Dünya uzun zamandır barış kelimesini yalnızca temennilerde yaşatıyor. Haritalar değişmese de, o haritaların içinde yaşayan insanların hayatları her gün siliniyor. Bir coğrafyada bombalar düşerken, başka bir coğrafyada bu düşüş yalnızca “son dakika” olarak geçiyor.

Gazze’de bir çocuğun elinde oyuncak değil, enkazdan çıkarılan bir kimlik kartı kalıyor. Aynı günlerde başka ülkelerde çocuklar okula yetişme telaşıyla koşturuyor. Aradaki fark yalnızca sınırlar değil; insan hayatına biçilen değer. Gazze’de ölen çocuklar “çatışma”, “operasyon” gibi kelimelerle anılırken, aslında her biri yarım kalmış bir hayatı temsil ediyor... Elektriği, suyu, hastanesi olmayan bir yerde yaşamaya çalışmak zaten başlı başına bir kuşatma iken, ölüm bunun son halkası oluyor.

Ukrayna’da savaş başladığında dünya ayağa kalktı. Mültecilere kapılar açıldı, meydanlarda destek mitingleri düzenlendi, sosyal medya profilleri bayraklarla doldu. Elbette bu insani refleks olması gereken bir tutumdu. Ama şu soru hep havada kaldı: Aynı refleks neden Yemen için, Suriye için, Sudan için gösterilmedi? Aynı ölüm, neden farklı bir pasaport taşıyınca daha görünür oldu?

Yemen’de yıllardır süren savaş, modern dünyanın en büyük insani krizlerinden biri olarak tanımlanıyor. Ama bu tanım bile çoğu zaman kâğıt üzerinde kalıyor. Açlıktan ölen çocuklar, bombadan değil; dünyanın ilgisizliğinden hayatını kaybediyor. Bir çocuğun açlıktan ölmesi, çağımızın en büyük utancıyken, bu utanç sessizlikle örtülüyor.

ŞİMDİ DE İRAN!

İran’da ise katliam her zaman bombayla gelmiyor. Bazen bir protestoda, bazen bir cezaevinde, bazen bir kadının saç telinde düğümleniyor şiddet... Devlet baskısı, idamlar, susturulan sesler… Ölüm her zaman aniden gelmiyor; bazen yavaş yavaş, sistemli bir şekilde hayatı boğuyor. Ve dünya, “iç mesele” diyerek arkasını dönüyor.

Sıcak Bakış programına konuk olan Tina BAKHSHIAR, göz yaşlarıyla şöyle seslendi.

"Bugun İran sadece bir haber değil; dünyanın vicdanında açık bir yaradır. Sadece huzurlu bir yaşam isteyen insanlara kurşunla, hapishaneyle ve korkuyla karşılık veriliyor. Sessizlik tarafsızlık değildir; sessizlik suçu normalleştirmektir. Türkiye’den, en yakın komşumuzdan, sesiniz duvarlardan daha güçlü olabilir. İnsanlığın sınırı yoktur. Bugün susarsak, yarın gerçeği toprağa gömerler."

8 yıldır İzmir'de yaşayan Tina, İran'ı çok sevmesine rağmen, kızının daha özgür yaşaması için İzmir'e gelmiş. Şimdi yaşanan olaylardan dolayı akrabalarından haber alamıyor. İnternet, telefon yok. Kocası İran'a adım atar atmaz tutuklanmış. Yüksek bir kefalet ödeyerek çıkmış ancak yurtdışı yasağı getirilmiş. Özgür bir ülke istiyor...

Suriye’de bir nesil, savaştan başka bir şey bilmeden büyüdü. Enkaz, bu çocuklar için oyun alanı oldu. Mülteci kampları, geçici duraklar olmaktan çıkıp kalıcı hayata dönüştü. Bir çocuğun en büyük hayali oyuncak değil, güvenli bir gece uykusuysa; orada insanlık çoktan kaybetmiştir.

Bütün bu örnekler bize tek bir gerçeği gösteriyor: Katliamların coğrafyası yok, ama çifte standardı var. Güçlülerin müttefikleri “savunma” yapar, güçsüzler “bedel” öder. Ölenler ise hep sivildir, hep masumdur, hep suskun bırakılır.

Asıl tehlike, dünyanın bu ölümlere alışmasıdır. Alışılan acı, artık sorgulanmaz. “Zaten oluyor” cümlesi, vicdanın teslim bayrağıdır. Bugün bir katliama sessiz kalan dünya, yarın bir başkasının tekrarına zemin hazırlar.

Dünya yanıyor. Bombalarla, ambargolarla, suskunluklarla… Ve belki de en büyük yıkım, insanlığın bu yangını uzaktan izlemeyi öğrenmiş olmasıdır.

Belki de en acı olan, çocukluğumuzda bize öğretilenleri unutmuş olmamızdır. Okullarda barışın ne kadar kıymetli olduğunu, bir insanın hayatının her şeyden önce geldiğini, “savaşların kazananı olmaz” cümlesini defterlerimizin kenarına yazardık. Barış, o zamanlar büyük bir kavram değil; paylaşmak, incitmemek, susanı korumak demekti. Şimdi büyüdük ve o basit ama hayati dersleri kaybettik. Çocukların bildiği bir gerçeği, yetişkin dünyanın unuttuğu bir noktadayız.

Belki de yapmamız gereken, yeniden hatırlamak. Barışı bir diplomatik metin olarak değil, bir çocuğun güvenle uyuyabilmesi olarak görmek. Çünkü barış, en çok çocuklara lazımdır. Ve eğer çocukların ölmesine alışmış bir dünyada yaşıyorsak, sorun yalnızca savaşlarda değil; bizim unuttuklarımızdadır.