Son Mühür/ Beste Temel- Müzikolog, yapımcı ve sunucu Serap Yenici, Son Mühür TV’de Tunç Erciyas’ın hazırlayıp sunduğu “Sıcak Bakış” programında müzik kariyerinden kültürel projelere, belediyelere olan kırgınlıklarına kadar hayatının en kapsamlı açıklamalarını yaptı. Atatürk’ün insani yönünü, Çankaya Köşkü'nde yazılan gizli kalmış duygusal şiirleri ve Fikriye Hanım ile olan bağını belgeleriyle besteleyerek albümleştiren Yenici: ‘’İzmir, Konak ve Bodrum için eserler ürettim, 100. Yıl İzmir Marşı yazdım. Ancak ne konserlerimize yer veriliyor ne de projelerimizin kapağı açılıp okunuyor. Değerimizin anlaşılması için öldükten sonra hatırlanmayı mı bekleyeceğiz?’’ sözleriyle sitem etti.
Sigara karşıtlığım beni kurumsal sanatçılığa yöneltti
Hayatının yarısını İzmir’de, diğer yarısını ise İstanbul’da geçirdiğini dile getiren Serap Yenici, spikerlik ve sunuculuk eğitimini müzikoloji diplomasıyla birleştirerek televizyon dünyasında uzun süre yer aldığını belirtti. Sahne hayatında daha kapalı ve kurumsal alanları tercih etme sebebinin tamamen sağlık duruşuyla ilgili olduğunu söyleyen Yenici, şöyle konuştu:
‘’Dokuz Eylül Üniversitesi Müzikoloji Bölümü’nü bitirene kadar İzmir’deydim. O dönem İzmir’in televizyonu vardı, spikerlik ve sunuculuk eğitimi alıp müziği de bitirince bir anda İstanbul’a transfer edildim. Hayatımın 20 yılı İstanbul’un ulusal kanallarında hem yapımcı hem sunucu olarak geçti.
Benim şöyle bir durumum var, kesinlikle sigara kullanmıyorum, sigara karşıtıyım ve Türkiye Sigarayla Savaşanlar Derneği’ndeyim. Uzun yıllar dumanlı, sigara içilen ortamlarda program yapamadığım ve rahatsızlandığım için hep 5 yıldızlı otellerin salonlarında ya da kurumsal gecelerde sahne almayı tercih ettim. Sağlık sebeplerim beni ‘kurumsal sanatçı’ kimliğine götürdü. Amacım, müzikoloji araştırmalarımı albüme dönüştürüp belediyeler aracılığıyla halka sunum ve müzikal seminerler halinde ulaştırmaktı. Ancak ne yazık ki uzun bir süredir bunları yapamıyoruz.’’
Atatürk’ü aşağı çekmiyoruz, onun insani ve duygusal dünyasını anlatıyoruz
Eriş Ülger’in Atatürk Minyatür Müzesi’ndeki belgelerden, Salih Bozok ve Cemil Bozok’tan kalan Osmanlıca metinlerin çevirilerinden yola çıkarak hazırladığı Atatürk ve Fikriye Hanım odaklı albüm projesinin bazı kesimlerce yanlış anlaşıldığını ve engellendiğini belirten Yenici, projenin arka planını şu sözlerle ifade etti:
‘’Uzun yıllar İstanbul ve İzmir Büyükşehir Belediyeleri için projeler seslendirdim. Ancak son zamanlarda ‘Atatürk’ün özel hayatına girmek istemiyoruz, Atatürk’ü gündeme getirmek istemiyoruz’ gibi garip bir yaklaşımla karşılaşıyorum. Kurtuluş Savaşı’nın arkasında dimdik duran Fikriye Hanım’ın gerçek rolünü anlatmak Atatürk’ü aşağı çeken bir şey değildir. Atatürk sadece cephedeki asker kimliğiyle değil, annesini seven, kız kardeşi Makbule’yle, Latife Hanım’la, Fikriye Hanım’la, köpeğiyle, Ülkü ile olan sevgisiyle, çocuklaşan duygularıyla bir insandı. Bu kadar ülkeye adanmış ama kısa ömründe bir sürü şey yaşayamamış bir insanın üzüntüsünü ve duygusal dünyasını anlatmaya çalışıyorum.
Fikriye Hanım çocukluğundan beri verem hastası olduğu için okula gidememiş, evde özel eğitimle enstrüman ve yabancı diller öğrenmiş ama arkadaş çevresine giremediği için içine kapanık yetişmiş bir karakterdi. 1926 yılında Atatürk Çankaya Köşkü’nde tek başına kaldığı bir akşam, çocukluğundan itibaren en zor zamanlarında yanında olan üvey kuzenine sahip çıkamamanın verdiği duyguyla bir şiir yazıyor. Bu şiir Sabiha Gökçen’e geçiyor. Ahmet Necdet Sezer döneminde kültür danışmanı olan, Almanya’da Atatürkçü Düşünce Derneği’ni ilk kuran Eriş Ülger, Salih ve Cemil Bozok’tan kalan Osmanlıca belgeleri çevirtirken bu imzalı şiir ortaya çıkıyor. Yine Fikriye Hanım’ın da henüz cepheyken Atatürk’e yazdığı aşk şiiri bulunuyor. Eriş Bey benden bunları bestelememi rica etti. Kendi reklam ve tanıtım müziklerimden kazandığım bütçeyle dev bir arşiv albümü haline getirdim. Veda filminin görsel karelerinden yararlandık. Sponsor desteği bulabilirsek bu projeyi evlere girmesi için plak olarak da basmak istiyoruz.’’
19 Mayıs’ta çıkardığım albüm yüzünden TRT programım iptal edildi
Albümün yayınlanmasının ardından TRT’deki programının sonlandırıldığını ve birçok yerden boykot gördüğünü vurgulayan müzikolog Yenici, uğradığı haksızlığı şöyle aktardı:
‘’Ben bu projeyi çıkardığımda TRT’de 1 yıllık sözleşmeli radyo programı hazırlıyordum. Albümü tam 19 Mayıs günü çıkardım ve bütün dijital mecralarda yayınlandı. Tam bir gün sonra, 20 Mayıs’ta telefon açıp ‘26 Mayıs son programınız, programı tatile sokuyoruz’ dediler. Sebebini sorduğumda ‘Gerekçe yok Serap Hanım, şimdilik tatil’ dediler ve devamı hiç gelmedi.
Bu albümü yaptığım için birçok festivalden ve görevimden adeta boykot yedim. Beklerdim ki karşı taraf bu projeye sahip çıksın ama tek başımıza kaldık. Kültür müdürlerimiz araştırmıyor, dosyanın içeriğini açıp okumuyor bile. Bunu sadece ‘Atatürk’ün sevdiği şarkılar’ zannediyorlar, farkına varamıyorlar. İstanbul’daki kültür merkezlerinin çoğunda sunduk ama şu anki kültür müdürlerinden teklif dahi alamıyoruz.’’
İzmir, Konak ve Bodrum için şarkılar yaptım ama kendi şehrimde sahneye çıkarılmıyorum
İzmir ve Ege bölgesi için bestelediği eserlerin belediyeler tarafından görmezden gelindiğini söyleyen Serap Yenici, yerel yönetimlere sert eleştiriler yöneltti:
‘’İzmirli bizi tanıyamıyor çünkü İzmirlilerle bizi buluşturmuyorlar. Özkan Turgay ile ‘Osmanlı’dan Günümüze’ projesini yaptık, Sunay Akın ile sergi açılışının fon müziklerini hazırladım. Göztepe için marş ve tüm anonim türkülere özel sözler yazarak albüm hazırladım. Ancak İmam Altınbaş döneminde holdingdeki yönetim ayrışmaları nedeniyle projem sahipsiz kaldı, çıkaramadık.
Konak Belediyesi için Hakan Tartan döneminde Özkan Turgay ile ‘Konaklıyız Konaklı’ şarkısını hazırladık, sözlerini Namık Kuyumcu ile başlayıp tamamladık. Ege ile ‘Olmuyor İzmir’ düetini yaptık. Hasan Cihat Örter bestesi ‘Ege’den Aldık Biz Bu Aşkı’ albümünü tamamen İzmir ve Ege’ye ithaf ettim. Şarkı Konak Belediyesi seçimlerinde kullanıldı ama benden sonra gelen hiçbir belediye başkanı bu şarkıyı çalmadı. Konak’ta onlarca festival yapılıyor, ben Konak’ta bir kere bile konser vermedim.
100. Yıl İzmir Marşı yaptım, bir kere bile çalınmadı. Dinleyen herkes hayran kalıyor ama yer verilmiyor. Aynı şeyi Bodrum’da da yaşadım. Cevat Şakir (Halikarnas Balıkçısı) için Tuncay Özsert’in yazdığı sözlerden ‘Merhaba Bodrum’ şarkısını yaptık. 3 yıl Bodrum’da yaşadım. Bodrum Belediyesi ‘Cevat Şakir Anma Günleri’ ve ‘İki Yaka Şarkıları ,Merhaba Günleri’ düzenliyor, şarkının adı ‘Merhaba Bodrum’ olmasına rağmen beni davet listesine dahi almıyorlar. Ne yaparsak değere binecek? Bazı insanların değeri ölünce anlaşılıyor, acaba bizimki de mi öyle olacak? Ama ben inatla 'şükürler olsun' diyerek yaşamaya devam ediyorum.’’
"Küfürlü rap şarkılarına RTÜK ses çıkarmıyor, ben müzikle şifa dağıtacağım"
Müzik piyasasındaki yozlaşmaya dikkat çeken ve kendi yeni müzikal vizyonunu paylaşan Yenici, şu ifadeleri kullandı:
‘’2019-2020’de Bodrum’da sahilde otururken garsonlar akşam saatlerinde bol küfürlü rap şarkıları açıyordu. Her şeye karışan RTÜK bu küfürlü şarkılara nasıl izin veriyor anlayamıyorum. Her şey hayatımızın içinde normalleştirildi.
Pandemiden bu yana 12 müzisyen arkadaşımı, ardından annemi ve 13 yıllık kedimi kaybettim. Büyük bir hüzün ve stres yaşadım, bu birikim yüzünden 9-10 kilo aldım. Bordo Müzik etiketiyle ‘Atatürk’ün Sevdiği Şarkılar ve Selanik Türküleri’ albümünü çıkardık. Yunanistan'ın Kos adasında yaşarken Alpay’ın 50. sanat yılı için ‘Hayalimdeki Resim’ ve ‘Sen Sevme Beni’ eserlerini Türkçe Yunanca seslendirdim.
Şimdi ise 'Şükürler Olsun’ şarkımla birlikte numeroloji, ses frekansları ve müzikle tedavi sistemlerini eserlerime adapte ediyorum. Hayata, doğan güne, şansıma teşekkür eden şifa odaklı işler yapıyorum. İnsanlar hareketli parça istediği için sirtaki gruplarına Yunanca Türkçe besteler yapmıştım. Şimdi de darbuka grupları için ‘Çal Darbukacı Çal' şarkısını çıkardım. Kendi üzerimdeki kiloları verip yaşadığım değişimi insanlara göstererek onlara da ilham olmak istiyorum.’’
‘Şiirden Şarkıya' Projesiyle Avrupa’dayız
Konuşmasının son bölümünde merhum çevre aktivisti Prof. Dr. Orhan Kural ile gerçekleştirdikleri projelerden ve Avrupa’daki kültür sanat faaliyetlerinden bahseden Yenici, sözlerini şöyle tamamladı:
‘’Rahmetli Orhan Kural hocamızla çevre projeleri yaptık. Atilla Atasoy, Yeni Türkü, Bulutsuzluk Özlemi, Haluk Levent, Leman Sam ve Vedat Sakman gibi usta isimlerin yer aldığı 1000 adet basılı ‘Yol Şarkıları’ albümü yapmıştık. Gelirini Ege Orman Vakfı’na devredip Orhan Kural Korusu oluşturmuştuk. Belediyeler bu sanatçılarla ‘Yol Şarkıları Konserleri’ yapsa o koru koca bir ormana dönüşür. Orhan Hocam, Cem Karaca'nın ‘Niyazi Köfteler’ şarkısından yola çıkarak kapitalizmin lastik köftelerine karşı annelerin çocuklarına sefer tasıyla hamburger ve köfte hazırlamasını savunan çok disiplinli bir doğa dostuydu.
‘Şiirden Şarkıya’ projemiz kapsamında Namık Kuyumcu ve Cemal Süreya ile başladık. Sabahattin Ali, Ahmed Arif, Bedri Rahmi, Orhan Veli ve Nazım Hikmet’in biyografilerini okuyup onların kadınlara yazdığı aşkları tiyatral anlatımla besteleyip sahneliyoruz. Lüksemburg ve Brüksel’de Türkiye Gönüllü Tanıtım Grubu (Kadir Duran, Fikret Bey, Belma Tekin, Nergiz Şahin) ile Avrupa’da göç üzerine seminerler veriyoruz. Gençlere tavsiyem: spor edinsinler, duygularını içlerinde patlatmayıp yazarak veya söyleyerek dışa vursunlar ve biyografi kitaplarından asla kopmasınlar."




