Okyanusun en tuhaf canlılarından biridir Mola Mola… Diğer adıyla Güneş Balığı… Büyük cüssesinde hiç sinir ucu bulunmadığı için acı hissetmiyor. Bin kilo ağrılığı ve kalın bir derisi olan bu balık, kuyruğu da olmadığı için başka hayvanların saldırılarından kaçamıyor, kaçmıyor. Canlı canlı başka canlılara yem oluyor.
Bazen bu balıklara benzetiyorum üçüncü dünya ülkelerini. Üretmedikleri için kendilerini saldırılardan koruyamıyor, eğitime önem vermedikleri için gelişemiyorlar.
Okyanusta savunmasız kalmanın bir bedeli var. Güçlü olan hayatta kalır, hazırlıklı olan yön verir, üreten olan ise oyunun kurallarını belirler. Ama üretmeyen, düşünmeyen ve geleceğini planlamayan toplumlar için dünya çoğu zaman acımasız bir akvaryuma dönüşür.
Bugün birçok üçüncü dünya ülkesi tam da böyle bir döngünün içinde yaşıyor. Zengin yer altı kaynaklarına sahip olsalar bile onları işleyecek teknolojiye sahip değiller. Genç nüfusları var ama eğitim sistemleri merak etmeyi değil, ezberlemeyi öğretiyor. Bilim yerine kader, üretim yerine tüketim, eleştiri yerine itaat öne çıkıyor.
Bu ülkelerde sorun çoğu zaman sadece ekonomi değildir; asıl mesele zihniyettir. Çünkü gelişmiş toplumları zengin yapan yalnızca para değildir. Onları güçlü yapan şey, düşünme biçimleridir: soru sormak, denemek, hata yapmak ve yeniden üretmek.
Peki Türkiye bu bağlamda nerede? Üçüncü sıradan dörde doğru geriliyor.
Üçüncü dünya ülkelerinin çoğu ise yıllardır aynı hatayı tekrar ediyor. Kendi potansiyellerini geliştirmek yerine dışarıdan gelen çözümlere bel bağlamak… Kendi bilim insanlarını yetiştirmek yerine başkalarının teknolojisini satın almak… Kendi hikâyelerini yazmak yerine başkalarının yazdığı hikâyelerde figüran olmak… Düşünsenize ekranlarınıza gelen dizi ve filmlerin çoğu yabancı ülkelerin senaryolarından alıntı. Müzik deseniz öyle…
Sonra da dünya düzeninin adaletsizliğinden şikâyet etmek.
Oysa okyanus kimseye acımaz. Güçsüz olanı korumaz, hazırlıksız olanı beklemez. Eğer yüzemiyorsanız, akıntı sizi bir yere sürükler. Eğer kendinizi savunamıyorsanız, bir gün mutlaka birileri gelip sizden bir parça koparır.
Bu ülkeler kendi çözümlerini kendi insanlara inanarak kendileri üretmeliler.
Belki de asıl soru şudur:
Üçüncü dünya ülkeleri gerçekten saldırıya uğradıkları için mi bu halde, yoksa yüzmeyi öğrenmeyi hiç denemedikleri için mi?
**
“İnsanlığın Ortak Hikayesi” Söyleşisi
Mitoloji severler Ödemiş Birgi’de buluşuyor. Ben de ordayım… Birgi’de, 28 Mart Cumartesi günü önemli bir kültür etkinliğine ev sahipliği yapıyor. Uluslararası Mitoloji Film Festivali kapsamında, İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ve Ödemiş Belediyesi’nin katkılarıyla düzenlenen “İnsanlığın Ortak Hikayesi” başlıklı söyleşi, farklı kültürlerin kadim mitolojik anlatılarını bir araya getiriyor. Etkinlikte Türk dünyasının önemli enstrümanlarından olan dombra ile bir dinletiyle ona eşlik edecek bir dans gösterisi ve Sibel Önbaş’ın bölgeye özel ikramlıklarıyla sunumu gerçekleşecek.
28 Mart Cumartesi günü saat 14.00’te Birgi Çakırağa Konağı’nda gerçekleşecek etkinlikte; Türk Mitolojisi, İskandinav Mitolojisi ve Kore Mitolojisi, alanında uzman isimler tarafından ele alınacak.
Söyleşinin moderatörlüğünü Festival Direktörü Gülşah Elikbank üstlenirken, konuşmacılar şu isimlerden oluşuyor: Prof. Dr. Pınar Fedakar (Türk Mitolojisi), Doç. Dr. Nejla Orta (İskandinav Mitolojisi), Prof. Dr. Lee Gil-won (Kore Mitolojisi) ve Dr. Nihan Karakuş Harmancı (Kore Mitolojisi).