Bir ülkenin çağdaşlığı, kadınlarına sunduğu haklar ve hayatın içindeki yerleriyle ölçülür. Bağımsızlık, yalnızca bir milletin kendi geleceğine karar vermesi değil, o milleti oluşturan her bireyin kendi hayatını şekillendirebilmesidir. İşte 29 Ekim, Türkiye için bu anlamda da tarihî bir dönüm noktasıdır. Cumhuriyet, kadınların toplumdaki yerini değiştiren, önlerine yeni ufuklar açan ve eşit yurttaşlık yolunda önemli bir dönüşümü başlatan büyük bir adımdır.

Cumhuriyet öncesinde eğitimden çalışma hayatına, toplumsal yaşamdan siyasete kadar pek çok alanda sınırlı imkânlara sahip olan kadınlar, Cumhuriyet’le birlikte önemli kazanımlar elde etti. Eğitim olanaklarının genişlemesi, medeni hakların tanınması, 1930’da belediye seçimlerine katılma, 1933’te muhtar olabilme ve 1934’te milletvekili seçme ve seçilme hakkına kavuşma, bu dönüşümün tarihî kilometre taşları oldu. Kadın, toplumun geleceğini belirleyen bir birey olarak daha güçlü bir konum kazandı.

Ancak Cumhuriyet’in kadınlara açtığı yolu yalnızca geçmişte kazanılan haklarla değerlendirmek yeterli değildir. Asıl mesele, bu hakların günlük yaşamda ne ölçüde karşılık bulduğudur.

Bugün bir kadının korkmadan sokakta yürüyebilmesini, şiddete maruz kalmadan yaşayabilmesini, emeğinin karşılığını almasını ve geleceğine kendi kararlarıyla yön verebilmesini konuşmalıyız. Ne giyeceğine, hangi mesleği seçeceğine, kiminle evleneceğine ya da nasıl yaşayacağına başkalarının karar vermesi, eşit yurttaşlık anlayışıyla bağdaşmaz.

Kadın, hayatının öznesidir; hakları bir lütuf değil, insan olmanın gereğidir.

Kadınların karşılaştığı engeller yalnızca bireysel sorunlar değildir. Bir toplumda kadınların sesi duyulmuyorsa demokrasi, emekleri karşılığını bulmuyorsa adalet, güven içinde yaşayamıyorlarsa toplumsal huzur eksik kalır. Kadınların potansiyelini sınırlayan her engel, aynı zamanda ülkenin gelişmesinin önünde duran bir engeldir.

Cumhuriyet’in bize bıraktığı miras, geçmişle övünmekten ibaret değildir; o mirası geleceğe taşımak da sorumluluğumuzdur. Atatürk’ün çağdaş toplum hedefini yaşatmak, kız çocuklarının eğitimini güvence altına almak, kadına yönelik şiddetle mücadele etmek, fırsat eşitliğini sağlamak ve kadınların kararlarına saygı duymakla mümkündür.
Cumhuriyet, geçmişte kazanılmış bir zafer olmanın ötesinde, her kuşağın koruması ve geliştirmesi gereken bir yaşam anlayışıdır. Kadınların eşit haklara sahip olduğu, şiddetin değil güvenin, ayrımcılığın değil fırsat eşitliğinin egemen olduğu bir toplum, bu anlayışın en somut göstergesidir.

Cumhuriyet’in aydınlığı, kadınların hayatın her alanında eşit söz sahibi olduğu bir gelecekle büyüyecektir. 29 Ekim, bu yolu açanları minnetle anmanın ve kazanımlarını ileriye taşıma kararlılığımızı yenilemenin günüdür.

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Cumhuriyet’i kuran ve yaşatan herkesi saygı ve minnetle anıyor; eşitliğin, adaletin ve umudun egemen olduğu nice Cumhuriyet Bayramları diliyorum.