Bugün Uluslararası bağlamda ‘Dünya Kadınlar Günü’. Bugün salt sembolik bir kutlama günü değil; aynı zamanda modern toplumların eşitlik iddialarına bir soru işareti atma günüdür. Kadınların tarihsel geçmişten günümüze kadar olan süreçte, üretim, politika, bilim ve sosyal yaşama kadar uzanmakta olan katkıları tartışılmaz bir husustur. Lakin bu katkılara rağmen kadınlar hâlâ bir çok toplumda özellikle Orta Doğu’da sistematik biçimde ikinci plana itilmekte ve emekleri görünmez kılınmaktadır. Hakları adına mücadeleleri sürekli arka planda durmaktadır. Genel çerçeveden bakıldığı takdirde verilebilecek örnekler ; Iran’da kadınların özgürlük talepleriyle yıllardır yükselmekte olan protestolar yahut Afganistan’ın Taliban yönetimi altında yaşam mücadelesi vermekte olan kadınların kamusal hayattan dışlanması, kadın haklarının yalnızca sosyal değil aynı zamanda derin bir siyasal mesele olduğunu açıkça göstermektedir. Kadınlar bu yönetimlerde; sağlık, eğitim, sosyal yaşam ve bir çok haklarından mahrum bırakılmaktadır.

Kadınlar hayatın her alanında üretebilen, yönetebilendir. Bilimde, sanatta, siyasette, ekonomide ve günlük yaşamın görünmeyen emek alanlarında toplumların ilerlemesine büyük rol oynarlar. Buna rağmen kadınların değeri hâlâ çoğu zaman görmezden gelinmekte ya da çeşitli deyimler ile küçümsenmektedir. Konuşmaların akışı bile bu zihniyetin izlerini taşır. “Kadın gibi yapma” gibi ifadeler, yalnızca bir deyim değil; toplumsal bilinçaltında yer etmiş olan cinsiyetçi bir bakışın ifadeye yansıma şeklidir. Oysa gerçeklik bunun tam zıttında yer almaktadır: Kadınlar pek çok sektörde başarılarıyla standartları belirlemektedir. Örneğin,

Türk dünyasında; Aziz Sancar ile uzun yıllardır çalışan ve Türk bilim dünyasında önemli bir isim olan Canan Dağdeviren Türk fizik mühendisi ve bilim insanıdır. Massachusetts Institute of Technology (MIT)’te çalışmalarını başarıyla sürdürmektedir.

Narges Mohammadi – İranlı insan hakları savunucusu

İran’da kadın hakları ve demokrasi mücadelesinin en önemli isimlerinden biridir. Kadınların özgürlüğü ve insan hakları adına yürütmekte olduğu çalışmalar nedeniyle defalarca tutuklanmıştır. 2023 yılında Nobel Peace Prize’nı kazanarak uluslararası arenada kadın hakları mücadelesinin sembollerinden biri hâline gelmiştir.

Angela Merkel

Almanya’nın uzun yıllar başbakanlığını yapmış siyasetçidir ve Avrupa siyasetinin en etkili liderlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Kadın husus yalnızca bireysel hakların yahut bir kavramın konusu değildir; aynı zamanda bir demokrasi ve insan hakları meselesidir. Bu nedenle dünyanın farklı coğrafyalarında kadınların vermekte olduğu mücadele yadsınamaz, bu mücadeleler küresel bir adalet arayışının parçası hâline gelmiştir. Özellikle Iran’da son yıllarda kadınların öncülük ettiği toplumsal protestolar, sadece bireysel özgürlük taleplerinin değil, daha geniş bir kapsamda siyasal dönüşüm arzusunun en büyük ifadesi olarak ortaya çıkmaktadır. Kadınların saçlarını keserek, sokaklara çıkarak ve büyük riskler alarak sürdürdükleri bu protestolar, otoriter yapılara karşı toplumsal direncin en güçlü sembollerinden biri hâline gelmiştir.

Benzer şekilde Taliban yönetimi altındaki Afganistan’da kadınların kamusal hayattan sistematik biçimde tamamen dışlandığı gözle görülmektedir. Kadınların eğitim hakkının sınırlandırılması, çalışma hayatından uzaklaştırılması ve kamusal alanda hareket özgürlüğünün dahi kısıtlanması yalnızca bireysel özgürlüklerin ihlali değil, aynı zamanda toplumun gelişimini de sekteye uğratmakta olan bir durumdur. Bazı bölgelerde kadın doktorların bulunmaması, ancak kadınların erkek doktorlara da gitmesine izin verilmemesi gibi çelişkili ve trajik örnekler, bu politikaların insan hayatı üzerindeki doğrudan etkisini gözler önüne sermektedir.

Bu tablo bize açık bir gerçeği hatırlatmaktadır: Kadınların özgürlüğü sadece kadınların meselesi değildir. Bir toplumda kadınların eğitimden, üretimden ve kamusal hayattan uzaklaştırılarak süreçle dışlanması , o toplumun geleceğinin de sınırlandırılması anlamına gelmektedir. Çünkü eşitlik yalnızca bir ideal değil; aynı zamanda toplumsal kalkınmanın temelidir.

Dolayısıyla 8 Mart, çiçeklerin ve kutlama mesajlarının ötesinde bir anlam taşır. Bugün, kadınların görünmeyen emeğini, bastırılmış seslerini ve süregelen mücadelelerini hatırlama günüdür. Gerçek eşitlik ise yalnızca bir günün sembolik hatırlatmalarıyla değil; hukukun, siyasetin ve toplumsal zihniyetin dönüşmesiyle mümkün olacaktır.