Türk siyasetinde bazı cümleler vardır; söylenir söylenmez yankı yapar.
Çünkü alışılmışın dışındadır, çünkü samimidir, çünkü koltuk hesabıyla değil vicdanla kurulmuştur. Önceki Dönem CHP İzmir Milletvekili Tacettin Bayır’ın “Önseçim olmalı. Zaten tüzüğümüzde de yer alıyor. Ben ön seçime girmeyeceğim. Genç arkadaşlarımızın önünü açmalı, onlara destek olmalıyız. Ben de öyle yapacağım” sözleri işte tam olarak böyle cümlelerdir. Net, cesur ve siyasetin ezberini bozan bir duruş…
Bu ülkede siyaset genellikle “nasıl kalırım?” sorusu etrafında şekillenir. Bir koltuk ele geçirildi mi, onu bırakmamak için her yol mübah görülür. Değişim lafta kalır, gençlik vurgusu kürsülerde alkış toplar ama listelere gelince yılların isimleri yine baş köşeye oturur.
İşte bu yüzden Tacettin Bayır’ın tavrı sıradan bir açıklama değil, başlı başına bir siyasi manifesto niteliği taşır. Çünkü Bayır, “önce parti”, “önce demokrasi”, “önce gelecek” diyebilen nadir siyasetçilerden biri olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Önseçim meselesi, CHP’nin yıllardır en hassas, en çok tartışılan başlıklarından biridir. Parti tüzüğünde yer almasına rağmen çoğu zaman çeşitli gerekçelerle uygulanmayan bu demokratik mekanizma, tabanda ciddi bir kırgınlık yaratmıştır. Bayır’ın çıkışı, bu kırgınlığa tercüman olmakla kalmıyor, aynı zamanda parti yönetimlerine de açık bir mesaj veriyor: Kural varsa uygulanmalı, söz verildiyse tutulmalı. Bu kadar basit, bu kadar net.
Ancak Bayır’ı farklı ve özel kılan asıl nokta, önseçimi savunurken kendisini merkeze koymaması. “Ben ön seçime girmeyeceğim” demek, bugünün siyasetinde neredeyse devrimci bir cümledir. Çünkü bu söz, güçten gönüllü olarak feragat etmeyi, yer açmayı ve geri durmayı gerektirir. Herkes gençlerden bahseder ama çok azı gerçekten onların önünü açar. Bayır ise bunu lafla değil, tavırla yapmaktadır.
Gençler bu ülkenin en büyük umudu ama aynı zamanda siyasetten en fazla uzaklaşan kesimi. “Bizim yerimize karar veriliyor” duygusu, gençleri sandıktan, örgütlerden ve partilerden koparıyor.
Tacettin Bayır’ın duruşu, gençlere verilen içi boş bir mesaj değil; somut, sahici ve cesaret verici bir çağrıdır: “Sıra sizde.” Deneyimli bir siyasetçinin bunu söylemesi değil, buna göre pozisyon alması kıymetlidir. Bayır tam da bunu yapıyor.
Bu tavır, aynı zamanda gerçek liderliğin ne olduğuna dair güçlü bir ders niteliğindedir. Liderlik, her zaman önde durmak değildir; bazen bir adım geri çekilip başkalarına alan açabilmektir. Liderlik, alkışlanmak değil, alkışlanacak bir düzen kurabilmektir. Tacettin Bayır’ın yaptığı tam olarak budur. Kendisini düşünmeden, kişisel hesaplara girmeden, siyasetin geleceğini ve partinin yarınını önceleyen bir yaklaşım…
Elbette gençlere alan açmak, onları yalnız bırakmak anlamına gelmez. Bayır’ın “onlara destek olmalıyız” vurgusu, deneyimin ve birikimin nasıl aktarılması gerektiğini de tarif ediyor. Yani bu bir kaçış değil, bilinçli bir devirdir. Bayrağı gençlere uzatırken, rüzgârı da arkalarına alma çabasıdır. Siyasette en çok ihtiyaç duyulan şey de tam olarak budur.
Tacettin Bayır’ın bu çıkışı, sadece CHP için değil, Türkiye siyaseti için de bir aynadır. Kim bu aynaya bakıp kendisiyle yüzleşmek ister, kim istemez; onu zaman gösterecek. Ama şu bir gerçek: Bugün cesur bir söz söylenmiş, onurlu bir tavır alınmıştır. Koltuğa değil ilkeye, makama değil demokrasiye, bugüne değil yarına yatırım yapılmıştır.
Eğer siyaset biraz olsun temizlenecekse, eğer gençler gerçekten sürecin öznesi olacaksa, eğer önseçim sadece bir tüzük maddesi olmaktan çıkacaksa; bunun yolu Tacettin Bayır’ın gösterdiği bu net, onurlu ve örnek duruştan geçiyor. Bu yüzden bu sözler sadece alkışı değil, saygıyı da fazlasıyla hak ediyor.