Son Mühür/ Emine Kulak- İzmir’in Urla ilçesine bağlı Demircili Koyu’nda, “Gökbey” adlı hurda geminin tersane bölgesi olmayan bir alanda izinsiz sökümüne başlandığı ortaya çıktı. Olay, hem çevrecilerin hem de kamu yetkililerinin tepkisini çekti. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ekipleri, kaçak gemi sökümü gerçekleştiren firmaya 2 milyon 346 bin lira ceza uyguladı ve sorumlular hakkında suç duyurusunda bulundu. Geminin sahibi ise daha sonra ortaya çıktı: Söz konusu gemi, Akdeniz Deniz Taşımacılığı’na ait. Üzerindeki tedbir kararı nedeniyle, lisanslı gemi söküm tesisleri gemiyi kabul etmeyi sürdürüyor.
Olay, siyaset arenasına da taşındı. CHP PM Üyesi ve İzmir Milletvekili Deniz Yücel, konuyu TBMM’ye taşıyarak Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’na soru önergesi verdi.
Öte yandan kimya mühendisi Ertuğrul Barka, gemiden çıkan asbest ve diğer toksik atıklar hakkında bilimsel tespitlerde bulundu; çevre ve insan sağlığı açısından riskler üzerine uyarılarda bulundu.
“Abartılacak kadar asbest yok”
Gökbey gemisinden çıkan asbest iddialarını değerlendiren Barka, “Gemide söz edilen kadar abartılacak asbest yok. Çünkü su taşıyan bir tekne. Asbest büyük gemilerde ısı yalıtımı için kullanılıyor. Gemi söküm denilince akla hemen gemi söküm geliyor. İlk gemiler gelirken asbest denildi. Gemi söküm deyince akla asbest geliyor. Eski gemilerde asbest vardı. Ancak şimdi başka yalıtım kullanılıyor” dedi.

“Ağır metaller İzmir’in içme suyunu mahvediyor”
Hem altın madenciliği hem de gemi sökümü süreçlerinde çevresel tehlikelerin yanlış algılandığını vurgulayan Barka, “Altın madenciliği deyince akla siyanür gelir. Oysa altın madenciliğinde ağır metaller son derece tehlikeli. İlk çıkış siyanür üzerinden yapıldı ve siyanür olarak kaldı. İzmir’in tepesindeki Efem Çukuru’nda altın madenciliği yapılıyor. Ancak orada siyanür kullanılmadığı için siyanür kullanılmıyor. Siyanürlenmek üzere önce Uşak Kışladağ Altın madenine götürülüyor. Orada siyanürlendiriliyordu. Şimdi ise Çin’e yolluyorlar. Ağır metal tehlikesi göz ardı edilmiş oluyor. İliç’te ağır metallerin ne yaptığını gördük. Dağlar tepeler yığıldı. Gemi işinde de asbest deniliyor ama hidrokarbonlar, organatirüpler, ağır metaller, yağlar var. Bunlar göz ardı ediliyor. Efem Çukur altın madeninde nasıl siyanür yok, ağır metaller İzmir’in içme suyunu mahvediyor. Oradaki işletmede flotasyon sıvıları nereye gidiyor? Ne olur gemi sökümü deyince asbestli gemi sökümü demeyin” diye konuştu.
“Geminin boyaları, organotinler deniz suyuna karışır”
Gemide LPG tüpleri, hamlaçlar ve çeşitli malzemeler bulunduğunu belirterek, kesim sırasında açığa çıkacak ısı ve alevin organotinler ve petrol türevleri gibi toksik maddeleri deniz suyuna karıştırabileceğini vurgulayan Barka, “Gemide LPG tüpleri var. Hamlaçlar, farklı malzemeler var. Gemiyi kesmek için bu malzemelerden ateş, ısı yapacaklar. Kesildiğinde geminin boyaları, organotinler deniz suyuna karışır. Bunlar dişi yılan balıkları suya muhatap olduğu zaman erkeksi özellik gösterir. Midyelerin kabukları deforme olur. Deformatik sorunlara neden olur. Gemi mazotla çalıştırıyorlar ayrıca yıllardır çalışmış mutlaka petrol türevi vardır. Bunlar da deniz suyuna karışacak” şeklinde konuştu.

“İskeleye yanaştırılır, havuza alınır, Baştan kara kıçtan kara şeklinde yöntemler var”
Gemi sökümünde kullanılan yöntemler arasındaki farklara dikkat çeken Barka, “Gemi sökümünün farklı yöntemleri var. İskeleye yanaştırılır, havuza alınır. Havuz denizden, ekosistemden ayrıştırılır. Söküm yapılacağı zaman asbest gibi ekolojik dengeyi bozacak unsurlar varsa üstü de ötürülür. Karantinaya alınır. Bayraklı’daki deniz kuvvetlerinin tersanesinde bu yöntemin yapılacağı yer var. Deniz kuvvetleri gemiyi havuza alır, bakım yapar. Urla Demircili Koyu’ndaki gemide Baştan kara, kıçtan kara şekli var. Gemi karşıdan hızla gelir ve karaya oturur. Türkiye’de yapılan en vahşi yöntemdir” dedi.





