Türkiye’de bazen insan gerçekten şaşırıyor.
Bazı haberleri okuduğunuzda “Bu kadarına da pes” demekten kendinizi alamıyorsunuz.

Son örnek gazeteci Merdan Yanardağ.

Merdan Yanardağ tutuklandı.

Ama bu kez suçlama alışılmış değil.
Ne “örgüt propagandası”…
Ne “hakaret”…
Ne de artık neredeyse sıradanlaşmış “terörle iltisak” iddiaları…

Bu kez suçlama casusluk.

Evet yanlış duymadınız.

Gazeteci Merdan Yanardağ’a yöneltilen suçlama casusluk.
Anti-emperyalist, yurtsever bir insan için bundan daha ağır bir itham olabilir mi?

Suçlamanın asıl gerekçesi ise herkesin bildiği bir gerçek:
Zorlukları göğüsleyerek etkili bir yayıncılık yapan Tele1 kanalını susturmak, muhalefetin sesini kısmak.

Üstelik iddiaya göre suç ortağı da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu.

İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Bir gazetecinin hayat hikayesinde her şey olabilir de, casusluk nasıl olur?

*

Merdan Yanardağ 1970’lerin politik atmosferinde yetişmiş bir isim.
Aynı kuşağın çocuklarıyız.

Sivas’ın Divriği ilçesinden çıkıp İstanbul’da okumuş, siyaset bilimi eğitimi almış, gençlik hareketleri içinde yer almış.

12 Eylül darbesi geldiğinde henüz üniversite öğrencisiydi ve darbenin ilk hedeflerinden biri oldu.
Öğrenciyken gözaltına alındı, tutuklandı.

O günden bugüne…

Farklı dönemlerde defalarca gözaltına alındı.
Tutuklandı.
Yargılandı.

Ergenekon davasında ceza aldı.
2023’te bir televizyon programındaki sözleri nedeniyle yine tutuklandı.
Aylarca hapis yatırıldı.

Ama bütün bu dosyaların hiçbirinde suçlama casusluk değildi.

Şimdi ilk kez.
Komik ama gerçek, Merdan Yanardağ “casusluk suçlamasıyla” yatıyor.

*

Yanardağ sadece bir televizyoncu değil.

Aynı zamanda çok sayıda kitap yazmış bir gazeteci.

Türkiye’de siyaset, milliyetçilik, siyasal İslam, medya ve devlet ilişkileri üzerine eleştirel çalışmalar kaleme aldı.

“Bir ABD Projesi Olarak AKP”,
“Türkiye Nasıl Kuşatıldı”,
“Medya Nasıl Kuşatıldı”,
“Cumhuriyetin Sonbaharı”…

Yazdıkları tartışılır.
Eleştirilir.
Beğenilir ya da beğenilmez.

Ama bir gazetecinin yazdıklarıyla mücadele etmenin yolu tutuklamak değil, cevap vermektir.

*

Merdan Yanardağ ile pek çok panelde yolumuz kesişti.

O konuşurken ben soluksuz dinlerdim.
Ben konuşurken o not alarak dinlerdi.

Omuz omuza birçok panelde konuştuk.

Tutukluluk dönemlerinde de ziyaret ettim.
Cezaevinde yatarken bile okuyan, yazan, düşünen bir gazeteciydi.

Bilgisine bilgi katan, üretmeye devam eden bir insan.

Merdan Yanardağ’ı ve defalarca tutuklanıp yeniden özgürlüğüne kavuşan gazetecileri düşündükçe şu sözün ne kadar doğru olduğu ortaya çıkıyor:

“Türkiye böyle bir zulüm dönemini daha önce yaşamadı.”

*

Türkiye’de son yıllarda çok tuhaf bir tablo oluştu.

Gazeteciler artık yalnızca yazdıkları nedeniyle değil, hangi suç başlığı uygunsa onunla yargılanıyor.

Bir gün “terör”…
Bir gün “hakaret”…
Bir gün “dezenformasyon”…
Şimdi de “casusluk.”

Gazetecilik ile suç arasındaki çizgi giderek bulanıklaştırılıyor.

Oysa bu sadece bir gazetecinin meselesi değildir.

Bu mesele basın özgürlüğünün meselesidir.

Çünkü gazeteciler susturulduğunda,
aslında toplumun konuşma hakkı susturulur.

*

Türkiye gerçekten casuslarla mücadele edecekse buna kimsenin itirazı olmaz.

Ama gazetecilerin “casusluk” suçlamasıyla tutuklandığı bir ülkede herkes aynı soruyu sorar:

Gerçekten casuslar mı yakalanıyor,
yoksa gazeteciler mi susturuluyor?