Okumaya başladığınız yazı...
Gerçek bir “dostluk” destanıdır...
Biri (Gazi Mustafa Kemal Atatürk) Selanik’te...
Diğeri (İsmet İnönü) ise...
Bi’zamanlar İzmir’de “İngiliz Yokuşu” diye bilinen...
Sonradan “842 numaralı sokak” olarak anılmaya başlanan...
Bir evde dünyaya gelmişlerdi...
*
Kader onları...
Taaa çok gencecik iken arkadaş yaptı...
Bu yazıyı okudukça...
Harbi bir “kardeşlik” anlamının ne kadar değerli olduğunu...
İçinizde hissedeceksiniz...
*
Minik bir hatırlatma...
Önceki gün (25 Aralık) İsmet İnönü’nün bu dünyaya veda ettiği tarih olarak kayıtlara geçti...
(Doğumu: 24 Eylül 1884, İzmir – Vefatı: 25 Aralık 1973)
O tarihlerin öncesi ve sonrasında kıskananlar...
Hep şöyle derlermiş:
“Atatürk'le İnönü arasındaki tartışmalar hiç bitmezdi!”
Dikkat!
Kavga değil, eski dilden miras kalan “münakaşa”…
Ya da…
Sonu mutlaka sevgiyle biten…
İz bırakan derin küskünlükler!
*
Atatürk ve İsmet İnönü…
Ebedi iki dost…
Savaş meydanlarından politikaya…
Oradan Genç Cumhuriyet'in kuruluşuna…
Bu güzel ülke için yıllarca birlikte mücadele ettiler…
Ters düştükleri konular olmadı mı?
Olmaz olur mu?
Bi'çok konuda farklı düşündüler…
Üstelik…
Düşündüklerinden hiç vazgeçmediler…
Ancak…
Birbirlerine özel notlar yollasalar da…
Asla birbirlerine küsmediler!
*
İlk kez Harp Akademisi'nde karşılaştılar…
Atatürk…
Silah arkadaşından iki sınıf üstteydi…
Önceleri pek samimi değillerdi…
Vatanı savunurken ise…
İki silah arkadaşı oldular; birbirlerinden hiç kopmadılar…
Ortak en büyük hedefleri…
Memleketi düşmanlardan kurtarmaktı…
İsmet İnönü…
İlk komutanlığını 1916'da Kafkas Cephesi'nde üstlendi…
Atatürk ise…
Aynı bölgede Kolordu Komutanı'ydı…
Ebedi dostlukları işte burada başladı…
*
Atatürk ile İnönü…
Gıpta edilen dostluklarına karşın…
Yüzlerce konuda hem fikir olmalarına karşın…
Derin tartışmalar ve ayrılıklar da yaşadılar…
Tamam…
Dosttular, dost kaldılar ama…
Bazı konularda yoğun tartıştıkları…
Ve birbirlerine küstükleri gerçekti…
*
Atatürk'ün vefatından bir yıl önceydi…
Dost meclisi o gece hayli kalabalıktı…
Atatürk, hükümet cephesinde gördüğü eksikleri sıralarken…
Başbakan İsmet İnönü ise…
Atatürk'ün yanındaki herkesin…
Hükümet işlerine karışmasını içine sindiremiyordu...
Bu arada...
İster istemez “ağır sözler” karşılıklı dile getiriliyordu!
O akşam...
Sofradaki dost meclisi erkenden dağıldı…
Böylesi tartışmalar…
Eskiden de çok yaşanırdı ama…
Ertesi sabah…
Atatürk, yanına geldiğinde İnönü’ye... yanına gittiğinde…
“Canım sen bildiğin gibi yap…” derdi…
Gelgelelim son zamanlarda…
İsmet Paşa…
Kadim dostu Atatürk'ten bu cevabı almıyordu…
Ve sonra ne oldu?
İnanamayacaksınız!”
*

Tarih; 1937, Ağustos'un ortaları…
Bir İngiliz gazetesinde…
Atatürk'e…
“Dizbağı Nişanı” verileceği haberi kaleme alınmıştı…
Bu nişan…
İngiliz soylularına verilen çok önemli bir ödüldü…
Atatürk, doğal olarak heyecanlanıyor…
O günlerin Başbakanı İsmet Paşa…
Aynı gece…
Tecrübesini konuşturuyor ve…
Gazete haberinin asılsız olduğunu öne sürüyor…
Bir söz dalaşı başlıyor…
Ardından da tartışma…
Tarihçi yazar Murat Bardakçı'ya göre…
Şöyle bir tartışma geçiyor sofrada…
Atatürk…
Başbakan İnönü'yü kast ederek…
Önce şöyle diyor, herkesin ortasında:
“Anlaşıldı; bu akşam dolgun gelmiş… Bir derdi var galiba…”
Ardından son derece sinirle bi'şekilde sürdürüyor konuşmasını:
“Efendiler! Bu anda hükümet makinesi işlemiyor...
Başvekil bu dakikalarda Ankara'da emirlerini yaptıracak mesul bir muhatap bulamıyor… Bu nasıl idaredir? Hükümet makinesi idaresizlikten durmuş, yorulmuş vaziyettedir…”
Sonra İsmet İnönü'ye dönüyor ve…
Son bir cümle ile geceyi sonlandırıyor:
“Bak buraya İsmet! Vallahi seni mahvederim! Böyle idare olmaz!”
*
Kısa bir süre sonra...
İstanbul'daki Tarih ve Dil Kurultayı'na…
Atatürk ve İnönü, aynı trende gidiyorlardı…
Gazi Paşa…
Başbakan İnönü'ye ayakta şöyle dedi:
“Şimdiye kadar bin meselede bin defa kavga ettik fakat dün akşamki çok aleni oldu... Biraz çekilmen, istirahat etmen lazım; ara verelim…”
Lozan ve sonrasında…
Memleket işleri İnönü'yü fazlaca yıpratmıştı…
Teklifi hemen kabul etti…
Atatürk, “Aklında bir isim var mı?” diye sordu…
İnönü sustu...
Belki de kimseyi...
Bırakmak üzere olduğu makamına teklif etmek istemiyordu…
Atatürk, Celal Bayar'ın adını seslendirince…
İnönü, “Bana iyi tesir etti” dedi…
*
Bir hafta sonra...
Kurultayda yan yana, aynı locada oturuyorlardı…
İnönü bir kağıda, “Bana dargın mısın?” diye yazarak…
Atatürk'e uzattı…
Ulu Önder, samimi duygularını aynı kağıda yazdı:
“Hayır, her şeyi unuttum; bildiğin gibi arkadaşım ve kardeşimsin…”
*
İnönü ve Büyük Önder...
Siyaseten ayrılmışlardı fakat…
Dostlukları kesintisiz sürüyordu...
Atatürk, “Bizde adettir… Makamından ayrılanlar taşlanır…” diyerek…
İsmet İnönü'ye…
Eskisinden daha fazla saygı gösterilmesine önem verdi…
Aynı zamanda…
Maddi olarak İnönü'ye maaşından yaptığı yardımı üç misli artırdı…
*
Bu ebedi dostluk…
Atatürk'ün vefatına kadar sürdü…
İsmet İnönü ise…
Bu dünyaya veda edinceye kadar…
Her 10 Kasım'da…
Herkesten önce Anıtkabir’e gider ve…
Üzgün bir şekilde etrafta gezinirken…
Atatürk'le anılarını hatırlayıp duygulanırdı…
Kopmaz dostluk işte buydu…
Nokta…
Hamiş: 10 Kasım 1938'de Ulu Önder'e veda etti bu millet… Bütün ülke Atatürk'ün ölümüne ağlarken, 11 Kasım 1938 günü saat 09.30'da Celal Bayar parti grubunda, “Cumhurbaşkanı adayımızı belirlemek için gizli oylama yapalım... Herkes kimi Cumhurbaşkanı görmek istiyorsa, serbestçe yazsın” dedi… Bayar bir isim işaret etmedi… Böylece İsmet İnönü'nün önündeki bütün engeller ortadan kalktı…
Sonsöz: “Atatürk benim mesai arkadaşımdı… Kendisiyle her konuda, her zaman, hemfikir olmam tabii ki mümkün değildi… / İsmet İnönü – Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk başbakanı, ikinci Cumhurbaşkanı…”