Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş ile gerçekleştirmiş olduğu görüşmenin ardından kamuoyunda tartışılmakta olan “sine-i millete dönüş” ihtimali hakkında dikkat çeken bir değerlendirme yapıldı.
Özel’in açıklamaları, siyasetin ince dengeler üzerinde olduğunu bir kez daha karşımıza çıkardı.
Parti kadrolarının hem teşkilatlarda hem de Meclis’te sorumluluklarını sürdürdüğünü vurgulayan Özel, yerel yönetimlerde de aynı kararlılıkla görev başında olduklarını vurguladı. Bununla birlikte, siyasal süreçlerde ortaya çıkabilecek her türlü ihtimalin ve alternatiflerin masada tutulduğunu ifade ederek, tedbirli lakin hazırlıklı bir duruş sergilediklerini ima etti.
Ancak “sine-i millete dönüş” konusunun sanıldığı kadar yalın bir karar olmadığının özellikle altını çizdi. Böyle bir adımın atılması halinde, bugün ara seçimden uzak duranların yarın bu fırsatı büyük bir istekle değerlendirebileceğine işaret etti. Boşalacak milletvekilliği koltuklarının kısa sürede doldurulabileceğini ve bunun da siyasi dengeleri tamamen değiştirebileceğini dile getirdi. Bu tür bir tablo sonrasında anayasal düzenlemelerle ülkenin daha büyük risklerle karşı karşıya kalabileceğine yönelik kaygıları da satır aralarında hissettirdi.
Özel’in sözlerinde en dikkat çekici vurgu ise “emanet edilen bayrak” sembol oldu. Siyasetin, milletin verdiği yetkiyi koruma sorumluluğu taşıdığını ifade ederken, bu görevin terk edilmesinin telafisi zor sonuçlar doğurabileceğini hatırlattı. Ona göre halkın teslim ettiği sorumluluk, kolayca bırakılabilecek bir yük değil; aksine sonuna kadar taşınması gereken bir görev.
Bu yaklaşımını geçmişte yaşanan bir örnek üzerinden de hatırlattı. İstanbul’da 31 Mart 2019 Yerel Seçimleri sonrasında yaşanan süreçte, seçimlerin iptal edilmesi üzerine boykot çağrılarına karşı çıktığını anımsattı. O dönemde halkın verdiği yetkinin terk edilmesinin, gelecekte aynı güvenin yeniden kazanılmasını zorlaştıracağını savunduğunu ifade etti.
Aynı süreçte Ekrem İmamoğlu’nun tekrar sahaya çıkarak mücadeleyi sürdürmesinin, kısa süre içinde çok daha güçlü bir sonuç doğurduğunu belirtti. İkinci seçimde elde edilen ciddi oy farkını, halkın iradesine sahip çıkmanın bir karşılığı olarak değerlendirdi.
Özel’in sözlerinde dikkat çeken bir diğer vurgu ise toplumsal hafızaya yönelikti. Ona göre millet, kendisine verilen emaneti yarı yolda bırakanlara sıcak bakmaz; aksine sorumluluğunu sürdürenleri destekler. Bu nedenle siyasetçilerin, kendilerine yöneltilen baskılar karşısında geri adım atmaktan özellikle, yetkinin kaynağı olan halka karşı sorumluluklarını hatırlaması gerektiğini dile getirdi.
Açıklamalarının en sert tonunu ise, görevlerini bırakmaları yönünde baskı yapanlara yönelik eleştiriler oluşturdu. Bu baskıların kimden gelirse gelsin ister yargıdan, ister yürütmeden ya da başka bir makamdan— halkın vicdanında karşılık bulacağını savundu. Ona göre millet, yaşananları not eden bir hafızaya sahip ve yapılan her müdahaleyi günü geldiğinde değerlendirecek bir iradeye de sahip.
Bugün gelinen noktada “sine-i millet” tartışması yalnızca bir siyasi taktik meselesi değil; aynı zamanda temsil sorumluluğu ile siyasi risk arasındaki hassas dengeyi de gözler önüne sermektedir.