Son Mühür / Beste Temel- Kolon kanseri, kalın bağırsakta yani başlayan ve çoğunlukla bağırsak duvarında gelişen kötü huylu tümörler. Dikkat edilmediğinde ciddi hayati sorunlara yol açabilen kolon kanseri hakkında Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cem Terzi Son Mühür TV’de yayınlanan Sıcak Bakış programında Tunç Erciyas’ın sorularını yanıtladı. Sağlık sisteminin kapsayıcı ve eşitlikçi olmasının önemini vurgulayan Prof. Dr. Cem Terzi, “Eğer bir ülkenin sağlık sistemi kapsayıcı ve eşitlikçi değilse kanser görülme oranları artıyor. Daha geç tanı konuluyor ve kanserden ölüm oranları da daha yüksek çıkıyor. Sanıldığı gibi sadece biyolojik bir problemle karşı karşıya değiliz” dedi.
“Kanserle savaş kolay bir mesele değildir”
Uzun zamandır bütün ülkelerin kanseri tamamen bitirmek için savaştığını fakat bunun mümkün olmadığını belirten Prof. Dr. Cem Terzi, “ABD de 60’lı yıllarda Kennedy bir uzay programı başlatıyor ve bir bütçe ayırıyor, ‘10 yıl içerisinde ABD vatandaşına söz veriyorum aya ayak basacaklar’ diyor. O bütçe sayesinde bunu 9’uncu yılda gerçekleştiriyorlar. Daha sonra ABD Başkanı Reagan benzer bir bütçe ayırarak 10 yılda kanseri yok etme sözü veriyor. Maalesef kanseri tedavi etmek uzaya gitmekten daha zor bir şey olduğu için aradan bunca yıl geçmesine rağmen her geçen yıl kanser sebebi ile ölümler artmakta. 2023 yılında dünyada 18,5 milyon civarında kişiye kanser tanısı konuldu. Ölüm oranı da 10,5 milyon olarak açıklandı. Tıbbın kanserle olan mücadelesi bütün bu erkene tanı ve tedavi imkanlarına rağmen çokta kolay bir iş değil. Bu çalışmalarda 204 ülkede kanser görülme ve ölüm oranlarına bakılmış. Kanser hemen hemen her ülkede var. Fakat ölüm oranlar orta gelirli ve yoksul ülkelerde daha fazla. Bu duruma bu açıdan bakıldığında tarama programlarının yetersizliği karşımıza çıkıyor. Tedavi altyapısın eksikliği ilaçlara erişim meselesi çok büyük bir sıkıntı oluşturuyor. Sağlık sisteminin kapsayıcı mı eşitlikçi mi olduğu da çok önemli. Eğer bir ülkenin sağlık sistemi kapsayıcı ve eşitlikçi değilse kanser görülme oranları artıyor. Daha geç tanı konuluyor ve kanserden ölüm oranları da daha yüksek çıkıyor. Sanıldığı gibi sadece biyolojik bir problemle karşı karşıya değiliz” diyerek kanserle savaşın devam ettiğini belirtti.
“Kanseri en çok tetikleyen çevresel faktörler”

Kanseri en çok tetikleyen durumun çevresel faktörler olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Cem Terzi, “Vücudumuz hücre yenilerken arızalı hücrelerde ortaya çıkıyor. Vücudun bağışıklık sistemi bu arızalı hücreleri tespit edip yok ediyorlar. Eğer bağışıklık sisteminiz iyi değilse bunu yok etmekte başarısız oluyorsunuz ya da bağışıklık sisteminizin yok edemeyeceğim kadar yüksek dozda bir kanserojen maddeyle karşı karşıya kalırsanız genetik yapınız değişiyor ve kanser ortaya çıkıyor. Ne iş yaptığınız bundan dolayı çok önemli. Yaptığınız işte toksik madde ile karşılaştıysanız ve buna dair önlemler alınmadıysa sizin kansere yakalanma oranınız başka bir meslekle uğraşan insana göre daha fazla oluyor. Kanserde çok büyük bir artış var. Hava, toprak ve suyun çok kirlenmiş durumda olması kanseri arttıran nedenlerden. Bir ekosistem krizi ile karşı karşıyayız. Termik santral sayısının bu kadar artması, kentsel dönüşüm adın altında binaların yıkılı asbestin havaya karışması, tarımda kontrolsüz bir şekilde pestisit kullanılması. Bütün bunlar kansorejen maddeleri insanların gündelik hayatına yayıyor. Bu kadar uzun zaman çok fazla kanserojen maddeye maruz kalan bağışıklık sistemi bunu yenemiyor ve kanser ortaya çıkıyor” dedi.
“Ailede birinci derecede kalın bağırsak kanseri varsa risk grubundasınız”
Bir ailede birinci derecede akrabalarda kalın bağırsak kanseri varsa o kişilerde risk taşıdığını belirten Prof. Dr. Cem Terzi, “Bu kişilerin mutlaka tarama programlarına girmesi lazım. Tarama programlarında gaitada gizli kan olup olmadığına bakılarak basit bir yöntemle yapılıyor. Kişi risk grubunda değilse ve 50 yaş üzerindeyse sağlık ocaklarında ücretsiz olarak yapılabiliyor. Risk grubundaysa 50 yaş altı da sağlık ocaklarında ücretsiz bir şekilde tarama testi yaptırabiliyor. Sağlık Bakanlığı’nın Türkiye’de yürüttüğü kalın bağırsak kanseri önleme programı var. Aile hekimleri risk gruplarına bunu sunmakla yükümlüler. Gaitada gizli kanın pozitif çıkması durumunda da kolonoskopi gerekiyor. Kolonoskopi kolay bir iş değil. Bir veya iki gün katı gıdalardan uzak durarak sadece sıvı gıdalarla beslenmeniz gerekiyor. Kolonoskopiye hazır hale gelmek için bağırsakları temizleyici bir müshil ilacı kullanıyorsunuz. Kolonoskopi için anestezi gerekmez, hafif bir sedasyonla rahatlıkla yapılabilir. Ayakta yapılan bir işlem olduğu için hastane yatışı da gerektirmiyor. Kolonoskopinin tam başarılı olabilmesi için iyi bir bağırsak hazırlığı gerekir. Makattan girilerek bütün kalın bağırsağın ince bağırsakla birleştiği yere kadar her yerin dikkatle incelenmesi gerekir. Çünkü polipler mini yumrulardır ve kanser polipten gelişir. Küçük bir polipin kansere dönüşmesi 8 ila 10 yıl sürer. Dolayısıyla hastalığı önlemek için ciddi bir vaktimiz var. Polip oluşmuşsa bile kansere dönüşmesi 10 seneyi bulacağı için araya kolonoskopi ile girip polipi çıkarabiliyoruz” ifadelerini kullandı.
“50 yaşındaki herkes kolonoskopi yaptırmalı”
“Kolonoskopiyle çıkarılan polip kanserleşmez” sözleriyle açıklamalarını sürdüren Prof. Dr. Terzi, şunları aktardı: “Kalın bağırsak kanseri bu nedenle önlenebilir bir hastalıktır. Kolonoskopi herkesin ulaşabileceği bir şey değil. Merkez sayısı hekim sayısı maliyet gibi sorunlar var. Bundan dolayı risk grupları belirlenerek ona göre tarama programları düzenleniyor. Risk gruplarında yaş en önemli şey. Eskiden kalın bağırsak kanseri için 60 yaş üstü derdik fakat şimdi gördük ki 50 yaşın altına düşüyor. Hastalığın karakteri değişiyor. ABD’de tarama aşını 45’e indirdiler. 45 yaşın üzerinde ki herkesin bir kez kolonoskopi yaptırmasını öneriyorlar. Biz de sağlık bakanlığı şu an 60 diyor biz 50 demeye başladık. 50 yaşındaki herkesin şikayet olmasa da bir kez kolonoskopi yaptırması gerekiyor. Testimiz temiz çıksa bile 5 senede bir testi yenilememiz gerekmektedir. Hastalığın bu kadar genç yaşa indiğini gördüğümüzde tarama programlarını önemi gerçekten çok artmakta.”
“Birinci evrede tespitte başarı şansı yüzde doksan”

Kalın bağırsak kanserinin özellikle birinci evrede tespit edildiği takdirde başarı şansının yüzde doksan olduğunu aktaran Prof. Dr. Cem Terzi, “Kalın bağırsak kanseri özellikle birinci evrede tespit edildiğinde başarı şansı yüzde doksandır. İkinci ve üçüncü evrede işler biraz daha güçleşiyor. Ameliyattan sonra koruyucu kemoterapi gerekebiliyor. Dördüncü evrede ise artık tedaviye kemoterapi ile başlanıp hastalığın evresi küçültülmeye, ameliyattan fayda gelebilecek duruma getirmeye çalışıyoruz. Kalın bağırsak kanserinde her evrede farklı tedavi yöntemleri var. Hem cerrahi yöntemler ilerlemiş durumda hem de her gün yeni bir ilaç bulunuyor. İlaçların etkileri giderek artarken yan etkileri de azalıyor. Ameliyattan önce hastalara ışın tedavisi ve eşlik eden belirli bir miktarda kemoterapi verilerek bir grup hastada tümör tamamen yok ediliyor ve o hastalar ameliyat edilmiyor, takibe alınıyor. Dolayısıyla bu tedavi imkânı ile torba olma ihtimali ortadan kalkıyor. Işın tedavisi ile tamamen iyileşerek takipte kalan hastalar var. Tamamen kaybolmasa bile küçülüyor, bu durumda da ameliyat kolaylaşıyor. Belirli hasta gruplarında makat kaslarını tutmuşsa ve ışın tedavisine rağmen küçülmemişse o zaman makatı çıkartıyoruz ve yaptığımız kalın bağırsak torbası kalıcı hâle geliyor. Şunu belirtmek istiyorum: O torba hayat kurtarıcı bir torbadır. O torba size uzun bir ömür sağlar. Hayatınızın geri kalan kısmını hastalıksız geçirmenizi sağlar. Torba elbisenin altında kalır. Herhangi bir koku yapmaması için filtresi vardır. Bakım için gerekli eğitimler verilir. Hayatta kalmak her şeyden daha önemlidir” diyerek doğru tedbirler alındığında havuza, denize girilebileceğini, ibadet edilerek hayatın diğer insanlar gibi sürdürülebileceğini belirtti.
“Fitoterapinin bilimsel hiçbir kaynağı yok”
Fitoterapinin hiçbir bilimsel kaynağı olmadığını ve tamamen ticari bir faaliyet olduğunu özellikle vurgulayan Prof. Dr. Cem Terzi, “Fitoterapi denen yöntemin bilimsel olmadığı için karşısındayım. Çaresizlik yüzünden eğitimli insanlar bile mucize arıyorlar. Kanser bitkilerle çözülebilecek bir şey değil. Maalesef modern toplum ölümle yüzleşmeyi göze alamıyor. İnsanlara ölümsüzlüğü sunabilecek gizli bir bitki yok. ‘İlaç firmaları aslında kanserin ilacını buldu ama vermiyor’ gibi birçok bilim dışı söylenti var. Bu söylentilere kapılarak servetini harcayan birçok mağdur insan var. Bu durum maalesef umut tacirliği. Beslenme durumunuzla ilgili her şeyi size onkoloji uzmanınız ve beslenme uzmanlarınız veriyor. Dünyanın herhangi bir yerinde size verilince iyileşeceğiniz egzotik bir bitki yok. Bu bilim dışı çare arayışı günümüzde çok yanlış bir yönelim. Kanser çok artmış durumda. Bu sadece bir hastalık meselesi değil, kanserojen maddelerle temas meselesi. Yoksullarda kanser görülme oranı ve ölüm oranı daha yüksek. Yoksullar tarama programlarına ulaşamıyor. Kırsal-kentsel eşitsizlik de var. Kırsalda yaşayan insanlar her açıdan tarama programlarına daha zor ulaşıyor. Sağlık sistemi kamucu mu, eşitlikçi mi, herkesi kapsıyor mu? Bunlar kanserle vereceğimiz mücadelenin en temeli. Bu ciddi bir ekosistem sorunu. Sadece büyükşehir hastaneleri veya özel hastanelerle ilgili bir mesele değil, çok daha ciddi bir mesele” dedi.
“Aşırı et tüketimi kalın bağırsak kanserine sebep olmaktadır”
Beslenmenin kanserle bağlantılı olduğuna dair birçok kanıt bulunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Cem Terzi, “Bunun en önemlisi aşırı et tüketimi. Günde 100 gramdan fazla et tüketen insanlarda kalın bağırsak kanseri daha çok görülüyor. Aşırı alkol tüketen insanlarda da bağışıklık sistemi düştüğü için polipten kanser gelişimi daha fazla oluyor. Obezite ve egzersiz azlığı diyabeti beraberinde getiriyor. Bu durum da vücutta enflamasyon dediğimiz olaya yol açıyor. Bu da polipten kanser gelişmesine neden oluyor. Kırmızı et yerine balık ve beyaz et tüketimi, salam, sosis gibi işlenmiş gıdalardan uzak durmak ya da hazır gıda tüketmemek kansere karşı önemlidir. Sağlık Bakanlığı ve Tarım Bakanlığı özellikle çocukların nasıl besleneceği konusunda çok ciddi çalışmalar yapmalı. Bu tür işlenmiş gıdalar ucuz ve çok fazla reklamı yapıldığı için daha da çekici hâle geliyor. Bunun yerine taze ve yerinde gıdayı tüketmeye yönelik tedbirleri devlet almak zorundadır. Okullarda en az bir öğün sağlıklı yemek verilmelidir” diyerek sağlıklı beslenmenin önemini vurguladı.
“Akıllı ilaçların bilimsel altyapısını her ülkenin oluşturması lazım”
Kanserde akıllı ilaçların işe yarayıp yaramadığını gösteren testlerin olduğunu belirten Prof. Dr. Cem Terzi, “Kanserden alınan doku incelenerek akıllı ilaca uygun olup olmadığını tespit edebiliyoruz. İlaç tedaviye uygunsa hastaya veriliyor. Bu ilaçların bir kısmı SGK kapsamında fakat bir kısmını SGK karşılamıyor. Doktorların hastalara önerdiği uygun ilaçları SGK karşılamayınca hastalar mahkemeye başvuruyor ve kazandıklarında yaptıkları masrafı devletten alıyor. Bu çok sıkıntılı bir durum. Bunun için Sağlık Bakanlığı ve SGK’nın ilaçları takip edip etkili olanları kapsam içine alması lazım. Öncelikle bu ilaçların fiyatının düşürülmesi gerekiyor. Bu ilaçların bilimsel altyapısının her ülke için oluşturulması gerekiyor. Yoksa SGK bütçesi genel bütçenin büyük bir kısmını yutuyor. Bundan dolayı kanser meselesi sadece bir sağlık sistemi meselesi değil; ekonomi, siyaset, tarım, sanayi denetimi, çevre politikaları ve kent planlaması gibi birçok etkenle ilgili. Bu ilaçların ulaşılabilir fiyatlarda satılabilmesi için küresel bir mücadelenin parçası hâline gelmemiz gerekiyor. Sağlık temel bir insan hakkıdır. Her insan sağlıklı yaşama ve hastalandığında eşit tedavi imkânına sahip olmalıdır. Kanser hastalarının mümkün olan en etkin bütün ilaçlara ulaşabilmesi gerekmektedir. Hem bilgisayarlı tomografi hem de PET çekimi sırasında çok ciddi bir radyasyon alıyoruz. Dolayısıyla bunlar gereksiz kullanılmamalıdır. Uygunsuz ve sık yapılan tomografiler kanser hücrelerinin artmasına neden olabilir. Gereksiz yere asla PET ve tomografi yapılmamalıdır. Sizi takip eden onkolog bunları tavsiye ediyorsa yaptırmanız gerekir. Hiçbir risk faktörü olmayan birinin ‘Sigorta zaten ödüyor’ diyerek check-up sırasında PET çektirmesi gereksiz radyasyon alınmasına sebep olur” dedi.





