Sevgili okurlarım bugün size çok eski bir siyasetçinin sözleriyle başlamak istiyorum.
"Mutfağa ateş düşerse sandık görülür" evet şimdi de bu sözün gerçekten de ne demek istendiğini daha iyi anlıyorum. Artık ateş eve düşmedi mutfağa da düşmedi ateş tenceremize düştü. Öyle bir düştü ki tenceremize, altını hararetlendirmektense tencerenin altını söndürdü. Artık koca koca kaynayan kazanlar tencereler yok eski sofralar yok daralan alışveriş torbaları...

Bakın bunlar istisna değil gündelik hayatı normalleştiriyorlar. Ege’nin bereketli topraklarında, İzmir gibi tarımın kalbinde yeşeren bir şehirde, bir enginar 100 Lira , domatesin kilosu 220 Lira ise ve bunlar artık lüks olarak algılanıyorsa ve biz bunları vatandaş olarak halk olarak alamıyorsak, o zaman sormak gerekmez mi bu verimli coğrafyada işler nereye gidiyor?

Eskiden 15 - 20 yıl öncesinde muz lüks meyve, kuzu lüks etti. Maddi durumu iyi olmayan, orta halli bir aile sebzeyi rahatlıkla alıp yiyebilirdi.

Sorunun cevabı herkesin dilinde aklında sadece kimse yüksek sesle söyleyemiyor. Üretici dertli, çiftçi dertli, pazarcı dertli, vatandaş dertli...Tarladan sofraya gelene kadar bir ürün kaç kere el değiştiriyor. Çiftçi, aracı, pazarcı, halci, market, vatandaş... Ben sayamadım. Lütfen siz bir sayın asıl mesele bu... Çiftçiden üreticiden direk vatandaşa gitse sebze-meyve fiyatları o kadar uygun fiyatlı olur ki vatandaş çok rahat eder asıl soru bu olsun. Yıllardır konuşulan ve bir türlü netleşmeyen hal yasası hala bekliyor. Denetimsiz pazarlar, kontrolsüz fiyatlar, plansız üretim... Herkesin sorunu bu bunun farkında ama çözümü bir türlü somutlaşmıyor.

Bir bakıyorsunuz ürün bol diye tarlada kalıyor. Çiftçi satamadım diye çöpe döküyor. Ertesi yıl az ürün, yüksek fiyat bu döngü değişmiyor. Bir de bu olayın başka bir boyutu var. Zincir marketler hal sistemini bypass ediyor doğrudan üreticiden alım yapıyor. Kağıt üzerinde kulağa iyi geliyor. Ne güzel aracı yok, fiyat düşer diye düşünülüyor ama böyle işlemiyor bu işler...

"Büyük alıcı, küçük alıcıyı yok mu ediyor?" şimdi soralım "kim mutlu, kim kazanıyor, kim üretiyor, kim tüketiyor, küçük esnaf ayakta kalabiliyor mu?", "Zincir marketlerin yanında üç dönüm, beş dönüm yeri olan çiftçi gerçekten de verdiği emeğin karşılığını alabiliyor mu?"

Değerli okurlarım bugünkü köşe yazımda mutfağa düşen ateşimizden bahsettim. Sevgilerimle...