna karşı da Türkiye'nin çok dikkatli olması ve her türlü duruma misli ile cevap verebilecek biçimde hazır olması şarttır. Öyle olduğunu da biliyor ve inanıyoruz. Bu durumda savunma sanayimiz çok büyük önem arz etmekterdir. Umarız Yunanistan dolduruşa gelip 100 yıl önce yaptığı hatayı yapmaz ve 100 yıl önceki dayağı bir daha yemez. Herkes hata yapar ama yalnız ahmaklar hatalarında israr ederler.