Son Mühür/ Beste Temel- Sıcak Bakış programının konuğu olan Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Mehmet Deniz, obezitenin sadece ‘’yemeyiver de kurtulursun’’ denilerek basite indirgenemeyecek kadar kompleks bir hastalık olduğunu vurgulayarak kulaktan dolma bilgilerden kontrolsüz zayıflama iğnelerine, mide botoksundan ameliyat sonrası beslenmeye kadar tüm merak edilenleri detaylarıyla anlattı.
Televizyon ekranlarında ve toplum içinde obezite üzerine konuşan birçok kişinin kulaktan dolma bilgiler verdiğini söyleyerek konuşmasına başlayan Op. Dr. Mehmet Deniz, bu bilinçsiz açıklamaların insanları yanlış yönlendirdiğini ifade etti. Obezitenin son derece kompleks, uzun soluklu takip gerektiren ve vücutta biriken yağ dokusunun yarattığı zincirleme reaksiyonlarla ilerleyen sistemik bir hastalık olduğunu belirtirken, konunun uzmanı olmayan kişilerin yüzeysel tavsiyelerinin hastalara zarar verdiğini dile getirdi.
"Obezitenin ilk işareti insülin direncidir"
Vücuttaki fazla yağ dokusunun pasif bir kütle olmadığını, hormonal ve mekanik etkilerle tüm damar sistemini tahrip ettiğini vurgulayan Op. Dr. Mehmet Deniz, obezitenin vücutta yol açtığı tahribatı şu sözlerle aktardı:
‘’Obez bir bireyin en başta yaşayacağı problem insülin direnci dediğimiz hadise ile başlıyor. İnsülin direnci bütün çarkların fazla kiloya yakalanan kişi için aleyhine dönmesinin ilk başlangıcı olmuş oluyor. Kandaki şekerin dengesizleşmesiyle başlayan bu tablo sistemik, yani bütün damarlarınızı etkileyen bir sürece dönüşür. Devam ederse pre diyabet ve ardından diyabet gelişir. Diyabet geliştiği zaman karaciğer yağlanması, reflü, safra kesesinde taş, hazımsızlık ve bağırsak tembelliği gibi durumlar oluşur.
Kalp damar sisteminde ise kontrol edilemeyen yüksek tansiyonla başlayıp kalp yetmezliğine kadar uzanan süreç olur. Pıhtı atması durumunda ise pıhtı akciğere giderse akciğer yetmezliğine, beyine giderse inme ve felç hadiselerine yol açar. Uyku apnesi konusu da toplumda hala yeterince anlaşılmadı. Siz gece uyuduğunuzu düşünüyorsunuz ama metabolizmanızın kendini rejenere edeceği dönemde en önemli yakıtı olan oksijeni ona sağlayamıyorsunuz. Apne sebebiyle solunum aralıklı kesilince organlar dinlenemiyor, hastaların göz etraflarında torbalanma, kararma ve geçmeyen yorgun bir his oluşuyor.
Bunların dışında süreç tiroit organının çalışmasını etkileyerek yetmezliğe, kemiklerde osteoporoz dediğimiz kemik erimesine, kadınlarda ve erkeklerde kısırlık dediğimiz infertiliteye, cinsel yaşamda olumsuzluklara ve aşırı yük sebebiyle başta diz ve kalçalar olmak üzere eklem sistemlerinde ciddi hasarlara neden oluyor.’’
"Karadeniz’de yaşayana Akdeniz diyeti önerirseniz sonuç hüsran olur"
Sağlık profesyonellerinin obezitenin yol açtığı yan hastalıkları tek tek tedavi etmeye çalışarak hata yaptığını belirten Deniz, asıl kaynağa odaklanılması gerektiğini ifade etti. Beslenmede coğrafi koşulların önemine değinen Op. Dr. Mehmet Deniz, değerlendirmelerine şöyle devam etti:
‘’Siz Karadeniz bölgesinde ya da Doğu Anadolu'da yaşayan birisine Akdeniz tipi diyet önerirseniz sonuç hüsran olacaktır. Konya'da ben büyüyene kadar yediğimiz içtiğimiz şeyler belliydi. Arkadaşlarıma söylüyorum, ben liseye kadar keçi peyniri dışında peynir yemedim, keçi etiyle beslenirdik. Şimdi döndük dolaştık bunca yıldır beğenilmeyen keçi etinin en sağlıklı olduğu söyleniyor. Özetle herkes bulunduğu yerin koşullarına uygun beslenirse aslında hiçbir sorun kalmaz. Bizi aynı yapan şey ambalajlı gıdalardır.
Vücut kitle endeksinde 20-25 aralığı normaldir. 20'nin altı da problemdir, bazı gençlerde 17-18'lere gitme çabalarını görüyoruz, bu anoreksiyaya yol açar. Spor salonlarında 3-5 kuruş kazanç elde edecek tiplere prim verilmesin. Büyüme hormonu, steroid veya protein takviyeleri yerine gidin sporunuzu yapın, kırmızı et, yoğurt ve yumurta size yeter. Pazunun kaç santim olduğuyla ilgili yarışa girmeye gerek yok. Biz protein takviyesini ancak ameliyatlı hastalarımıza ilk 1-3 ayda ya da onkoloji hastalarına özel mama şeklinde veririz.’’
"Aktarlar reçete veriyor, zayıflama iğneleri kas kaybettiriyor"
Piyasadaki kontrolsüz bitkisel ürünler ve popülerleşen zayıflama ilaçları hakkında kritik uyarılarda bulunan Deniz, sözlerini şu şekilde sürdürdü:
‘’Aktarların birçoğunda problem var. Açık satılan ürünlerde mantar çok ağır problemler yaratıyor. Bakıyorum bazı aktarlar reçete veriyor, bu cesarette birini görüyorsanız kesinlikle kullanmayın. Zayıflama adına bol bol su için, yürüyün, aktarın önünden geçin oradan bir şey almayın, yürümeniz size daha yararlı olacaktır.
Zayıflama iğneleri ise teknolojinin getirdiği bir nimettir ama nerede kullandığınıza bağlı olarak zarar oluşturabilir. Son çıkan ilaçlar adeta bir kozmetik ürüne dönüştü. Reçetesiz ve bilinçsiz kullanılıyor. Takip edilmeyen kullanımda kiloyu yağdan değil kastan verdiriyor. Biz hastada o sağlıklı yüzü görmek isteriz ancak bu ilaçlarla kontrolsüz zayıflayanlarda yüksek kas kaybı olduğu için sağlıksız bir görünüm oluşuyor. Vücut kitle endeksi 27-35 aralığındaki grupta doktor kontrolünde başlanabilir ancak 35'in üzerinde tek başına kullanıldığında anlık mutluluk yapar, ilaç bırakılınca Rebound etkisiyle başladığı yerin ötesine döner. Mide botoksunu da güvendiğim bir yöntem olarak görmüyorum, orada plasobo etkisi ve diyetisyenin başarısı rol oynuyor."

"Tüp mide ve bypass ana ameliyatlardır"
Cerrahi dışı medikal yöntemler ile bariatrik cerrahinin farklarını anlatan Op. Dr. Mehmet Deniz, ameliyat detaylarını şu ifadelerle açıkladı:
‘’Vücut kitle endeksi 27 ile 35 arasında olan grupta elimizde iki ana silah var; biri zayıflama iğneleri diğeri yutulabilir balon. Yutulabilir balon kapsül şeklinde radyoloji kliniğinde su ile yutturulup 550 cc hacme ulaştırılıyor ve midenin üst kısmına konumlanıyor. 4-5 ay kaldıktan sonra eriyerek kayboluyor. İlk 3 gün bulantı, kramp ve fazlalık hissi gibi sıkıntıları olabiliyor.
Tüp mide ve gastrik bypass ise zayıflama ameliyatlarının babasıdır. Tüp mide ameliyatında midenin C şeklindeki uzun kenarı serbestleştirilerek kalibrasyon tüpüyle muza benzer bir tüp haline getirilir. Hem hacim kısıtlayıcı hem de hormonal etkisi olan fizyolojik bir ameliyattır. Gastrik bypass ise buna ek olarak bağırsağın ilk kısmından emilmeden geçen alan bırakılmasıdır. Hızlı zayıflama sağlandığı için safra taşı oluşumu riski artar, ayrıca mide küçüldüğü için reflü şikayetlerinde artış görülebilir. Bu yüzden bol sıvı alımı ve sıkı takip hayati önem taşır."
"Ameliyat ettiğimiz hastalarla ilişkilerimiz sonsuzdur"
Ameliyat sonrası süreçlerin kararlılıkla yönetilmesi gerektiğine ve doğru bilinen yanlışlara dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Mehmet Deniz, beslenme kurallarını ve takip protokolünü aktardı:
‘’Bizim hastalarımızla takip süremiz sonsuzdur çünkü her an bize ihtiyaçları olabilir. İlk 1 ay bebek oldukları dönemdir. 1. hafta ve 1. ay kontrolleri yapılır. İlk ay sıvı, çorba ve püre dönemi bittikten sonra normal beslenmeye geçilir. Tabağın yarısı protein, 3'te 2'si sebze ağırlıklı garnitür, kalan 3'te 1'i ise kan şekerini aniden fırlatmayacak kaliteli karbonhidrat olmalıdır. Beyaz ekmekte çok fazla katkı maddesi olduğu için önermiyoruz ancak köylerde yapılan kaliteli undan yapılmış gerçek ekmekten bir dilim yenmesinde hiçbir sakınca yoktur.
Ara öğünlerde bir büyük şeftalinin yarısı, bir dilim karpuz veya kavun ya da bir avucu doldurmayacak kadar çilek ve kuruyemiş yavaşça tüketilmelidir. İlk 1 ay hazmı zor ve lif kaynağı olduğu için çiğ sebze veya salata önermiyoruz, pişmiş sebzeler tercih edilmelidir. Ameliyat sonrası 3 ile 9. aylar arasında hızlı kilo kaybına bağlı olarak biyotin, kollajen ve keratin eksikliğinden geçici saç dökülmesi yaşanabilir. 3. ay kontrolünde verdiğimiz takviyelerle bu durum 6. ay civarında kontrol altına alınır. Tüp mide ameliyatı sonrasında 2. ve 5. yıllarda takibe gelmeyen hastalarda geri kilo alma veya inatçı reflü görülürse ikinci bir revizyon ameliyatı gerekebilir. Sokak lezzetlerine ise 3. veya 6. aydan sonra izin veriyoruz, ekmek arası yerine porsiyon olarak veya yarım lahmacunu keyfine vararak yemek kaydıyla süreç yönetilmelidir.’’
Sağlık Bakanlığı'nın Obezite Takip Merkezleri kurarak güzel adımlar attığını hatırlatan Op. Dr. Mehmet Deniz, bu merkezlerin genel cerrahi, endokrinoloji, dahiliye ve göğüs hastalıkları branşlarıyla entegre şekilde çalışarak daha da geliştirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.





