“Fenni” Romanlardan Kozmik Yolculuklara Osmanlı İmparatorluğu’nda bilim kurgu, Batı’daki "bilimsel romantizm" akımının bir yansıması olarak 19. yüzyılın ikinci yarısında, Tanzimat’ın getirdiği modernleşme rüzgârlarıyla ortaya çıkmıştır. Bu dönemde "Fennî Edebiyat" olarak adlandırılan bu tür, sadece bir eğlence aracı değil, halkı bilim ve teknoloji ile tanıştırıp, sevdirmek ve imparatorluğun gelecek kaygılarına teknolojik çözümler aramak için kullanılan pedagojik bir köprü görevi görmüştür.

Jules Verne Etkisi ve İlk Bilimsel ve Teknik Adımlar

Osmanlı aydınının hayal gücünü besleyen ve etkileyen ana kaynak Jules Verne olmuş. 1875-1900 yılları arasında Verne’in eserlerinin yoğun şekilde Türkçeye çevrilmesi, Osmanlı okuru için mucizevi olanın artık büyüyle değil, mühendislik ve matematik ile mümkün olabileceği düşüncesini doğurmuştur. Türk edebiyatının "hâce-i evvel"i (İlk öğretmen) kabul edilen Ahmet Mithat Efendi, 1888 yılında kaleme aldığı Fennî Bir Roman yahut Amerika Doktorları ile bu türün yerli öncüsü olmuştur. Yazar, tıbbi gelişmeleri kurguyla harmanlayarak bilimin üstünlüğünü savunmuştur.

Uzay Yolculuğu ve Metafizik Derinlik
Osmanlı’nın ilk uzay romanı kabul edilen eser ise 1918 yılında bakteriyolog Osman Nuri Eralp tarafından yazılan Başka Dünyalarda Canlı Mahlukat Var Mıdır? başlıklı kitaptır. Eralp, astronomi ve biyolojiyi harmanlayarak Mars ve Venüs’teki olası yaşam formlarını tasvir etmiştir.

Aslında Osmanlı bilim kurgusunu sadece teknik bir merakla sınırlamak doğru olmaz.
Bu noktada benim için Filibeli Ahmed Hilminin kaleminden çıkan A'mâk-ı Hayâl’i (1908) başka bir yere koyuyorum. Bu mükemmel eserin de yazar, bilim kurguyu metafizik bir boyuta taşımıştır. Batı bilim kurgusu "maddeyi" merkeze alırken, Ahmed Hilmi çoklu evrenler ve zamanın izafiyeti gibi temaları tasavvufi bir derinlikle sunarak "spiritüel bilim kurgu"nun ilk örneklerinden birini verirken paralel evrenler ve zamanın izafiyeti gibi kavramları, dönemin materyalist düşüncesine karşı tasavvufi bir derinlikle sunmuştur. Kitabın günümüzde yeni baskısı var ve kütüphanenizde kesinlikle bulunmalı.

Ütopya ve Geleceğin İstanbul’u
20.yüzyılın başlarında ise bilim kurgu, siyasi krizlerden kaçış yolu olarak ütopik gelecek tasavvurlarına evrilmiştir. Yahya Kemal Beyatlı’nın Çamlar Altında Musahabe’si ve Molla Davudzâde Mustafa Nâzım’ın Rüyada Terakki’si, uçan araçların İstanbul semalarında süzüldüğü, düğmeyle çalışan restoranların ve röntgen cihazlı polislerin olduğu bir gelecek tablosu çizer. Bütün bu eserlerde teknoloji, osmanlının geleneksel dokusu ile modern dünyayı harmanlayan bir araç olarak görülmüş ve kullanılmış. Hatta Hasan Rûşenî Barkın, İslam dünyasının teknolojik güç kazanarak sömürgecilikten kurtulduğu bir "İslam Amerikası" hayal ederek türe siyasi bir misyon da yüklemiştir.

Sonuç olarak, Osmanlı’da bilim kurgu, karanlık bir gelecekten çok bilimin getireceği refaha ve kozmik bir arayışa odaklanan iyimser bir karakter taşır. Robotlar için "sun’i adam" tabirinin ilk kez kullanıldığı bu erken dönem eserleri, modern Türk bilim kurgusunun temelini atmakla kalmamış; Doğu’nun felsefesi ile Batı’nın tekniğini edebi bir düzlemde buluşturmuştur. Bilim kurgu, Osmanlı aydını için "ilerleme" yolunda atılan hem gerçekçi hem de mistik bir adımdır.