Bu gece, Türkiye’de tekdüze bir yargı sürecine şahitlik etmiyoruz. Bu gece, aynı zamanda bir ülkenin hukukla olan gerçek ilişkisini, adaletle olan aralığını gözlemliyoruz. Güncel olarak; Tahliye edilen isimler :
SIRRI KÜÇÜK
FATİH YAĞCI
ALİ ÜNER
EVREN ŞİROLU
ALTAN ERTÜRK
EBUBEKİR AKIN
HÜSEYİN YURTTA
KADİR ÖZTÜRK
MUSTAFA BOSTANCI
SABRİ CANER KIRCA
BARAN GÖNÜ
MAHİR GÜN
KADRİYE KADAPOĞLU
DAVUT BİLDİK
ESRA BULDUK
ZEHRA YÜKSEL
BAŞAK TATLI
NAZAN BAŞEL
Tahliye kararı verilen 18 kişi hakkında yurtdışına çıkış yasağı konuldu.
Ekrem İmamoğlu hakkında yürütülen dava ve şimdi başlayan tahliyeler
İlk etapta teknik bir hukuki gelişme gibi sunulsa da reelde bu tablo, Türkiye’de yargının nasıl işlediğine dair çok daha ciddi bir sorunun ta kendisidir.
Çünkü modern devletlerde yargı, sadece Rasyonel aktör modeli gibi karar veren bir mekanizma değildir. Yargı, aynı zamanda sistemin geçerlilik kazandırma aracıdır.
Ve eğer bu araç, siyasal iktidarın bakısıyla çalışırsa o zaman sadece kişiler değil, tüm bir toplum hukuka olan inancını, güvenini kaybeder. Bir toplumun hukuka olan güvenini kaybetmesinden daha ağır ne olabilir ?
İşte bugün Türkiye’de tam da bu kırılma noktasındayız, eşikteyiz.
Daha açık konuşmak gerekirse:
Bir ülkede davaların seyri, siyasi koşullarla, siyasi havayla aynı çizgide ilerlerse;
Tutuklamalar, tahliyeler ve kararlar kamuoyundaki güç dengeleriyle aynı doğrultuda değişkenlik gösterirse;
orada hukukun bağımsızlığından söz etmemiz mümkün olmaz.
Ekrem İmamoğlu’nun savunmasını bir ayetle tamamladı. Bu tamamlama bireysel bir tercih olmakla birlikte hukuka duyulmakta olan güvensizliğin vicdani bir zeminde yer aldığının da göstergesidir.
Aslında tarafından verilmek istenen mesaj ;
Eğer adalet mahkemede bulunamıyorsa, burada yoksa o zaman toplumun vicdanında arayalım.
Adalet, kişilere, dönemlere göre işlemez. Ayrıca adalet, hukuki boşluklarda da işlemez. Bu hususu, bir hukuk devleti için en yüksek sesli alarmdır. Zira hukuk devleti dediğimiz nokta, adaletin kişilere, dönemlere ya da güç ilişkilerine göre değişmemesidir.
Hukuk, tam da zor zamanlarda tarafsız kalabildiği ölçüde anlamlıdır.
Bugün aslında sorulması gereken soru çok daha sert olmalı:
Türkiye’de yargı, bağımsız bir erk olarak mı işliyor, yoksa siyasi kavgaların bir uzantısı haline mi gelmiş durumda?
Bu sorunun cevabını sadece mahkeme kararlarında değil, o kararların hangi zamanlarda, hangi gerekçelerle ilerlediği ve yarattığı etki alanında aramak gerekiyor.
Bazen tahliye kararı bile,
adaletin tecellisinden çok, sistemin kendini yeniden dengeleme refleksi olabilir.
Ve evet…
Ekrem İmamoğlu bu süreçte ağır bir bedel ödedi. Konuşmasını da ; ‘ Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.’ ( Kur’an-i Kerim’de iki yerde geçer; Ahzab suresi 2. Ayet & Haşr Suresi 18. Ayet) Şeklinde tamamladı. Biz bunu daha önce Mehmet Haberal’ın ergenekon davasında tutuklu yargılanırken bir soruya Kur’ân‑ı Kerîm’den bir ayetle yanıt vermesiyle de görmüştük:
Haberal, “Ülkemizde meydana gelen siyasi cinayetlerle bağlantınız var mı?” şeklindeki bir soruya Maide Suresi 32. ayet’i örnek vererek cevap vermiştir. Bu ayette Allah şöyle buyrulur: “Bir insanı kasten öldüren, bütün insanları öldürmüş gibidir.”
Bir toplum için en tehlike arz eden nokta şudur:
Toplumun mahkeme kararlarını tartışmayı bırakarak, verilen kararların arkasındaki niyetin iyi mi kötü mü olduğunu sorgulamaya başlaması.
Çünkü o noktada hukuk, norm olmaktan çıkar. Bir algıya dönüşür. Eğer hukuk algıya dönüşürse, adalet duygusu yerini güvensizliğe teslim eder. Bu gece işte bu yüzden kritiktir. Bu gece konu salt tahliyeler değil. Bu gece en önemli nokta, Türkiye’de hukukun gerçekten işleyip işlemediğinin bir kez daha sınanmasıdır.
İlerleyen saatlerde göreceklerimiz,
sadece bir dava sürecinin yönü değildir.
Bu ülkede adaletin hâlâ bir değer midir yoksa bir araç mıdır olduğunun cevabı olacaktır.
Son kertede, Adalet, güçlü olanın etkisi altında biçimlenen bir kavrama dönüşürse,
orada artık hukuk değil, sadece güç, kudret, hakimiyet konuşur.
Ekrem İmamoğlu bugün yargılanıyor olabilir, ama aslında sınanan İmamoğlu’nun kaderi değil, bu ülkenin adalet anlayışıdır.
Çünkü adalet, güçlüye göre eğilirse
orada artık mahkeme salonları değil, yetki odakları karar verir.
Hukuk susarsa, toplumun sesi yükselir.
Ama o ses, büyük ölçüde bir ikaz değil, bir kırılmanın habercisi olur.