Son Mühür/ Emine Kulak- İzmir’in Urla ilçesine bağlı Demircili Koyu’nda “Gökbey” adlı hurda geminin, tersane bölgesi olmayan bir alanda izinsiz şekilde sökülmeye başlandığı ortaya çıktı. Olay hem çevrecilerin hem de kamu yetkililerinin tepkisini çekmeye devam ediyor. Öte yandan geminin karaya oturtularak sökülmesiyle ilgili yöntemler ve söküm sürecinde ortaya çıkabilecek çevresel etkiler konusunda kimya mühendisi Ertuğrul Barka değerlendirmelerde bulundu.
“İskeleye yanaştırılır, havuza alınır, Baştan kara kıçtan kara şeklinde yöntemler var”
Gemi sökümünde kullanılan yöntemler arasındaki farklara dikkat çeken Barka, “Gemi sökümünün farklı yöntemleri var. İskeleye yanaştırılır, havuza alınır. Havuz denizden, ekosistemden ayrıştırılır. Söküm yapılacağı zaman asbest gibi ekolojik dengeyi bozacak unsurlar varsa üstü de ötürülür. Karantinaya alınır. Bayraklı’daki deniz kuvvetlerinin tersanesinde bu yöntemin yapılacağı yer var. Deniz kuvvetleri gemiyi havuza alır, bakım yapar. Urla Demircili Koyu’ndaki gemide Baştan kara, kıçtan kara şekli var. Gemi karşıdan hızla gelir ve karaya oturur. Türkiye’de yapılan en vahşi yöntemdir” dedi.
Gemi sökümlerinde kaçakçılık iddiası!
Aliağa’daki örneklerle kaçak uygulamalara dikkat çeken Barka, gemilerden yayılan yağlar ve kaçak malzemelerin tespiti sırasında sahil güvenlik ekiplerinin delil topladığını, ancak firmaların sorumluluk almadığını ifade eden Barka, “Bangladeş, Hindistan, Pakistan, Türkiye’de yapılıyor. Hiçbir şekilde insan hayatının, emeğinin önemli olmadığı, çok düşük ücretlerle, sağlık gibi sosyal maaliyetlerin göz önüne alınmadığı ülkelerde yapılıyor. Ekolojik önlem alınmıyor. Aliağa’da bir firma sahibi cami yaptırıyor ama cami fiyatına kuru havuz yaptırıp, orada söküm yapılsın diye düşünmüyor. Çünkü bunlar sanayici değil. Kaçakçılık yapıyorlar. Sahil güvenlikteki iki deniz subayı konuşuyor. Çekim yaparken tespit ediyorlar, gemiden yağ yayılıyor. Ceza uygulayacaklar. Kaçakçılık yapıldığını anlıyorlar. Gemi sökücülerine de söyledim. O zaman kimya mühendisleri Ege şube başkanıydım. ‘ Sizin için kaçakçı diyorlar, dava edin’ dedim. Önce alevlendiler daha sonra sesleri çıkmadı. Subayların elinde delil olmasa bunu söylemez. Hakkı Ülkü’nün belediye başkanı olduğu dönemde bir denetim yapacaktık. Çimentonun karaborsa olduğu zamanlardı. Mısır’dan Yunanistan’a giden bir gemi nasılsa bütün yolları şaşırmış, dönmüş, gelmiş gemi sökümde sökecek bir firmada karaya oturmuş. İçinde çimento var. Türkiye’ye kaçak olarak çimento sokacaklar. KOM’a sorulmalı, Aliağa’daki kaçak yakalanan akaryakıtları. Bunlar en masumları. Benim şüphelerim var” dedi.

“Geri kazanımlar radyasyon, kansorejen saçıyor”
Kurşun fabrikasından örnek veren Barka, “Gaziemir’deki kurşun fabrikasındaki nükleer atıklar nereden girdi? Devletin bunu bilmemesi mümkün değil? Peki neden açıklanmıyor. Bu neden 7 yıl açıklanmadı. Nükleer, enerji santralinde reaksiyonu denetlediniz. Gümüş ve nitelikli, pahalı alaşımlardan yapılan, 6 metre uzunluğunda, 6 cm çapında bir çubuk. Çöpe atacakları hali yok ya, geri kazanıp piyasaya sürecekler. Ancak radyasyon, kansorejen saçıyor. İstanbul İkitelli’de piller hurdaya atıldı. Bunu toplayan hurdacılar 2, 3 gün sonra radyasyondan öldü” diye konuştu.
“Demir, çelik fabrikaları var. Onlara malzeme satacaklar”
Geminin jandarma tarafından yakalanmasına rağmen bir süre sonra izinsiz olarak Urla’ya getirildiğini ve burada söküm girişimlerinin başladığını belirten Barka, “Gemi bir olaydan dolayı yakalanmış, jandarmaya teslim edilmiş. Ama bir şekilde yakalandığı yerde bir zaman sonra alıp Urla’ya getiriyorlar. Burada sökmeye çalışıyorlar. Çünkü gemiyi yok edecekler. Sökmeye başladıklarında muhtar şikayet ediyor. Ben gidip olay yerinde incelediğimde ihbar edilmesinin sebebi birilerine zarar verdikleri için ihbar ettiklerini gözlemledim. Kimsenin gidip görebileceği bir yer değil. Kış mevsimiydi. Yazın insanlar orada denize giriyor. Burada kirliliğe neden olursa oradaki işletmeler batar. Para kazananlar var. Ben ilk gittiğimde gördüğüm şey geminin birkaç parçasını ayırmışlardı, yakalanmışlar. Yanında bir yığın balıkçı, amatör tekneler var. Bakımları yapılıyor. Limanlarda gemi sökümünün yönetmeliği var. Önünüze gelen yerde, canınızın istediği yerde gemiyi çekip bakım, onarım yapamazsınız. Esas tehlike o da var. Bu tekneler tabi ki olacak ama isteyen istediği gibi çekemez. Türkiye’nin 3 tarafı denizlerle kaplı. Denizciliğe karşı değiliz. Ekosisteme zarar vermeden yapılır. Denize girildiğinde atıkları görmezsiniz. Renkli, kirli yoğun bir kimyasal ise rengi ile belli eder. Bu gemiye para cezası verilmiş ama tahsis edildi mi? Yaşamı yok ediyor. Doğaya karşı katliam. İskenderun Ercin’de de karaya oturdu bahanesiyle gemiyi orada söküyorlardı. İskenderun’da demir, çelik fabrikaları var. Onlara malzeme satacaklar. Marmara bölgesinde de var” dedi.
“Gemi söküm muhalefetini şirin göstermeye çalışıyorlar”
Gemi sökümü konusundaki uluslararası ve yerel uygulamalara dikkat çeken Barka, “Avrupa kökenli bir grup ruhsat alınması, belge alınması yalanıyla gemi söküm muhalefetini şirin göstermeye çalışıyorlar. Türkiye bu pisliği yaşasın diye. Türkiye bu işi yapacaksa kendi bayrağını taşıyan gemilerle yapmalı. Çin de geçtiğimiz zamanlarda ‘ben dünyanın pisliğini sökmeyeceğim’ dedi ve izin vermedi. Ama Hindistan, Pakistan, Bangladeş’teki yaşama durumunu düşünün ve bunun yanında Türkiye var” dedi.





