Gazze, artık yalnızca bir coğrafya değil; insanlığın vicdanını sınayan bir eşik… Yıkımın gölgesinde, umut her geçen gün biraz daha incelirken, dünyanın gözü barışa dair atılan her adıma çevriliyor. İşte tam da bu noktada, Gazze Barış İcra Kurulu’nda yer alan bir isim, Türkiye’nin uluslararası alandaki duruşunu daha görünür, daha etkili kılıyor: Hakan Fidan.

Diplomasinin gürültüsüz ama derin izler bırakan dili vardır. Hakan Fidan’ın yürüttüğü hat, bu sessiz gücün en zarif örneklerinden biri. Sert cümlelerin, keskin restleşmelerin hüküm sürdüğü bir dünyada; sakin, tutarlı ve ilkesel bir duruşla ilerleyen Türkiye, artık yalnızca söz söyleyen değil, masaya yön veren bir aktör olarak algılanıyor. Gazze Barış İcra Kurulu’ndaki varlık, bu algının somut karşılığıdır.


Bu adım, Türkiye’nin “insani diplomasi” çizgisini küresel bir zemine taşıyor. Çünkü Gazze’de barış konuşuluyorsa, orada yalnızca devletler değil, yaralı çocukların sesi, yıkılmış evlerin sessizliği, yarım kalmış hayatların umudu da masaya oturuyor. Hakan Fidan’ın temsil ettiği duruş, tam da bu noktada anlam kazanıyor: Gücü yalnızca politik ağırlıktan değil, vicdani kararlılıktan alan bir diplomasi…


Uluslararası arenada güç, artık yalnızca askeri ya da ekonomik büyüklükle ölçülmüyor. Krizleri yönetebilme kabiliyeti, taraflar arasında güven inşa edebilme becerisi ve en önemlisi, insani bir dil kurabilme yeteneği, yeni dünyanın asıl referansları. Türkiye, Hakan Fidan’ın yürüttüğü çizgiyle bu yeni denklemin içinde kendine özgü bir yer açıyor. Ne yüksek sesle bağıran, ne de köşeye çekilen… Dinleyen, anlayan ve çözüm üreten bir aktör olarak.


Belki de asıl güç, tam burada saklı: Yıkımın ortasında umut kelimesini ayakta tutabilmekte. Gazze için kurulan her cümlede, “mümkün” kelimesini yaşatabilmekte.
Ve günün sonunda şunu görmek gerekiyor:
Barış masasında yer almak, yalnızca diplomatik bir kazanım değildir; insanlık adına sorumluluk almaktır. Hakan Fidan’ın bu süreçte üstlendiği rol, Türkiye’nin dünyaya verdiği sessiz ama derin bir mesajdır:
Biz yalnızca çıkarlarımızı değil, insanlığı da savunuyoruz.
İşte gerçek güç, tam da burada başlar