Türkiye’de gazetecilik zor iştir derdik…
Artık eksik söylüyoruz.
Türkiye’de gazetecilik…
Bedeli olan iştir.
+++
Bir gazeteci düşünün…
Sorduğu sorular rahatsız ediyor.
Yaptığı yorumlar birilerini huzursuz ediyor.
Ve sonra…
Soruşturma…
Gözaltı…
Tutuklama…
Sanki suç işlemiş gibi.
Sanki söz söylemek, sanki gerçeği yazmak suç gibi…
+++
Bugün o tabloya üç isim yazılı.
Merdan Yanardağ,
Alican Uludağ,
İsmail Arı…

Üçü de farklı…
Üçü de ayrı tarzda…
Ama kaderleri aynı noktada kesişiyor:
Yazdıkları ve söyledikleri yüzünden
hedef olmaları.
+++
Biri konuşuyor diye…
Biri dosya inceliyor diye…
Biri belge yayımlıyor diye…
Bir gazeteci özgürlüğünden mahrum bırakılabilir mi?
Asıl soru bu.
+++
Gazetecinin işi nedir?
Alkışlamak mı?
Yoksa sorgulamak mı?
Eğer gazeteci sadece alkışlayacaksa…
Zaten gazeteciye gerek yok.
O zaman bir hoparlör yeter.
O zaman cazgır bir yalaka yeter.
Bugün Türkiye’de yaşanan tam olarak söyleyelim.
Konuşanlar değil…
Susturulmak istenenler tartışılıyor.
Gazeteciler haber yaptıkları için değil…
Yorum yaptıkları için yargılanıyor.
Eleştiri…
Suç gibi gösteriliyor.
+++
Tele 1 ekranında bir söz…
Halk Tv’de bir analiz…
BirGün Gazetesi’nde bir haber…
Bir anda “tehlike” oluyor.
Demek ki mesele gazeteci değil.
Mesele…
Sözün kendisi.
+++
Bir savcı dosya hazırlar…
Bir gazeteci o dosyayı okur…
“Burada eksik var” der.
İşte tam o anda…
Dosya, gazetecinin önüne değil
gazetecinin arkasına açılır.
+++
Bu nasıl bir düzen?
Suç konuşulmuyor…
Suçu konuşan konuşuluyor.
Yolsuzluk tartışılmıyor…
Yolsuzluğu yazan tartışılıyor.
Gerçek hedefte değil…
Gerçeği anlatan hedefte.
+++
Alican Uludağ dosya okur…
İsmail Arı belge bulur…
Merdan Yanardağ yorum yapar…
Üç farklı yol…
Tek bir sonuç:
Rahatsızlık.
+++
Çünkü gerçek rahatsız eder.
Doğru soru rahatsız eder.
Ayna rahatsız eder.
Ama aynayı kırarak
yüzünüzü düzeltemezsiniz.
Bir ülkede gazeteciler korkuyorsa…
O ülkede halk eksik bilgiyle yaşar.
Gazeteci susarsa…
Gerçekler de susar.
Ve gerçeklerin sustuğu yerde
yanlışlar büyür.
+++
Gazeteciyi susturmak kolaydır.
Bir dava açarsınız…
Bir gözdağı verirsiniz…
Bir hücre kapısını kapatırsınız…
Peki ya gerçek?
Onu ne yapacaksınız?
Gerçek…
Bir gün mutlaka konuşur.
Bir satırda…
Bir haberde…
Bir cümlede…
Yolunu bulur.
+++
Bugün üç gazeteci konuşuluyor…
Yarın başkaları konuşulacak…
İsimler değişir.
Ama yöntem değişmezse
sorun büyür.
+++
Özgürlük…
Sadece sevdiğiniz insanların konuşma hakkı değildir.
Asıl özgürlük…
Katlanamadığınız insanların da
konuşabilmesidir.
+++
Ve unutmayın:
Gazeteciyi susturmak, gerçeği geciktirir…
Ama asla durduramaz.