Bilir misiniz? Hiç eksilmeyen alkışların eşliğinde Hayatı hep merak edildi! Sahi... Olağanüstü bir ses ve söz yıldızıydı ama... Gerçekten... Mutlu muydu acaba?

Hep karanlıkta kaldı...
Yaşarken kıymeti bilindi mi yeterince?
İşte bu tartışılır…
*
O yanık sesini...
Bağlamasının doyulmaz tadına katık edip…

“Tatlı Dillim Güler Yüzlüm, Ey Ceylan Gözlüm… / Gönlüm Hep Seni Arıyor, Neredesin Sen?”
Diyerek yüzlerce türküye can verirken…
Neşet Ertaş'ı unutmak mümkün mü?

*
Öyle çileli bir “hayat yolculuğu” yaptı ki; tahmin bile edemezsiniz...
Kırşehir’de doğdu, 12 yaşında “öksüz” kaldı...
Babasıyla birlikte...
(*)Yad ellerde...
Düğünlerde saz çalarak büyüdü…

*

“Neden Garip Garip Ötersin Bülbül” türküsü ile patladı…

Askerliğini 1962'de İzmir Narlıdere'de yaptı…
O günlerde vuruldu bu güzel şehre…
Vurulmakla kalmadı, türkü bile yaptı…

*
“Gezdim tüm dünyayı gördüm... / Güzel İzmir sana geldim...
Güzelsin asil duruşlu... / Medenisin hoşgörülü... / Olduğun gibi içli dışlı... / Güzel İzmir sana geldim... / Unutamaz görüp geçen... / Gariplere kucak açan... / Kimdir necidir sormayan... / Kimseyi hakir görmeyen... / İnsanlıktan ödün vermeyen... / Güzel İzmir sana geldim... / Nice yıllar çok uzağım... / Seni seviyor yüreğim... / Güzel yurdum, son durağım... / Güzel İzmir sana geldim…”

Whatsapp Image 2026 09 29 At 07.11.59


1978'de parmakları “felç” oldu…
Müzisyenlikten başka mesleği olmadığı için işsiz kaldı…
Tedavi olacak parayı bulamadı!
Çareyi 1979'da Almanya'daki kardeşinin yanına gitmekte buldu…
Türkiye'ye dönerken, ehliyetsiz araba kullandığı için…
Yugoslavya'da üç ay hapse mahkum oldu…

“Hapishanelere Güneş Doğmuyor...”
Türküsünü işte o bitmez gurbet ellerde yazdı…
*
Gurbette kendisine takılan (**)“Bozkırın Tezenesi” lakabı ile bütünleşti…
Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından kendisine sunulan “Devlet Sanatçısı” unvanını…
“Hepimiz bu Devlet'in sanatçısıyız… Ayrıca bir Devlet Sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor” sözleriyle reddetti…
...Ve, sonra n’oldu bilir misiniz?
UNESCO'nun, “Yaşayan İnsan Hazinesi” listesine girdi…
İstanbul Teknik Üniversitesi'nden “Fahri Doktora Unvanı” aldı…
Bağlamadaki tavrı ve türküleri konservatuvarlarda ders olarak okutuldu…
*
Ve…
Besteci, söz yazarı, yorumcu ve halk ozanı Neşet Ertaş…
15 yıl boyunca “aşk'la yaşadığı” İzmir'de…
Takvimler “25 Eylül 2012”yi işaret ederken...
75 yaşında o melun hastalığa yenik düştü…
Aramızdan uçup gitti…
*
Bugün O'nun, ne doğum günü ne de ölüm yıldönümü…
Kırşehir'deki heykelinden başka O'nu anacak hiçbir şey yokken…
İzmir için yazdığı türküdeki gibi…
“Bozkırın Tezenesi”ne en büyük vefa İzmir'den geldi…
Büyükşehir Belediyesi, Buca Adatepe'deki kaçak moloz alanını…
Neşet Ertaş için…
Cennet'ten farksız bir parka dönüştürdü…
Adını da “Neşet Ertaş Parkı” koydu…
En azından…
“İzmir'in vefası böyle olur…”
Demenin tadını çıkarıyoruz…
Nokta...
(*)Yad ellerde: Baba ocağından uzak yerleri, gurbeti veya yabancı kimselerin bulunduğu diyar ve durumları ifade eder...
(**) “Bozkırın Tezenesi”: Türk halk müziğinin ve halk ozanlığı geleneğinin en büyük isimlerinden biri olan Neşet Ertaş için kullanılan onursal lakap...

Nokta...
Hamiş: Çok değerli bir ozandı; ne yazık ki, yerine yenileri gelmiyor... Üretken bir sanatçıydı, yapacak çok şeyi, kucak dolusu bestesi vardı; o eserlerden mahrum kalacağız... / Selda Bağcan - Sanatçı...

Sonsöz: “Mutluluğu seninle bulan senindir; ötesi misafir… / Hz. Mevlana...”