Türkiye ilginç bir ülke…

Bir yanda her yıl artan kitap sayıları,
diğer yanda kitapla kurulamayan bir bağ…

Şaka bir yana…
Biz ilkokulda daha birinci sınıftayken önümüze konulan kitabın kapağında “Okuma kitabı” yazardı.
Belki de o yüzden…
Kitap okumadık.
Ve okumuyoruz.
Rakamlar diyor ki;
Japonya’da bir kişi yılda ortalama 25 kitap okuyor.
Türkiye’de ise 6-10 kişiye yılda ancak 1 kitap düşüyor.

Dünya genelinde yapılan araştırmalar, kitap okumaya en çok zaman ayıran ülkelerin başında ABD Yılık ortalama 357 saat, Hindistan 352 saat ve Birleşik Krallık 343 saat kitap okunuyor.

Türkiye ise…
Listelerin alt sıralarında.

*

Rakamlar diyor ki;
Türkiye, yayıncılıkta dünyanın sayılı ülkeleri arasında.

Her yıl on binlerce yeni kitap basılıyor.
Yayınevleri çoğalıyor.
Fuarlar dolup taşıyor.

Ama aynı Türkiye’de kitap, hayatın merkezine bir türlü yerleşemiyor.

Sorun tam da burada başlıyor.

Çünkü mesele kitap basmak değil…
Kitapla yaşamak.

Bir ülkede kitap sayısı artabilir.
Ama o kitaplar okunmuyorsa,
raf süsü olmaktan öteye geçemez.

Türkiye tam da bu çelişkinin ortasında.

Üreten bir sektör var…
Ama okuyan bir toplum yok.

*

Bir başka çarpıcı gerçek daha var.

Bu ülkede insanlar saatlerce televizyon izliyor.
Sosyal medyada zaman harcıyor.
Ama kitap söz konusu olduğunda “zaman yok” deniliyor.

Oysa mesele zaman değil…
Mesele tercih.

İnsan neye değer verirse,
ona zaman ayırır.

*

Daha acı olan ne biliyor musunuz?

Çocuklar…

Bir toplumun geleceği olan çocuklara kitap, hala en çok verilen hediye değil.

Oyuncak var…
Tablet var…
Telefon var…

Ama kitap yok.

Oysa bir çocuğa verilebilecek en büyük miras,
kitap sevgisidir.

Çünkü kitap sadece bilgi vermez;

Düşünmeyi öğretir.
Kolay anlamayı öğretir.
Sorgulamayı öğretir.
İtiraz etmeyi öğretir.
Kendi aklıyla yürümeyi öğretir.

Çocuklara okuma alışkanlığını bebeklikten itibaren vereceksin. Onu ninni ile kafasını bir oraya bir buraya sallayarak değil öykü okuyarak uyutacaksın.
Kitap alacaksın.
Ve her gece, her gündüz ona okuyacaksın.
Anlamaz demeyeceksin, okuyacak, okuyacaksın.
İşte o zaman çocuk kitabın rafa değil, beyninin içine yerleşeceğini bilir.

**
Birileri bizim okumamızı hiç istemedi.
Cahiller kolay yönetilir diye baktılar hep.
Koskoca profesör olmuş (!) kişiler yurttaşın gözünün içine baka baka, “Okuyandan bu topluma hayır yok” dedi.

Belki de tam da bu yüzden, kitapla aramıza mesafe koyduk.

Çünkü okuyan insan kolay yönetilmez.
Soran insan kolay susturulmaz.
Düşünen insan kolay kandırılamaz.

Kitap sadece bir kültür meselesi değil; aynı zamanda bir özgürlük meselesidir.

*

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey,
daha fazla kitap basmak değil…

Daha fazla insanın kitapla buluşmasıdır.

Bir evde kitap varsa umut vardır.
Bir çocuğun elinde kitap varsa gelecek vardır.

Ve bir toplum kitap okuyorsa…
orada karanlık uzun sürmez.

*

Unutmayalım:

Bir ülkenin gerçek gücü,
kütüphanelerinde saklıdır.

Ve o kütüphaneler boşsa…
Hiçbir büyüme rakamı o eksikliği gizleyemez.