Bazı insanlar vardır; bulundukları ortamda kendilerini olduğundan daha büyük göstermek için öylesine çaba harcarlar ki, bir süre sonra gerçek karakterleri egolarının altında kaybolur.
Her konuda en doğruyu kendisi bilir.
Her işte en başarılı odur.
Her eleştirinin altında bir kıskançlık arar.
Ve ne hikmetse, etrafındaki herkes hatalıdır; bir tek kendisi kusursuzdur.
Oysa insanın kendini sürekli anlatması, değerini artırmaz. Tam tersine, bazen ne kadar eksik olduğunu daha fazla gösterir.
Çünkü gerçekten yetkin olan insan, yetkinliğini bağırarak ilan etmez.
Başkalarını küçümseyerek büyüdüğünü sananlar da yanılıyor. Birinin emeğini değersizleştirmek sizi daha başarılı, birinin fikrini bastırmak sizi daha bilgili, birinin önüne geçmek sizi daha önemli yapmaz.
Sadece egonuzu biraz daha görünür hale getirir.
Üstelik gereksiz ego, çoğu zaman özgüven kılığına girer. Oysa özgüvenli insan başkasının ışığından rahatsız olmaz. Alkış paylaşmaktan korkmaz. Hatasını kabul etmekten utanmaz. Her ortamda kendini kanıtlama ihtiyacı duymaz.
Çünkü bilir ki değer, sürekli anlatılarak değil; davranışlarla ortaya konur.
Bir de kendini vazgeçilmez sananlar vardır.
Herkesin kendisine muhtaç olduğunu düşünür, yokluğunda hiçbir şeyin yürümeyeceğine inanır. Fakat hayatın güzel bir tarafı vardır: İnsan kendisini ne kadar vazgeçilmez sanarsa sansın, hayat onsuz da devam eder.
Yerler dolar.
İnsanlar değişir.
Düzen devam eder.
Geriye ise sadece nasıl davrandığınız kalır.
O yüzden biraz daha az ego, biraz daha fazla karakter.
Biraz daha az “Ben yaptım”, biraz daha fazla “Biz başardık.”
Biraz daha az küçümseme, biraz daha fazla saygı.
Çünkü makam geçer, başarı unutulur, alkış diner.
Ama insanın karakteri, arkasından konuşulan en uzun cümledir.