Cumhuriyet (29 Ekim 1923) önce ilan edilmişti... Sıra hilafetin kaldırılmasındaydı... Türkiye Büyük Millet Meclisi... Kanun gereği hilafet kaldırıldığı için... “3 Mart 1924” tarihli kanun gereğince... Ertesi sabah... Osmanlı’nın son (*)Halife Abdülmecit bin-i Abdülaziz Efendi’nin... 4 Mart 1924 gecesi sürgüne gönderilmesine karar verdi...

Türkiye Büyük Millet Meclisi...
Bir dakikayı bile değerlendirmekten yanaydı...
Çünkü...
“Bir devir kapanıyor, yeni bir devir açılıyordu...”

*

Nitekim...
Tam da o günlerin...
Osmanlı’nın son halifesi Abdülmecit bin-i Abdülaziz Efendi...
...Ve geniş ailesi...
Gece yarısı uyandırıldı ve...
Yine de...
Nazik bir şekilde “Ha’di gidiyorsunuz!” dediler...
İki günlük “hazırlık yapma” isteğine bile izin vermediler...
Son İslam Halifesi’ne...
Büyük Millet Meclisi’nden çıkan kanunu gösterip...

“Dakika tehiri mücibi idamdır!” yani (Bir dakika geç kalırsanız sonunuz darağacıdır!) dediler...

*

Son halife Abdülmecit Efendi...
Emri üzüntüyle dinledikten sonra...
“Milli İrade”ye boğun eğerek...

(Buraya dikkat!)

Dört karısı, bir odalığı, çocukları Dürrüşehvar ve Ömer Faruk ile...
Üç ayrı kapalı otomobile bindirilip Çorlu’ya götürüldüler...
Herhangi bir olayın çıkmaması için de...

Özellikle...
Sirkeci’den trene bindirilmediler(!)...

*

Yola çıktıktan sonra...
Abdülmecit Efendi...
Şoförüne acıklı bir ses tonuyla şöyle seslendi:

“Mustafa sen de benimle gelir misin?”

Mustafa...
Efendisinin gidişinden çok üzgün ama...
Kırmak istemiyor O’nu...
Öyle ya...
Bir daha birbirlerini hiç göremeyeceklerdi...
Şoför Mustafa terbiyeli bir şekilde...

“Gelmeyi çok isterdim ama, burada doğdum; çoluk çocuğum burada... Bunlardan ayrılamam...”

Diyerek, konudan uzaklaşmaya çalıştı...
Mecit Efendi, bu sözlerden çok duygulanıyor...
Üzüntüsünü belli etmemeye çalışıyor ama boş...
Her şeye rağmen...
Şu sözler dökülüyor dudaklarından:

“Ah, n’olurdu, beni de bu vatanın bir köşesinde gözaltında bıraksalardı...”

O sırada...

Mecit Efendi’nin gözlerinden bir dizi yaşın süzüldüğü görülüyordu...

*

Halife Mecit Efendi ve ailesi...
Türkiye’den ayrıldıktan sonra...
İsviçre sınırında büyük zorluklarla karşılaştılar...

Dört karısı olduğu için...

Oraların yasalarına göre...
İsviçre...
Onlara kapılarını açmak istemiyordu aslında...
Ancak...
Devlet Başkanı’nın özel izniyle İsviçre’ye girebildiler...

*

Peki, ondan sonra ne oluyor?
Yol boyunca gözü yaşlı Abdülmecid Efendi...

Ne yapsa beğenirsiniz?

Sürgünün ilk durağı Montrö’de bir bildiri yayımlayarak...
Türk Hükûmetini “ladini” (dinsiz, din dışı) olmakla suçlayıverdi...
Bununla da kalmadı...
İslam dünyasını hilafet konusunda karar almaya çağırdı...
Ancak...
Ankara'nın İsviçre'ye baskısı üzerine...
Bir daha böyle konuşmalar yapmadı / yapamadı...

Whatsapp Image 2026 07 21 At 06.51.37

*

Bitiriyoruz...
...Ve, Abdülmecid Efendi...
23 Ağustos 1944’te...
Paris’teki sürgünde kalp krizinden vefat etti...
O sırada 76 yaşındaydı...
Kızı Dürrüşehvar Sultan’ın, Berar Prensesi sıfatıyla...
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü nezdindeki çabalarına rağmen...
Babasının Türkiye’de toprağa verilmesi kabul edilmedi...
Çaresiz...

Abdülmecit Efendi’nin cenazesi...
Paris Büyük Camii’nde 10 yıl kadar bekletildi ve...
Cami mütevelli heyetinin cenazeyi daha fazla tutamayacaklarını bildirmesi üzerine Medine’ye nakledilerek Bâki Mezarlığı’na defnedildi...

(*) Halife: "Ardından gelen, makamını işgal eden, yerine geçen veya temsil eden...”

Nokta...

Hamiş 1: Son Halife Abdülmecid Efendi'nin kızı Dürrüşehvar Sultan ise, sürgündeyken “L'Illustration” gazetesine verdiği bir demeçte Atatürk hakkındaki düşüncelerini şu sözlerle özetlemişti: "Ben bir Türk kadınıyım... Vatanımı kurtarana karşı ölünceye kadar yalnız minnettarlık hissi taşırım...”

Hamiş 2: Son Osmanlı Halifesi Abdülmecid Efendi'nin kızı, "Şahlara mahsus inci" anlamına gelen (Dürrüşehvar Sultan / Hatice Hayriye Ayşe Dürrüşehvar Sultan) Hayatının sonraki yıllarında Berar Prensesi olarak Hindistan'da büyük bir zenginlik içinde yaşadı... Eğitim ve kadın hakları alanında yaptığı hayırseverliklerle tanınıyordu... 20 yıl önce (2006 yılında) Londra'da hayatını kaybetti...

Hamiş 3: Dürrüşehvar Sultan’ın Atatürk’e aşık olduğuna dair herhangi bir tarihi kanıt veya iddia bulunamıyor... Dürrüşehvar Sultan, Atatürk'e karşı romantik bir duygudan ziyade, derin bir saygı ve vatanını kurtaran bir lidere duyulan minnettarlık hissi beslediği çok iyi biliniyor...

Sonsöz: “Ben yine de bu millete dua edeceğim... Ölsem, mezarımda kemiklerim bu milletin refah ve saadeti için duaya devam edecektir...” / Son halife Abdülmecid Efendi’nin, sürgüne gideren son sözleri...