Bu güzel memleket... Altı yıl önce dün (17 Temmuz) eşi benzeri olmayan... Dünya çapında bir “yıldızı”nı kaybetti... O’nu izleyenler... Şovunu alkış yağmuruna tutanlar diyor ki... “Gelir mi, bi’daha böyle bir sanatçı?”

Böyle diyenler yerden göğe haklıdır; tartışılmaz bile!
Hepsinden önemlisi...
Bir erkek sahne yıldızının “kadın görüntüsü ve rolü” ile...
Ayakta alkışlanması...
Az rastlanan...
Bir (*)“sanat ikonu”dur!

*

Şimdi herkes diyor ki…
Memleket “çok özel bir sanatçısı”nı kaybetti…

Bence, hayır!

Henüz farkında değiliz ama…
Aslında…
Taaa, “6 yıl” önce...
Siz... Biz... Hepimiz...

“Türkiye, dünya çapında çok özel bir rengini kaybetti…”

*

Yıllar önce; 90'lı yılların başı…
Mekan; Günay Restoran, İstanbul…
Gece yarısına doğru ortalık hareketleniyor…
Gelenler ise, ağır konuklar…

Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve eşi Semra Hanım’ın…

Masaları hazır; bi'güzel yerleşiyorlar…
Sahnede “Huysuz Virjin” var…
Önceden patrondan tembihli:

“Aman, Özal çiftine sakın laf atma!”

Adı üstünde; Huysuz bu, rahat durur mu?
Çok dikkatli, bi'bakıyor ki…
Semra Hanım genç kızlar gibi sürekli Özal'ın elini tutuyor…
Dayanamıyor, Cumhurbaşkanı eşine lafı gönderiyor:

“Ayol bırak! Adam sakat değil bir şey değil… Niye devamlı elini tutuyorsun?”

First Lady, böyle tatlı sataşmalara hazır:

“Biz 35 sene birbirimizin elini hiç bırakmadık…”

Huysuz, altta kalır mı?
Yapıştırıyor cevabı:

“Arada pudra sürün, pişik olur!”

Yıkılıyor Günay…

Özallar'ın kahkahaları diğerlerini bastırıyor; düşünün artık…
Bitmedi; iki gün sonra…
Aynı mekana Rauf Denktaş geliyor…
Huysuz, yine kendini tutamıyor…
Yavru Vatan'ın Cumhurbaşkanı'na ne dese beğenirsiniz?
“Özal buradaydı… İki gün sonra siz geldiniz... Ayol bütün Reisicumhurlar kısa ve kalın mı olur, bunun hiç ince uzunu yok mudur?”

Alkış tufanı dinecek gibi değil...

*

Yaşayan bir efsaneydi…
Zekasıyla, mizahıyla, “muazzam Türkçesi”yle fark yarattı!
Gülmeyi unutan yüzleri güldürdü…
Sanki, başka bir dünyanın yansıması gibiydi…
Türk insanının “içindeki ses” oldu…
San'at Dünyası'nın cesareti ve özgürlüğü haline geldi…
Sahnede dünyanın en zeki insanlarından biri oluyordu…
Bitmeyen alkışlar hep O’na gidiyordu...

*

Muhteşem esprileri Karadenizli kimliğinin yansımasıydı…
Sormuşlar mesela:

“Cimri olmadığınızı kanıtlamak için mi tüm servetinizi (Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne) bıraktınız?”

Cevap şahane ötesi:

“Dokuz yeğenim var… Ama (Onu ben alayım, bunu sen al…) diye birbirlerine gireceklerine en iyisi hepsini derneğe bağışlamak... Zaten cenazemi bile kaldıramazlar... Bedenimi de tıp fakültesine bağışladım... Geleceğin doktor adayları Huysuz'un kadavrasını kesip biçerken hem öğrenirler hem de hatırlarlar…”

*

Rengarenk sahnelerde bir “ilk”ti ve benzersizdi…
Doğaçlama komedinin üstadıydı…
Zekası, esprisi ve cesareti kimselerde yoktu…
Güzel yaşadı…
Kimseyle kavga etmedi; sevmediklerini lafla benzetti(!)…

*

San'at Dünyası'nda kimseyle dargın değildi ama…
Bülent Ersoy'la…
Ne hikmetse yıldızı hiç barışmadı…
Sebebini sordular, şöyle dedi:

“Yaradılış olarak çok farklıyız... Ben çalıştığım insanların sevgilerinden dolayı bana ilgi göstermesini isterim, Bülent ise ondan korksunlar ister... Bu yüzden de etrafta terör estirir…”

*

Rahmetli Zeki Müren, Boğaziçi Lisesi'nden okul arkadaşı…
Bi'de Heybeliada Deniz Koleji macerası var…
Eğitim dedin mi, sıkılan bir sima idi Seyfi Dursunoğlu…
Sonunda Haydarpaşa Lisesi'nden diploma alıyor…
Sonra İngiliz Filolojisi'ne devam ediyor…
Sıkılınca orayı da bırakıyor…
Sosyal Sigortalar Kurumu'nda memur olarak çalışmaya başlıyor…
Tam 18 yıl…
Çabuk canı sıkılan biri için ne uzun süre!
Ya sonra?

“Bi'istifaya bakar bu iş” diyor ve kendini sahnede buluyor…

Burası önemli…
Koca memlekette Osmanlı'dan beri…
Kadın rolüne çıkan erkek oyuncu geleneği var…
Onlara “Zenne” diyorlardı…
Ancak…

Vatandaşta ciddi olumsuz bakış vardı o sanatçılara…

Sonra…
Cumhuriyet'le birlikte taşlar yerine oturmuş ama…
Gel de bunu…
Neredeyse 50 yıl önce…
Makyaj yapıp, kadın giysileri ile sahneye çıkan…
Seyfi Dursunoğlu'na sor…

*

Peki, “Huysuz Virjin”in büyüsü neydi?
Neden bu kadar çok gülerdik O'nun kırmızı noktalı esprilerine?
Sözü, yıllar öncesinden Seyfi Dursunoğlu'na bırakalım:

“Düşünsene kadın kılığına gireceksin, gerdan kıracaksın, bacak açacaksın... Üstelik güzel de kadın oluyorum... Öyle tapon falan değil... Fakat o peruğu çıkardığım anda her şeyin sahnede kaldığına insanları ikna edebilmek için özel yaşantıma çok dikkat etmek zorundaydım... Şov esnasında söyleyip yaptıklarımı hayatımda tatbik etmediğim için bugüne kadar insanların sempatisini, sevgisini, saygısını kazandım…”

*

Kimileri için “önemli olan” ne biliyor musunuz?
Seyfi Dursunoğlu'nun yaptığı gibi…
Yalnızlığını hissetmeden “yaşayabilmeyi” becermek...

*

Bitiriyoruz…
Bilir misiniz ki?

“Huysuz”u, Türkiye'ye tanıtan merhum Öztürk Serengil'in...
TRT’deki “Gülünüz Güldürünüz” programıdır…

Ama...
Bana sorarsanız…

“Huysuz”u memlekete tanıtan…
İzmir Fuarı'ndaki programlarıdır…

Bugün gibi hatırlıyorum...

“Huysuz çıkacak diye…”

Gece yarısına kadar kimse yerinden kalkmazdı…
O'nun şöhretini perçinleyen rahmetli büyüğüm Atalay Noyaner'dir…
Onu, Fuar boyunca gönülden destekleyen…

“Sen Türkiye'nin yıldızı olacaksın” diyen de Atalay Abi'dir…
İzmir Fuarı, 40 küsur yıl önce “Huysuz”un staj yeri oldu…
Son derece zeki…
Son derece hazır cevap…
Son derece bilgiliydi…

50 yıldır yüzünü güldürmeye çalıştığı bu dünyaya…
Veda ettiğinde 88 yaşındaydı…

Bir sahne arkadaşının dediği gibi…

Bu dünyaya düştüğü güne şükürler olsun…
Yolu ışık, kendisi nur olsun…

(*)“sanat ikonu”: Kendi alanında çığır açıp sembolleşmiş kişi...

Nokta…

Hamiş 1: Seyfi Dursunoğlu'nun kimsenin söyleyemediği gerçekleri esprili ve yüzleşmeye dayalı bir dille ifade etmesi çok vurgulanan özelliklerinden biriydi... Birçok meslektaşı onun seyircisinin zekasına önem veren ve lafını kimseden esirgemeyen benzersiz bir figür olduğunu belirtiyordu...

Hamiş 2: Uzun yıllar "Huysuz Virjin" şovlarının metin yazarlığını da yapan Armağan Çağlayan, “Seyfi Bey” adlı tek kişilik tiyatro oyununda Seyfi Dursunoğlu'na hayat vermeye devam ediyor...

Sonsöz: “Bilenler, bilmeyenlere anlatsın… Sadece varlığıyla bile ortalamayı çok yükselten eşsiz bir (yıldız) karakteri kaybettik... Başardığı şeyin büyüklüğü ve muzip hatırası karşısında saygıyla eğilmek hepimizin görevidir... Rahmetle, ışıklarda uyusun... / Harun Tekin – Müzisyen…”