46 yıl önce bugün... Takvimler 12 Eylül 1980’i gösteriyor... Neredeyse iki saat sonra gün doğacak.... Cep telefonlarının aklımızdan bile geçmediği günler... Allah’tan evde telefon var... Anacağım uyandırdı: Siyah / beyaz TV yayındaymış... “İhtilal olmuş...” derken telefonun sesi!..

YENİ ASIR’in efsane Yazıişleri Müdürü Güngör Mengi:

“Senin evin Alsancak’ta hemen gazeteye gel; koşma, yürüyerek gel... Askerler durdurursa durumu anlat; sakın geç kalma... İkinci baskı yapacağız...”

Meslek hayatımda ilk kez “ihtilal”i yaşıyorum...
Güngör Mengi ağabeyim haklı çıktı...
Şaaak, diye Sevinç Pastanesi’nin önünde durdurdular...
YENİ ASIR’a acil gitmem gerektiğini söyledim; bana mısın demediler...
Jeep karşımdaydı...
Rica ettim; “Bari siz jeeple beni götürün Yeni Asır’a” dedim...

Cevap, acıklı: “Ha’di evine...”

Tam o sırada...
Teğmen, üstümdeki “havacı parkası”nı görünce sordu:

“Evet, dedim ve ekledim; bir ay bile olmadı terhisim... Yeni Asır’a ulaşmam gerek...”

Teğmen, şoförü çağırdı; “Bu arkadaşı YENİ ASIR”ın kapısına bırakın...”

Gözlerim ışıldadı...
Yarım saat sonra “Yeni Asır”ın sadece iki yapraklı son dakika ikinci baskısı, güzel İzmir’in her köşesine ulaşmaya başlamıştı bile...

*

12 Eylül Darbesi veya 1980 İhtilali...
Ya da farklı isimlerle “12 Eylül 1980 Harekâtı” veya “Bayrak Harekâtı”...

...Ve, O günün doğuşu...

Türkiye’nin yaşamaya başladığı...
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin...
Emir komuta zinciri içinde gerçekleştirdiği...

“Askeri Darbe” olarak tarihe geçiyordu...
27 Mayıs Darbesi ve 12 Mart Muhtırası’nın ardından...
Bu güzel memlekette...
“Silahlı Kuvvetleri”nin, yönetime karşı gerçekleştirdiği...
Üçüncü ve son açık müdahale olarak tarihe geçti...

12 Eylül 1980 gecesi...

Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından...
Saat 03.00'te...
TRT, PTT ve diğer iletişim dairelerine...
El konularak başlayan “askeri” müdahale...
İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Başbakan Süleyman Demirel’in konutu ve diğer hedefler de sorunsuz olarak ele geçirildi...
Saat 04.00'te radyolardan tüm ülkeye duyuruldu...
İlk bildiride, şu ifade yer aldı...
Türkiye, neler olduğunu...
O ifadelerle öğrendi:

“Girişilen harekâtın amacı; ülke bütünlüğünü korumak, millî birlik ve beraberliği sağlamak, muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis etmek ve demokratik düzenin işlemesine mâni olan sebepleri ortadan kaldırmaktır..."

Saat 13.00'te ise Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, canlı yayında yaptığı uzun bir radyo ve televizyon konuşmasıyla müdahalenin gerekçelerini ve amaçlarını anlattı...”

*

Müdahale sonucu Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Süleyman Demirel'in başbakan olduğu hükûmetin faaliyetine son verildi... Yetmez dediler; parlamento üyelerinin dokunulmazlığı kaldırıldı ve ülkenin her yerinde sıkıyönetim ilan edildi... Hatta yurt dışına çıkışlar bile yasaklandı... Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren devlet başkanı oldu... Yasama yetkisini kullanmak üzere Kenan Evren başkanlığında Kuvvet Komutanları ve Jandarma Genel Komutanı'ndan oluşan Millî Güvenlik Konseyi kuruldu... Siyasi partiler lağvedildi, parti liderleri önce askerî üslerde gözetim altında tutuldu, sonra serbest bırakıldı, bir süre sonra ise bazıları yargılandı... 12 Mart 1971 Muhtırası sonrasında değiştirilen 1961 Anayasası uygulamadan kaldırıldı ve Türkiye siyasetinin yeniden tasarlandığı bir askerî dönem başladı... Sonunda Anayasa hazırlandı, 7 Kasım 1982 günü halkoyuna sunuldu, %91,37 oy oranı ile 1982 Anayasası ve Kenan Evren'in cumhurbaşkanlığı kabul edildi...

*

Şimdi, biraz daha dikkatle okuyalım:

Darbe sonrası; resmî rakamlara göre 650.000 kişi gözaltına alındı, 230.000 kişi askerî mahkemelerce yargılandı, cezaevlerinde ise işkence sonucu yaklaşık 300 kişi hayatını kaybetti... 48 kişi (24 adli suçlu, 15 sol, 8 sağ ve bir ASALA militanı) idam edildi... Şu rakama şaşıracaksınız; “1.683.000 kişi / yazıyla “Bir milyon 683 bin kişi” ise fişlendi...

Dahası var...

12 Eylül 2010'daki referandumda...

Yüzde 57,88 "Evet" oyu çıktı ve 13 Eylül 2010 sabahından itibaren “12 Eylül'ü yapanlar” hakkında suç duyurularında bulunulmaya başlandı, ve bütün suç duyuruları toplandı ve...
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 7 Nisan 2011’de ilk soruşturma açıldı... Bu, darbenin üzerinden geçen “kocaman süre sonunda” açılabilen ilk soruşturmaydı... Takvimler “4 Nisan 2012”yi gösterirken “darbenin yargılanmasına” başlandı... Dava sonucunda Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya, 765 sayılı TCK'nin "Devlet Kuvvetleri Aleyhinde Cürümler" başlıklı 146. maddesi uyarınca müebbet hapis cezasına çarptırıldı... Tahsin Şahinkaya'nın, Kenan Evren'den iki ay sonra, 90 yaşında ölmesiyle Yargıtay aşamasındaki dava düştü, kararlar kesinleşmedi... Yıllar sonra, 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi sonrası; Kenan Evren'in ifadesini alan dönemin Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya'ya dava açan dönemin Ankara Cumhuriyet Savcısı, açılan davaya ilk bakan hâkimler ve iddia makamında bulunan savcılar, "Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) soruşturması" kapsamında meslekten ihraç edildi... Daha sonra bazıları yargılandı ve mahkûm oldu...
Yazık değil mi, o yılların acısını yaşayan gencecik masumlara ve dahi ailelerine...

Nokta...

Hamiş 1: “Bir ülkenin geleceği silahla değil, halkın iradesiyle şekillenir. Darbeler, demokrasiyi karanlığa gömer... Darbeler, halkın egemenliğine yapılmış en büyük ihanettir... Demokrasi, asla zorbalığa boyun eğmez...”

Hamiş 2: “Ve ayak altına düşen “İnsan Haklarının korkunç bilançosu: Yaklaşık 650 bin kişi gözaltına alındı, 230 bin kişi yargılandı ve binlerce kişi idamla cezalandırıldı... 50 kişi idam edildi; siyasi görüşlerinden ötürü Necdet Adalı, Mustafa Pehlivanoğlu ve yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren hayatını kaybetti... Ve inanılmaz Mağduriyetler: 30 bin kişi "sakıncalı" bulunarak işten atıldı, 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı... Cezaevlerinde işkence ve kötü muameleler sonucu yüzlerce insan yaşamını yitirdi...
Sonsöz: "Darbeler, tarihin utanç sayfalarındadır... Demokrasi ise halkın özgür iradesinin meyvesidir... Silahın gölgesinde alınan kararlar, halkın iradesini yok saymaktır... Demokrasi, her zaman baskıyı alt eder...”