Türkiye’de bazı davalar vardır;
mahkeme salonunda başlamaz.
AKP iktidarında ve öncesinde FETÖ işbirliği ile senaryosu yazılan siyasi davaların bir çoğu büyük iddialar ve suçlamalar ile başladı, sonra çöktü.
AKP döneminde davalar siyasetin gündeminde başlar, sonra savcılık dosyasına girer, en sonunda da mahkeme salonuna gelir.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasının ilk duruşması da böyle başladı.
Daha ilk dakikada hukuk tartışması patladı.
Avukatlar ayağa kalktı.
“Reddi hakim” talebinde bulundu.
Sebep ağırdı.
Avukatlara göre mahkeme heyeti Ceza Muhakemesi Kanunu’nun en az dört maddesini ihlal ederek duruşmayı başlatmıştı.
En çarpıcı iddia ise şu:
Kimlik tespiti yapılmadan duruşma açıldı.
Ceza hukukunda ilk soru bellidir:
“Sanık kim?”
Bu yapılmadan başlayan bir yargılama, hukukun değil ancak görüntünün parçası olabilir.
Avukatlar CMK’nın 191. maddesinin açıkça ihlal edildiğini söylüyor.
Sanıkların kimliği tespit edilmemiş.
Tanıkların salon dışına çıkarılması gibi temel işlemler yapılmamış.
Ama duruşma başlamış.
*
Daha da çarpıcı bir başka tartışma var.
Mahkeme heyetinin kıdemi.
Avukatların verdiği bilgiye göre heyetteki iki hakim 2024 yılında mesleğe başlamış.
Yani meslekte iki yılını bile doldurmamış genç hakimler.
En kıdemli üyenin meslek geçmişi ise 7 yıl.
Üstelik söz konusu dosya sıradan bir dava değil.
400’den fazla sanık…
Siyasi etkisi yüksek…
Türkiye’nin en büyük belediyesinin başkanı ve Türkiye’nin en büyük partisi CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı yargılanıyor.
Böylesine büyük ve siyasi etkisi olan bir davada böylesi bir heyet oluşturulması elbette soruları beraberinde getiriyor. Onca deneyimli ağır ceza hakimlerini taca at. İki yıllık hakimlere görev ver.
Kendisi de geçmişte AKP-FETÖ işbirliği döneminde Silivri Cezaevinde uzun süre tutulan Avukat Akın Atalay bu nedenle mahkeme heyetine doğrudan seslendi:
“Bu davada toplumsal ve siyasi baskı çok yüksek. Kendi isteğinizle çekilmenizi tavsiye ederim.”
Türkiye’de mahkeme salonlarında bu kadar açık bir çağrıyı her gün duymazsınız.
*
Duruşmada bir başka dikkat çekici tartışma daha yaşandı.
Tutukluluk gerekçesi olarak gösterilen MASAK raporları.
Avukatlar bu raporları hiç görmediklerini söylüyor.
Savunmanın görmediği bir belgeyle insanların tutuklu yargılanması ise başlı başına bir hukuk tartışmasıdır.
*
Hukukun en temel ilkesi şudur:
Adalet yalnızca yapılmaz, yapıldığı da görülür.
Ama mahkeme salonuna daha ilk gününde şu sorular düşüyorsa;
Kimlik tespiti yapılmadan duruşma başlatıldı mı?
CMK’nın temel maddeleri ihlal edildi mi?
Heyet neden bu şekilde oluşturuldu?Savunmanın görmediği raporlarla tutukluluk devam mı ettiriliyor?
O zaman ortada yalnızca bir dava değil, bir güven krizi vardır.
Çünkü hukuk devletinde mahkeme salonları siyasetin gölgesinde kalırsa, tartışma yalnız sanıklarla sınırlı kalmaz.
Toplumun vicdanı da o salonda yargılanır.
Ve asıl soru şudur:
Bu dava gerçekten hukuk mu, yoksa yalnızca bir görüntü mü?
Buna Türkiye’de yaşayan milyonlarca insan karar verecektir.