Başkanlık…
Eskiden bir sorumluluktu.
Şimdi bir hitap şekli.

Öyle ki…
Türkiye’de unvanlar çoğaldıkça,
anlamları azaldı.

*

Hayatımızın daha en başında başlıyoruz “başkanlığa”…
Sınıf başkanı…

Sonra büyüyoruz…
Apartman yöneticisi oluyoruz, ama adı “başkan”…

Dernek kuruyoruz…
Başkan…

Kooperatif…
Başkan…

Sendika…
Başkan…

Şirket…
Yönetim kurulu başkanı…

Siyaset?
Orası zaten başkan cenneti…

İl başkanı…
İlçe başkanı…
Belde başkanı…
Belediye başkanı…

Yetmez!

Başkanın yardımcısı da başkan…
Daire başkanı da başkan…
Komisyon başkanı, encümen başkanı, meclis başkanı…

Bir belediyenin koridorlarında yürüyün…
Mutlaka bir başkanla çarpışırsınız.

Yanlışlıkla “Başkanım!” diye seslenin…
Dönen kafalardan hangisine baktığınızı siz de şaşırırsınız.

*

Bir de bu işin sosyolojisi var…

İzmir’de binlerce hemşehri derneği…
Her biri bir başkan…
Yanında en az bir ikinci başkan…
Yüzlerce spor kulübü Başkanı, ikinci başkanı.

Üstüne binlerce siyasi parti teşkilatı…

Toplayın…
Çarpın…
Bölün…

Ortaya çıkan tablo şu:
Türkiye’de başkan olmak,
istisna değil…
Standart.

*

Ve en ilginci şu:

Bir kere “başkan” oldunuz mu…
O unvan üzerinize yapışıyor.

Aradan yıllar geçiyor…
Görev bitiyor…
Seçim kaybediliyor…
Hayat değişiyor…

Ama hitap değişmiyor:

“Eee başkan nasılsın?”
“Evdekiler nasıl başkanım?”

Sanki nüfus cüzdanına işlenmiş gibi…

*

Necati Yıldız’ın anlattığı o yaşanmış olay…
Aslında meselenin özeti gibi.

Kadın parkta “Başkan! Başkan! Gel buraya” diye bağırıyor…
Necati abi dönüp bakıyor…
Kendisine seslenildiğini sanıyor…
Kadının yanına kadar gidiyor, “Buyrun” diyor.

Ama değil…

Kadının seslendiği,
Bir köpek…
Adı “Başkan.”
Kadın köpeğini çağırıyor.

İşte tam da burası…

Gülüyorsunuz…
Ama bir yandan da düşünüyorsunuz:

Unvan bu kadar çoğalınca…
İnsanın mı değeri artıyor,
yoksa unvanın mı değeri düşüyor?
Yoksa kadın bir sistemi protesto mu ediyor?
(Önemli not: Türkiye o dönemde başkanlık sistemine geçmemişti. Ne o kadının, ne Necati abinin ne de benim başıma bir şey gelmesin)

*

Belki de mesele şu:

Biz başkan olmayı sevdik…
Ama başkan olmanın yükünü değil.

Çünkü gerçek başkanlık;
makam değil…
sorumluluktur.

Ve o sorumluluk,
kartvizitte değil…
Yürekte, beyinde taşınır.

*

Bugün Türkiye’de herkes biraz başkan…

Ama keşke…
Herkes biraz da sorumluluk sahibi olsa.

İşte o zaman…
“Başkanım” sözü,
yeniden anlam kazanır.